Çevresel Adalet Iklim Adaletidir. Iklim Adaleti Hayvanlar Için Adalettir.

Lee Miller

Çev.: T. Gizem Soyergin


Bu yazı  Etin Hukuk ve Ekonomi Politiği Sempozyumumuzda sunulan bir tebliğdir.


Kuzey Karolina’da, çevresel adalet toplulukları otuz yıldır endüstriyel hayvancılığın yükselişiyle mücadele ediyorlar ve kaybetmeye alışkınlar. Mahkemelerde, eyalet bürokratlarının izin ve icra dairelerinde ve en önemlisi ABD Kongresi’nde kaybediyorlar. Yine de, bu topluluk savunucuları “daha kötü olabilirdi; Duke Enerji’yle mücadele ediyor olabilirdik” şeklinde şaka yapardı. Domuz imparatorluğu ne kadar güçlü olursa olsun, şirketokrasinin tartışmasız kralının hala devlet destekli elektrik monopolleri olmasını herkes kanıksamıştı.


Bugün kimse gülmüyor. Mükemmel bir şekilde esen, fırsatçı yeşil göz boyama[1], iklim değişikliği vurgunculuğu ve düzenleyici asayiş/denetim fırtınası, Büyük Domuz ve Büyük Enerji Endüstrilerini yeni, kirli bir enerji sektörü icat etmek için uygun adım çaba içinde boyunduruk altına aldı. Bu, modern Et Tröstünün daha fazla yoğunlaşmasını ve yoğun karbon enerjisinin yeniden yerleşmesini vaat eden kötü bir antlaşmadır. Bugün birçok kişinin çevresel adalet hareketinin başladığı yer olduğuna inandığı Kuzey Karolina’da olanlar, oligarşik güçlerin, insan ve insan olmayan hayvanların gelişimi hususunda rahatsız edici bir yeniden düzenlenmenin habercisi.


Büyük Domuz Endüstrisi Problemi


Viveca Morris’in kendi tebliğinde [Modern Et Tröstlerini Ortadan Kaldırmak] anlattığı gibi, hayvancılık 1970’lerden 1990’lara kadar hızlıca endüstrileşmiştir. Daha 1982 yılında, Kuzey Karolina, 100 yerel yönetim bölgesinin her birine yayılmış 11.000’den fazla küçük domuz çiftliğine ev sahipliği yapıyordu. Murphy-Brown, Smithfield ve diğerleri, Tyson Foods’un tavukçuluk için öncülüğünü yaptığı endüstriyel modeli domuzları yetiştirme ve katletmeye uyarladıkça, eyalet domuz CAFO’larının patlaması hususunda sıfır noktası haline geldi. 1989 ve 1995 yılları arasında, 7.000 küçük domuz yetiştiricisi, 700 Konsantre Hayvan Besleme Operasyonu (CAFO) tarafından yerlerinden edildi. Raleigh News ve Observer, Büyük Domuz Endüstrisinin yükselişi hakkındaki Pulitzer ödüllü serilerinde, ortaya çıkan manzarayı, bugün yaklaşık 9 milyon domuzu hapseden ahırlardan oluşan bir “megalopolis” olarak betimledi. CAFO’lar, Smithfield’in her gün 35.000 domuzu öldürmek ve işlemek için dünyanın en büyük domuz mezbahasını inşa ettiği Tar Heel adındaki küçük kasabadan yayılıyordu.


Bu domuzlar New York City’nin nüfusunun iki katı kadar gübre üretiyorlar fakat kanalizasyon arıtma tesisi mevcut değil. Bunun yerine, Kuzey Karolina’nın 2.300 domuz CAFO’su, atığın kapatılmış ahırlardan açık ve (çoğunlukla) kaplamasız toprak çukurlarına boşaltıldığı “gölcük ve püskürtme alanı sistemini” kullanıyor. Bu sistemde, dışkı ve idrar, büyük serpme aleti bunları çevre alanlara püskürtmeden önce kısmen sindirilir. Bu gölcük ve püskürtme alanı sistemi Büyük Domuz endüstrisinin su kirliliği, hava kirliliği, antibiyotik direnci ve rahatsız edici koşullar dahil olmak üzere çevresel zararlarının temelinde yatmaktadır.


