Walter Benjamin'in Düşüncesi Üzerine Notlar: Şiddetin Eleştirisi

Signe Larsen

Çev.: Mehmet Odabaşı


“Şiddetin Eleştirisi” (Zur Kritik der Gewalt)[1], Benjamin tarafından kullanılan anahtar terimlerin birçoğunu İngilizceye çevirmenin kısmi imkânsızlığından kaynaklanan belirsizliğiyle meşhurdur. Almanca başlığında ve ilk birkaç cümlede ifade edilen şiddet eleştirisi görevinin doğrudan özetlenmesi [the immediate encapsulation] İngilizce çeviride tamamen kaybolmuştur. Bu nedenle, bir şiddet eleştirisinin nelerden oluştuğunu anlamak istiyorsak, etimolojik bir açıklama yapmak önemlidir.


Eleştiri (Kritik), öncelikle olumsuz bir değerlendirme veya kınama olarak anlaşılmamalı, Kantçı gelenekte olduğu gibi, eleştirinin kendisinin sağladığı araçlara dayalı yargı, değerlendirme ve inceleme olarak anlaşılmalıdır. Ancak daha önemli bir sorun, Almanca’da (kamu) gücü, (meşru) iktidar, tahakküm, otorite ve şiddetin çoklu anlamlarını taşıyan Gewalt'ın, bu anlamların sadece birkaçını (özellikle, kurumsal iktidar, güç ve tahakküm ilişkileri veya hatta fiziksel olmayan ya da “sembolik” şiddet taşıyan) “şiddet” (violence) ile çevrilmesidir. Şiddet eleştirisinin görevinin, şiddetin (Gewalt) hukuk (Recht) ve adalet (Gerechtigkeit) ile ilişkisini açıklamak olarak anlaşılması gerektiği bu nedenle daha somut ve belirlidir.


Bununla birlikte, Zur Kritik der Gewalt'ın görevini tam olarak anlamak için iki etimolojik açıklama daha gereklidir. Recht, yani Latince’de Ius, hem hak hem de hukuk (hukukun genel sisteminde olduğu gibi) anlamını taşır ve bu da belirli hukuklarla yan yana getirilmiştir.[2] Gesetz ise Latince Lex'e karşılık gelir. “Ahlaki ilişkiler” olarak tercüme edilen “Sittlicheverhältnisse”, çeviri açısından daha önemli bir sorun teşkil etmektedir. İngilizcede, hukuk ve adalet alanının neden ahlaki ilişkiler alanı olarak anlaşılabileceği direkt açık değildir. Ahlaklılık (Morality), Hegelci gelenekten (Sittlichkeit) ziyade, - İngilizcede - Kantçı bir soyut evrensel hukuk (Moralität) geleneğini taşır. Hukuk Felsefesi’nde Sittlichkeit, etik yaşamın, yani aile, sivil toplum ve devletin siyasi çerçevesi için kullanılan terimdir. Bu nedenle şiddet, devletteki etik yaşam çerçevesinde hukuk ve haklarla ilişkileri temelinde eleştirilmelidir (sittliche Verhältnisse). “Çünkü” diye yazar Benjamin, “bir neden ahlaki ilişkilere girdiğinde, kelimenin tam anlamıyla şiddet haline gelir” (s.236). Dolayısıyla Benjamin, doğanın gücü (Naturgewalt) veya şiddeti ile değil; ama toplum ve nihayetinde devlet çerçevesinde var olan şiddet ile ilgilenir.


