Iki Bednam Terim

Giorgio Agamben

Çev.: Yusuf Enes Karataş


İçinde bulunduğumuz olağanüstü sağlık durumu sırasında yaşanan tartışmalardan iki bednam terim ortaya çıktı. Tek amaçlarının, tüm düşünceleri felç eden korkuya meydan okuyarak düşünmeye devam edenleri itibarsızlaştırmak olduğu açıktı. Bu terimler “inkârcı” ve “komplo teorisyeni” terimleridir. İlk terim hakkında çok fazla bir şey söylemeye değmez. Bu terimi kullananlar, mevcut salgını düşüncesizce Holokost ile eşitleyerek hem sol hem de sağ söylemde kol gezen antisemitizmi (bilinçli veya bilinçsiz olarak) ortaya koyuyorlar. Haklı olarak gücenmiş bazı Yahudi arkadaşlarımın öne sürdüğü gibi, Yahudi cemaatinin bu rezil terminolojik suistimal hakkında yorum yapması uygun olabilir.


Bununla birlikte, gerçekten şaşırtıcı bir tarihsel cehaleti gösteren ikinci terim üzerinde durmaya değer. Tarih yazıcılığına aşina olanlar, tarihçilerin izini sürdüğü ve anlattıkları hikâyelerin, doğaları gereği çoğu zaman, amaçlarına ulaşmak için ellerindeki tüm araçları kullanan bireylerin, grupların ve hiziplerin planlarının ve eylemlerinin sonucu olduğunu bilirler. Aşağıdaki satırlarda binlerce örnek arasından seçtiğim üç örneği aktaracağım. Her biri bir dönemin bitişini ve yeni bir tarihsel dönemin başlangıcını işaret ediyor.


MÖ 415’te Alkibiades, Atinalıları Sicilya’ya bir sefer başlatmaya ikna etmek için prestijini, zenginliğini ve mümkün olan her yolu kullandı. Daha sonrasında bu seferin tam bir felaket olduğu anlaşılacaktı ve Atina üstünlüğünün sonuyla aynı zamana denk geldi. Alkibiades’in düşmanları – seferden birkaç gün önce Hermes heykellerinin tahrip edilmesinden yararlanarak – yalancı tanık tuttular ve onu dinsizlik yüzünden ölüme mahkûm etmek için ona karşı komplo kurdular.


On sekizinci Brumaire’de (9 Kasım 1799), Napolyon Bonapart – Cumhuriyet Anayasasına bağlılık yeminine rağmen – bir darbeyle Yönetim Kurulu’nu devirdi ve tam yetkiye sahip Birinci Konsül ilan edildi ve böylece Devrim’in sonunu getirdi. Napolyon, darbeden birkaç gün önce Beş Yüzler Konseyi’nin beklenen muhalefetine karşı stratejilerinde ince ayar yapabilmek için Sieyès, Fouché ve Lucien Bonaparte ile bir araya gelmişti.


Yaklaşık 25.000 faşist tarafından Roma’ya yapılan yürüyüş 28 Ekim 1922’de gerçekleşti. Yürüyüşün yolunu yapan aylarda (yürüyüşü, üç triumvir[1] De Vecchi, De Bono ve Bianchi ile organize eden) Mussolini, Başbakan (Luigi Facta), D’Annunzio ve iş dünyasından isimlerle – hatta bazılarına göre Mussolini, Kral ile de gizlice görüşmüştür – olası ittifakları yoklamak için temasa geçmişti. Faşistler bir nevi prova olarak Ancona’yı 2 Ağustos’ta askeri olarak işgal etmişlerdi.


Bu üç tarihi olayın her birinde bireyler; gruplar veya partiler halinde birleşmiş ve çeşitli olası durumları göz önünde bulundurarak ve stratejilerini buna göre uyarlayarak hedeflerine ulaşmak için kararlılıkla hareket etmişlerdir. Her insani olayda olduğu gibi kuşkusuz bu olaylarda da şans bir rol oynamıştır ancak tarihi şans faktörü ile açıklamaya çalışmak anlamsızdır ve hiçbir ciddi tarihçi böylesine anlamsız bir çabaya girişmemiştir. Bu elbette, her zaman “komplolar” hakkında konuşmanın gerekli olduğu anlamına gelmez. Ancak bu tür olayları tetikleyen komploları ayrıntılı bir şekilde yeniden inşa etmeye çalışan bir tarihçiyi “komplo teorisyeni” olarak etiketleyen biri, kesinlikle ahmaklık değilse de kendi cehaletini sergiliyor olacaktır.


Bu açıdan bakıldığında, İtalya gibi yakın tarihimizin tamamıyla entrikaların, gizli toplulukların, dalaverelerin ve her türlü komplonun sonucu olduğu ve pek çok tarihçinin – Piazza Fontana bombalamasından Aldo Moro'nun öldürülmesine kadar – son elli yılın belirleyici olaylarının temeline inemediği bir ülkede bu tür tutumların devam etmesi daha da şaşırtıcıdır. Bunlar aslında o kadar doğrudur ki, eski Cumhurbaşkanı Francesco Cossiga, bu gizli derneklerden biri olan Gladio’nun aktif bir üyesi olduğunu iddia etmiştir.


Pandemiye gelince, ciddi araştırmalar gösterdi ki pandemi beklenmedik bir şekilde ortaya çıkmadı. Patrick Zylberman'ın Tempêtes microbiennes (Gallimard, 2013) adlı kitabının kritik biçimde belgelediği gibi, Dünya Sağlık Örgütü 2005 gibi erken bir tarihte (kuş gribi esnasında) mevcut senaryoya mevcut bir senaryo ortaya attı ve dahası bunu vatandaşların koşulsuz desteğini sağlamanın bir yolu olarak hükümetlere önerdi! DSÖ’nün ana finansörü olan Bill Gates, bir pandeminin neden olduğu riskler hakkındaki düşüncelerini birçok kez dile getirdi: Bir pandeminin milyonlarca ölümün habercisi olduğu ve bu nedenle buna karşı önlem alınması hususunda uyardı. Sonuç olarak ve Bill & Melinda Gates Vakfı tarafından finanse edilen araştırma bağlamında, John Hopkins Sağlık Güvenliği Merkezi 2019 yılında koronavirüs pandemisi için “Event 201” adlı bir simülasyon tatbikatı düzenledi. Bu tatbikat, yeni bir virüsün ortaya çıkması durumunda koordineli bir yanıt hazırlamak için uzmanlar ve epidemiyologları bir araya getirdi.


Demek ki, tarih boyunca olduğu gibi, meşru ve gayri meşru amaçlar peşinde koşan ve daha sonra bu amaçları her gerektiğinde bir şekilde gerçekleştirmeye çalışan kişi ve kuruluşlar vardır. Neler olduğunu anlamak isteyenler için bu eğilimleri bilmek ve bu eğilimler üzerine düşünmek çok önemlidir. Bu nedenle, bir komplodan bahsetmek, gerçeklerin gerçekliğine hiçbir şey katmaz. Bununla birlikte, tarihi olayları olduğu gibi bilmek isteyen birini “komplo teorisyeni” olarak tanımlamak açık bir karalamadır.


[1] Ç.n.: Antik Roma'da kamu veya sivil idareden yetkili üç kimseden biri.