Yeni mega tesisler o kadar yoğunlaştı ki, sadece 10 Kuzey Karolina yerel yönetim bölgesi şu anda Amerika Birleşik Devletleri’ndeki tüm domuz envanterinin %10’unu oluşturuyor. Duke Üniversitesi’nden araştırmacılar, bu çiftliklerin komşularının tüm nedenlere bağlı ölüm, bebek ölümü, anemiden kaynaklı ölüm, böbrek hastalığı, tüberküloz, septisemi ve düşük doğum ağırlığından daha çok muzdarip olduklarını bulguladı.


Sağlığa zararlı etkilerinin ötesinde, bu kirlilik, komşu evleri neredeyse yaşanamaz bir hale getiriyor. 2014 yılında, tesislere komşu olarak yaşayan sayıları 500’den fazla, çoğu siyah, yerli ve beyaz olmayan diğer insanlardan oluşan kişiler Smithfield’ın yan domuz üretim kuruluşu olan Murphy Brown’a dava açarak, şirketin sadece rahatsız edici koşullara neden olmadığını bunun yanında şirketin verdiği zararı bildiğini, bunu düzeltmek için teknolojiye ve kaynaklara sahip olduğunu ve ihmali olarak düzeltici önlemleri almakta başarısız olduklarını iddia etti. Beş ayrı jüri bu iddiaları kabul etti ve yüz milyonlarca dolarlık cezai tazminata hükmetti.


Hiç kimsenin bu tarz koşullara katlanmaması gerekirken, bazı toplulukların bu koşullara orantısız bir şekilde tahammül etmesi şaşırtıcı değildir. Kuzey Karolina Üniversitesi’nden sevgili epidemiyolog Steve Wing, Kuzey Karolina’nın doğusunda konumlanmış bulunan CAFO’ları analiz etti ve “çevresel ırkçılıkla ilgili bir vaka çalışması” buldu. Hispanik olmayan beyaz nüfusa kıyasla, Siyah insanların ve Yerli Amerikalıların domuz CAFO’larının üç mil içerisinde yaşama oranlarının sırasıyla 1,4 ve 2,39 kat daha fazla olması kuvvetle muhtemel. Farklılık o kadar şiddetlidir ki; Smithfield’ın rahatsız edici davalarının temyizini inceleyen Dördüncü Daire hâkimi Harvie Wilkinson III, geçenlerde, mahkemelerin ‘’çevresel zararların orantısız bir şekilde malı mülkü elinden alınmış … azınlık nüfuslarına ve yoksul topluluklara musallat olduğu’’ gerçeğini ‘’meşhur ve maruf bir vakıa[2]’’ olarak ele alması gerektiği konusunda görüş belirtmiştir.


Rahatsız edici davalar, Smithfield’ı neden olduğu kirlilik ile başa çıkmaya zorlayabilir ancak ön saflardaki topluluklar sonucu nefeslerini tutmuş beklemiyorlar. Onlar bunların hepsini daha önce de duymuştu. 1990’lı yılların ortalarında bir dizi feci gölcük ihlalinden sonra toplum örgütleri tarafından liderlik edilen bir halk ayaklanması, Kuzey Karolina parlamentosunu yeni atık gölcüklerine bir moratoryum koymaya zorladı. 2000 yılında Smithfield, Kuzey Karolina Başsavcısı ile moratoryum kapsamında bulunan büyükbabadan kalma çifliklerinde “çevre dostu teknoloji” geliştirmeyi ve tesis etmeyi vaat eden bir anlaşma imzaladı. Bu teknolojinin tüm toksik deşarjları ve emisyonları ‘’önemli miktarda ortadan kaldırması’’ gerekiyordu. 20 yıl sonra gelinen durumda, Smithfield, en az 2006’dan beri kullanılabilir olmasına rağmen, vaat edilen teknolojiyi çiftliklerinde tesis etmedi.