Benjamin, şiddet eleştirisinin ancak şiddet tarihi felsefesi aracılığıyla yapılabileceğini savunuyor (biz buna şiddet tarihinin felsefesinin “yapıbozumunu” da ekleyebiliriz). Benjamin, şiddet, hukuk ve adalet arasındaki ilişkinin "yapıbozumunda" birçok karşıtlıklar çifti kurar. Bununla birlikte, Derrida'nın da işaret ettiği gibi, bunların çoğu kendi kendilerini yapıbozuma uğratır.[3] Bu tür ilk karşıtlık çifti, doğal hukuk (Naturrechts) ve pozitif hukuktur (pozitiveRechts), bunlar genel olarak aykırı olarak anlaşılsalar bile (doğal hukuk amaçların adaleti ile ilgilidir, pozitif hukuk, araçların haklılaştırılması ilgilidir) temel bir dogmayı paylaşır, yani araçlar ve amaçlar arasında bir haklılaştırma ilişkisinin var olduğu. Bu nedenle, iki teori bir araç olarak şiddetin hukuka uygun olduğu takdirde haklı gösterilebileceği konusunda hemfikirdir. Benjamin, bu dogmaya karşı şu itirazları ileri sürmektedir: Araçlar ve amaçlar arasındaki meşrulaştırma ilişkisi önceden varsayılırsa, kendiliğinden bir şiddet eleştirisi gündeme getirmek mümkün değildir, sadece şiddet uygulamaları mümkündür. Böylelikle, ilkesel olarak şiddetin adil bir amaç için bile ahlaki bir araç olup olmadığı sorusunun ele alınması imkânsız hale getirilmiştir. Benjamin, şiddeti kendi içinde eleştirmekte ısrar ederek, hukuk biliminin temel dogmasına, yani araçlar ve amaçlar dengelendiğinde haklı amaçlar için haklı araçlar kullanılırsa adaletin elde edilebileceğine meydan okur.


Buradaki soru, şiddet ve hukukun birbiriyle nasıl ilişkili olduğudur? Benjamin, şiddet ve hukuk arasındaki yakın ilişkinin iki yönlü olduğunu ileri sürer. Birincisi, şiddet, hukuku kuran ve koruyan araçtır. İkincisi, tahakküm [iktidar adı altında şiddet (Macht)] hukukun amacıdır: Hukuk kurmak, iktidar kurmaktır, bu anlamda şiddetin dolaysız tezahür edişidir (s.248). Benjamin, hukuk koyucu şiddet (rechtsetzend Gewalt) ile hukuk koruyan şiddet (rechtserhaltende Gewalt) arasında şiddetin bir araç olarak kullanıldığı amacın tarihsel olarak kabul edilip edilmediğine göre, yani, "tasdik edilmiş" veya "tasdik edilmemiş" şiddet (sırasıyla "yasal amaçlar" ve "doğal amaçlar" olarak adlandırılır) ayırt eder. Şiddet, bir araç olarak doğal amaçlara yönelikse - bir veya daha fazla devletin sınırlar gibi tarihsel olarak kabul edilmiş hukuku görmezden gelmek için şiddet kullandığı devletlerarası savaşta olduğu gibi - şiddet hukuk koyucu olacaktır. Bu şiddet, tarihsel olarak kabul edilmiş yeni bir hukuku oluşturacak bir “barış seremonisi” için çabalar; tarihsel olarak kabul edilmiş yeni sınırlar.


Bir savaştan sonra sınırların oluşturulması, tüm hukuk koyucu şiddetin doğasında bulunan tahakküm ilişkisinin kurumsallaşmasının açık bir örneğidir. Hukuk önünde eşitlik kisvesi altında barış seremonisi, iktidar adına şiddetin bir tezahürüdür; “şeytanca muğlak bir şekilde" der Benjamin, haklar, “eşit haklardır: anlaşmanın her iki tarafı için de aşılamayacak olan aynı sınırdır” (s.249). Benjamin, hukukun bu şeytani muğlak eşitliğinin, Anatole France'ın hicivle ifade ettiği şeye benzediğini yazar: “Zengin ve fakire geceyi köprülerin altında geçirmek eşit derecede yasaktır” (a.g.e.) Bunun tersine, şiddet, eğer devletin, vatandaşları devleti korumak için hayatlarını riske atmaya zorladığı genel zorunlu askerlik örneğinde olduğu gibi hukuki amaçlara yönelik bir araç olarak şiddet ise bu hukuk koruyucudur. Hukuk koyucu şiddet ile hukuku koruyucu şiddet arasındaki ayrım, polisin bünyesinde ve idam cezasında yapıbozuma uğramakta, bu sayede yasanın "çürümüş" özü ortaya çıkmakta, yani hukuk, kendi iyiliği için şiddetli tahakkümün bir tezahürünü oluşturmaktadır. Hem idam cezasında hem de polis şiddetinde hukuk koyucu ile hukuk koruyucu şiddet arasındaki ayrım askıya alınır. Ölüm cezası yalnızca bir suç için ceza değil, yeni bir hukukun tesis edilmesidir; polis şiddeti ise, hukuk koruyucu olsa da, hukuki durumların olmadığı yerlerde, polis kararnameleri vasıtalarıyla yeni hukuk yaratarak müdahale edilmesidir. Ölüm cezasında ve benzer şekilde polis şiddetinde, devlet kendini yeniden tasdik eder: Hukuk, şiddetin veya gücün doğrudan bir tezahürüdür ve hukukun amacı, hukukun kendisidir.


Hukukun bu şiddeti - hukuk koyucu ve hukuk koruyucu şiddet arasındaki salınım polis şiddetinde görünür - Benjamin tarafından Yunan Niobe mitine atıfta bulunularak açıklanır. Niobe'nin Leto'ya karşı küstahça övünmesi – çünkü Niobe’nin on dört çocuğu ve Leto’nun sadece iki çocuğu var – “kadere” (Schicksal) meydan okumadır. Hiç tanımlanmamış “kader” kavramı bir iktidar (Macht) ilişkisine gönderme yapıyor gibi görünüyor. Niobe'nin meydan okuduğu şey hukuk değil, Leto'nun otoritesi veya meşru gücüdür. Apollo ve Artemis, onun oğullarını ve kızlarını öldürdüğünde, bu bir cezalandırma değil, bir hukuk kurmadır (“neue Rechtzustatuiren”) (s.242). Niobe, "insanlar ve tanrılar arasındaki sınırda bir sınır taşı" oluşturan tanrıların gücü olarak hukukun (mevcut) fiziksel bir tezahürü olan ağlayan bir taşa (heykele) dönüştürülür (s.248). [4] Benjamin, bu nedenle, iktidarın (Macht) "mitik hukuk kurma ilkesi" olduğunu yazar (a.g.e.).


Hukuk ve şiddet arasındaki ilişkiyi açıkladıktan sonra, hukuk ve adalet arasındaki ilişki sorunu gündeme gelebilir. Benjamin yalnızca metaforlarla konuşmaz: “Adalet, ilahi amacın ilkesidir; iktidar ise mitik hukuk kurma ilkesidir” (a.g.e.). Adalet, ilke olarak hukuk alanında ulaşılamayacak bir amaçtır: Adalet, inanç alanına aittir ve hukuk veya akıl yoluyla kasıtlı olarak elde edebileceğimiz bir şey değildir: “Araçların meşruiyetine ve amaçların adaletine asla akıl karar vermez; bunlar hakkında kararı mukadder şiddet, onun hakkındaki kararı da Tanrı verir” (s.247). Ancak Benjamin temelde adaletle ilgileniyor; Zur Kritik der Gewalt, Benjaminci "adalet teorisine" en yakın olandır. Hukukun mitik “iktidar kurma” sırasında, şiddetin/gücün doğrudan tezahürüyle, adaletin imkânsızlığı, hukukun yok edilmesini ilke olarak “zorunlu” kılar (s. 249). Sadece bir coup d’état hedefleyen siyasi genel grev bu nedenle yetersizdir; “hukukun gücü” ancak ilke olarak hukuk ve dolayısıyla devlet iktidarı yok edilirse aşılabilir. Bu nedenle çağrılan şey, tüm devlet iktidarını yok etmeyi amaçlayan bir proleter genel grevdir. Benjamin'in metnindeki paradoksal bir bakış açısı da adaletin aşkın olmasına rağmen (amaçların doğruluğuna karar veren Tanrı'dır), insan eylemlerinin ilahi adaletin bir ifadesi olamayacağı anlamına gelmemesidir. Derrida'nın da gördüğü gibi sorun, eylemlerin ilahi şiddetin bir tezahürü olup olmadığını asla bilemeyeceğimizdir.