Bu eylemsizlik haline karşın, 2018’de, Smithfield, Dominion Enerji ile işbirliği içinde metanı gölcüklerinden yakalamak ve onu doğalgaza dönüştürmek için 250 milyon dolar harcamayı planladığını açıkladı. Kısa bir süre önce, “ABD’deki en büyük yenilenebilir gaz tedarikçisi” haline gelmek için taahhüdü 500 milyon dolar yaparak 2 katına çıkardı.


Neden dünyanın en büyük domuz eti üreticisi, 20 yıl boyunca temel çevresel vaatlerini yerine getirmedikten sonra iklim değişikliği konusunda birdenbire imana gelmişti?


Domuzda Ruj[3]


Ulusal iklim politikası boşluğumuzun en büyük tehlikelerinden biri, tilkinin kümesin sorumluluğunu memnuniyetle üstlenmesidir. Özel taraflar, “piyasa iyi bir iş çıkarıyor, siz zahmet etmeyin” cümlesini kurabilmek için düzenlemeyi herkesten önce gerçekleştirmek adına adım atacaklar. Sera gazı emisyonlarını azaltmak için baştan çıkarıcı ‘’çözümleri’’ ustalıkla işlerlerken, ivedi adalet meseleleri – özellikle çevresel adalet ve insan olmayan hayvanlar için adalet- şirketin yıllık raporunda çok az yer alıyor. Süslü broşürler ne derse desin, eğer seçenekler dağıtıcı adalet, yaşanılabilir iklim ve yakışıksız şirket kârları ise “ikinci seçenek” en iyisidir.


Dünyanın en büyük perakendecisi ve onun kurumsal imajını yeşillendirme çabasına gelelim. 2017 yılında Walmart, 2030 yılına kadar, bir milyar metrik ton sera gazını tedarik zincirinden çıkararak ortadan kaldıracağına dair planlarını açıkladı. Walmart, siparişlerini tescilli bir “Sürdürebilirlik Endeksi” üzerinden düzenlemeye başladı. Ülkenin en büyük marketi, tedarikçilerinin sera gazı emisyonlarını temizlemelerini isteyebileceğini önermeye başladığı zaman, Smithfield birdenbire çok değer verdiği monopsoni gücünün yanlış tarafında kaldı.  Şirket, Walmart’ı mutlu tutmanın yollarını aramaya başladı ve en büyük yükümlüğünü – rahatsızlığa neden olan gübreyi – cazip bir kar merkezi haline dönüştürebileceği bir tasarı uydurması uzun sürmedi. Bütün bunlarla aynı zamanda, enerji şirketleri, regülatörleri tatmin etmek ve özel sektördeki karbon dengeleme kredilerine yönelik artan talebi karşılamak için yenilenebilir ve düşük karbonlu hammaddeler arıyorlardı. Gıda ve enerji tedarik zincirlerinin bu “yeşillendirme” çabası, domuz atık gölcüklerinden boru hattı seviyesinde doğal gaz üretmeyi amaçlayan Smithfield/Dominion Enerji projesi birliğini doğurdu. Bu yeni ürünü biyogaz olarak adlandırdılar.


Birkaç futbol sahası büyüklüğündeki atık gölcüğü yüksek miktarda metan yayar. Endüstrinin federal hava kirliliği yasalarında zorla açtığı boşluklar nedeniyle hayvan işletmeleri atmosfere sınırsız metan yayabilir. Smithfield ve Dominion, Smithfield’ın gölcüklerine devasa muşambalar yerleştirmeyi, metanı yakalamayı ve saflaştırma ve doğalgaz boru hatlarına enjekte etme için merkezi bir tesise aktarmayı planlayan Align RNG adlı bir şirket kurdu. Eğer ABD Çevre Koruma Ajansı (EPA) veya eyaletler CAFO’lardan yayılan metan emisyonlarını düzenleseydi, elektrik üretimi için ele geçirilen metan ne Walmart’ın azaltma hedeflerine kredilendirilebilir ne de temel seviyelerin ötesinde azaltmayı gerektiren (yaygın olarak “topluluk yapısal fonlarının ulusal fonlarla birlikte kullanılması” gerekliliği olarak adlandırılır.) karbon dengeleme kredileri oluşturmak için kullanılabilirdi.