Adalet, bir ilahi şiddet eylemi yoluyla mümkündür (ancak bilinemez), ki bu her bakımdan hukukun mitik şiddetine tamamen zıttır: “Mitik şiddet hukuk koyarsa, ilahi şiddet hukuku yok eder; ilki sınırlar koyarsa, ikincisi onları bir şekilde yok eder; mitik şiddet aynı anda suçluluk ve cezalandırma getirirse, ilahi güç kefareti ortadan kaldırır; ilki tehdit ederse, ikincisi vurur; ilki kanlıysa, ikincisi kan dökmeden öldürücüdür "(a.g.e.). İlahi şiddet, - Tanrı tarafından - hiçbir uyarı ya da tehdit olmaksızın Tanrı’nın, kan dökmeden Korah kabilesini ortadan kaldırma kararıyla örneklendirilir: Altlarından toprak açılır, onları yutar ve iz bırakmadan tekrar kapanır. Mitik şiddetin aksine, ilahi şiddet, hukuk olarak bir tahakküm ilişkisi kurmayı amaçlamaz: İlahi şiddet kurbanı kabul eder. Bu Niobe'nin çocuklarının öldürülmesi gibi kendi iyiliği için kurban değil, "yaşayanlar uğruna"dır (Korah'ın kabilesi Tanrı uğruna değil, bağışlananlar uğruna yok edilir) (s.250). “Ama ilahi şiddetin bu yok etme hükmü” diye yazar Benjamin, “aynı zamanda kefaretin bedelidir” (Entsühnend). Ancak ilahi şiddetin telafi ettiği “suç” (Schuld) değildir; İlahi şiddet suçluları suçluluktan değil, hukuktan arındırır.


Hukukun suçlularının ilahi şiddet tarafından kurtarıldığını nasıl anlayabiliriz? İlahi şiddetin (diegöttlichereine Gewalt) “saf” (rein) olması nedir? İngilizcesi "saf” (pure), Almancası rein olan kelime hem temiz hem de mutlak veya tam çifte anlamını taşır. Birincisi, ilahi şiddet saftır (temiz anlamına gelir) çünkü hukukla piçleştirilmemiştir; insanın düşüşünden (The Fall of Man) önceki gibi hukukun suçundan saftır (Niobe’nin çocuklarının ölümünden dolayı hissettiği suçluluk). İkinci olarak, ilahi şiddet, amaca yönelik bir araç olarak ilişki kurma biçimi nedeniyle "saftır" (mutlak veya tam anlamına gelir). Mitik yasal şiddet, dolaylı şiddet (amaca yönelik araç olarak şiddet) ile doğrudan şiddet (öfkenin tezahürü veya tahakküm ilişkisi) arasında ayrım yapmazken, ilahi şiddet "saf" ve dolaysızdır, çünkü araç ve amaçlar için bağımsız kriterler ortaya koymaktadır. Mitik şiddetin araçları ve amaçları birleştirirken ilahi şiddet araçları ve amaçları ayırır. Benjamin'in öne sürdüğü gibi, haklı amaçlara ancak Tanrı karar verebilir ve hiçbir hukuk araçları haklılaştıramaz; sahip olduğumuz şey sadece bir kılavuzdur (Richtschnur).


Altıncı emir olan “Öldürmeyeceksin” böyle bir kılavuza bir örnektir. Benjamin’in Richtschnur kelimesini kullanması bu bağlamda çok anlamlıdır: “Öldürmeyeceksin” tam olarak bir hukuk (Recht) değil, bir kılavuzdur (Richt-schnur). Bir Richtschnur (Almanca'da Maurerschnur olarak da bilinir) bir duvarcının çizgisidir: Duvar ustaları tarafından bir binanın düzlemini ölçmek veya düzeltmek (richten) için kullanılan bir iptir (schnur). Bir Richtschnur, bir ev inşa etmek için pratik olarak kullanılan bir yöntemdir. İyi bir ev inşa etmek için, genel olarak, duvarcılar bu Richschnur'u takip etmek zorundadır, ancak bazen, kırık bir zemin nedeniyle, iyi bir ev ancak Richtschnur göz ardı edilirse yapılabilir. Hukuku (Recht) neredeyse eş seslisi olan Richt ile değiştirerek Benjamin, mitik şiddet (mytische Gewalt) ile ilahi şiddet (göttliche Gewalt) arasındaki temel farkı kurar. Emir hukuk değildir, genel olarak insanların iyi bir yaşam sürmeleri için izlenmesi gereken bir kılavuzdur, duvarcıların genel olarak iyi bir ev inşa etmek için uymak zorunda oldukları gibi. Ancak göz ardı edilmesi gereken durumlar olabilir.


Bu, kılavuzu yok sayan bir eylemin – emirden çıkarılabilecek hüküm olarak - hükmü anlamında emir-hukuku da değildir: "Emirden hareketle hiçbir hüküm çıkarılamaz," diyor Benjamin “ve bu nedenle ne ilahi hüküm ne de bu hükmün gerekçeleri önceden bilinebilir. Bir kişinin diğer bir kişi tarafından herhangi bir şiddet kullanılarak öldürülmesini kınayanlar yanılıyorlar” (a.g.e.). Benjamin, bunun yaygın bir yanlış anlama olduğunu ve adil amaçların "olası bir hukukun amaçları" olabileceğini savunur (s.247). Bu yanlış anlama, haklı amaçların “genelleme” yapabildiği, başka bir deyişle doğru ve yanlış arasında a priori ayrım yapmanın mümkün olduğu inancına dayanmaktadır. Benjamin, bunun "adaletin doğasıyla çeliştiğini" öne sürüyor: “Çünkü belli bir durumda adil, genelde kabul edilebilir ve geçerli olan amaçlar başka bir durum için böyle olmayabilecektir - her ne kadar iki durum bazı başka bakımlardan benzer olsalar bile” (a.g.e.). Bu nedenle hiçbir hukuk adaleti içeremez. Sahip olduğumuz tek şey olan "Öldürmeyeceksin" emrinin "eğitici gücü" (erziehriches Gewalt), duvarcıların Richtschnur'larından öğrendikleri gibi bize iyi bir hayatı nasıl yaşayacağımızı öğretebilir. Emir "hükmün bir kriteri olarak değil, tek başına onunla hesaplaşmak zorunda olan ve en uç durumlarda onu görmezden gelme sorumluluğunu üstlenmek zorunda olan kişi veya cemaatlerin eylemleri için bir kılavuz olarak mevcuttur" (s.250).


Bu en uç durumlar nelerdir? Benjamin'e göre, modern devlet hukukunun çürümüş mitik şiddeti, bu tür uç koşulları oluşturuyor gibi görünüyor: Tüm yasal şiddetin ve devletin yok edilmesi, saf doğrudan şiddet için "zorunlu" bir görev haline geliyor; ilahi şiddet. Hukuk koyucu ve hukuk koruyucu şiddet arasındaki salınımı kıran proleter genel grev ve devlet iktidarının kaldırılması, yeni bir tarihsel devrin (neuesgeschichtliches Zeitalter) temelini oluşturacaktır (s.252). Burada, Derrida'nın Benjamin’in pozisyonunu neden “Mesihçi-Marksist veya arke-eskatolojik” olarak özetlediğini görüyoruz (Derrida, Force of Law, s. 1045). The Critique of Violence, Benjamin'in bir devrim için siyasi talebidir: Benjamin şöyle yazar: “Fakat eğer hukukun ötesinde şiddetin statüsü saf ve dolaysız şiddet olarak güvence altına alınabilirse, devrimci şiddetin varlığı, bunun nasıl mümkün olduğu, saf şiddetin en büyük tezahürünün insanlar tarafından nasıl adlandırılması gerektiği hususu kanıtlanmış demektir” (s.252).