BİYOGAZIN KÂRLILIĞI ELE GEÇİRİLMİŞ DÜZENLEYİCİ DEVLETE KAZINMIŞ BOŞLUKLARA BAĞLIDIR.


Biyogaz tek başına problem değildir. Eğer domuz CAFO’larına sahip olacaksak, metanı yakalamaları ve yok etmeleri çok daha iyidir. Ancak mevcut biyogaz projeleri otuz yıldır büyüyen toplulukları ilgilendiren iklim adaleti hususunda herhangi bir gelişme kaydetmiyor. Gerçek şu ki, gölcüklerin kaplanması, nehirlerin ve yeraltı sularının sıkıntılarını ve kirliliğini büyük ihtimalle daha kötü bir duruma sokacaktır. Kıyı Ovası, kumlu toprak ve yüksek su seviyeleriyle karakterizedir ve hiç kimse gölcüklerin basınçlandığında ne kadar atığın sızacağını ve yer altı suyuna nüfuz edeceğini bilemez. Gölcük örtüsünün altındaki gazların sıkıştırılmasının inorganik nitrojen konsantrasyonunu %350 artırdığını biliyoruz. Ve Biyogaz dağıtımı, kamyon trafiğini artıracak ve oralarda ikamet eden kimseleri arıtılmamış gazı çiftlikten işleme tesislerine taşımak için kilometrelerce yeni boru hatlarına maruz bırakarak, beyaz olmayan topluluklara ek yükler dayatacaktır.


Daha iyi bir dünya hakkındaki tahayyülümüzde CAFO’lara ihtiyacımız yok. Astıma neden olmayan havaya, balıkları öldürmeyen suya ve çocuklarımız için istikrarlı bir iklime ihtiyacımız var.  Mezbahalardan, gölcük ve püskürtme alanına bitişik, atalardan kalma evlere kadar Siyah ve Kahverengi bedenleri yok etmeyi bırakmalıyız.


Rahatsız edici davalar, Dördüncü Daire’nin önüne geldiğinde İnsancıl Dernek, Kuzey Karolina Çevresel Adalet Ağı, Su Bekçisi İttifakı gibi çeşitli sektörlerden bölge sakinlerini destekleyen uzman görüşleri akın etti. Yargıç Wilkinson, bu ideolojik iplikleri bir araya getirerek dokudu ve şunları yazdı:


(Smithfield’da) Eksik olan şey hayvanlara daha iyi muamele etmenin insanlara da fayda sağlayacağının farkına varmaktı. Göz ardı edilen şey, hayvan refahı ve insan refahının çelişen amaçlarla ilerlemek şöyle dursun, aslında bütünsel olarak birbirine bağlı olmasıydı…  Böylesi korkunç koşullara özgü tehlikeler her zaman ilk önce hayvanların çektiği acılarda ortaya çıktı. Bununla birlikte, kaçınılmaz olarak, işlevsizlik dalgaları çitlik çalışanlarına ve en nihayetinde de çevredeki topluluk üyelerine ulaşacaktır.


Eğer Reagan tarafından atanan 76 yaşındaki beyaz bir federal yargıç bu anın zorunluluklarını kavrayabiliyorsa, çevresel adalet, iklim adaleti ve insan olmayan hayvanlar için adaleti gündeme getirecek çapraz hareket ittifakları için umut var demektir.


Orijinal metin “Environmental Justice Is Climate Justice Is Justice For Animals.” başlığıyla 12 Şubat 2020 tarihinde Law and Political Economy Project sitesinde yayımlanmıştır, orijinal metne bağlantı üzerinden erişmeniz mümkündür.


[1] Ç.n.: Bir şirketin çevresel sorumluluğa sahip olduğu imajını vurgulamak amacıyla yaydığı yanlış bilgi.

[2] Ç.n.: Aksi ispatlanabilmekle birlikte herkesçe bilinen bir gerçek.

[3] Ç.n.: İngilizce bir deyiş olan “you can put lipstick on a pig, but it’s still a pig’’ cümlesinin Türkçe karşılığı “Eşeğe altın semer de vursan eşek yine eşektir.” şeklindedir.