Benjamin, ilahi şiddetin, yeni bir tarihsel çağ getirecek olan devrimci genel grev biçiminde Mesih'in gelişini işaret ettiğini öne sürdüğü için “Mesihçi-Marksisttir”. O, devrimci genel grevin eskatolojisinin, kalabalıkların asıl savaşında (wahrend Kriege) ya da suçlu hakkında Son Hüküm’de (Gottesgericht der Menge am Verbrecher) tezahür ettiğini savunduğu için "arkeo-eskatolojik"tir. Kalabalığın devlet hakkındaki yargısı, hukukun mitik şiddeti tarafından işlenen suçların “kefaretini ödeyecek” ve bizi yasanın çürümesinden (Verfall) önceki zamana geri döndürecektir: Mitin hukukla piçleştirildiği bütün o ebedi formlar, bir kez daha tamamen saf ilahi şiddete açık hale gelecektir” (s.252).


Benjamin’in mitik şiddete yönelik nihai kınamasında, Yahudi-Hıristiyan çağrışımları belirgin hale geliyor: "Verwerflichaber, mythische Gewalt'tır" (s.204). Verwerflich, günahkâr anlamına gelir, kınanması gereken bir şey anlamına gelen verwerfen fiilinden gelir, reddetmek veya kaldırmak gibi. Bu fiil de, fırlatmak, atmak anlamına gelen werfen’den gelmektedir: Hukuk böylece insanın düşüşü (The Fall Of Man) gibidir; günahkar ve kınanabilir (Verwerflich) suçluyu cennetten kovan (verwerfen) eylem. Bununla birlikte, ilahi şiddet, hukukun suçunu arındırma gücüne sahiptir. Bu şekilde Benjamin, bir döngünün tamamlanmasının gökbilimsel anlamını da taşıyan bir devrim çağrısında bulunur: Yeni bir tarihsel çağ oluşturan devrim, insan türünü ilahi gücün hukukla piçleştirilmesinden önceki zamana geri döndürecektir; bir kelime ile "arkeo-eskatoloji".


Orijinal metin, “Notes on the Thought of Walter Benjamin: Critique of Violence” başlığıyla 11 Ekim 2013 tarihinde, Critical Legal Thinking sitesinde yayımlanmıştır, orijinal metne bağlantı üzerinden erişmeniz mümkündür.


[1] Bu yazıda Zur Kritik der Gewalt'ın şu çevirisine değineceğim: Walter Benjamin. 1996. Critique of Violence, Selected Writings; Volume 1;1913-1926. London: The Belknap Press of Harvard University Press. Orijinal Almanca metin için bakınız: Walter Benjamin. 1999. Zur Kritik der Gewalt, Walter Benjamin Gesammelte Schriften, cilt. II. 1. Frankfurt am Main. Der. Aykut Çelebi, Şiddetin Eleştirisi Üzerine, Çev. (içinde) Ece Göztepe, Zeynep Direk, Ferit Burak Aydar, 1. Baskı, İstanbul, Metis Yayınları, 2010.

[2] Çeviri notu: Örneğin Strafrecht belirli bir hukuk alanını (ceza hukukunu) işaret eder.

[3] Jacques Derrida. 1989-1990. Force of Law: The “Mythical Foundation of Authority” in Cardozo Law Review C. 11, s. 981. [Derrida, Jacques (2010) “Yasanın Gücü : Otoritenin Mistik Temeli”, Aykut Çelebi (Der.), “Şiddetin Eleştirisi Üzerine” içinde (s. 43-134)].

[4] Çeviri notu: Burada mevcut (the statue) ve heykel (a statue) arasında dilimizde tam karşılayamadığımız bir vurgu vardır. Yazar, Niobe’nin heykelini kurulmuş bir hukuk (the statue law) olarak görürken onun taş olarak varlığını sadece bir heykel (a statue) olarak gösterir. Bu ikisi arasındaki bağlantı ise mevcut hukukun bir mitik heykel ile eşlenmesidir.