Taun Üzerine Tefekkürler

Giorgio Agamben

Çev.: Yusuf Enes Karataş


Aşağıdaki tefekkürler, salgının kendisiyle değil, salgına verilen tepkilerden öğrenebileceklerimizle ilgilidir. Bu nedenle, tüm toplumun bir taundan muzdarip olduğunu hissetmekte, kendini evlerde tecrit etmekte ve tüm normal yaşam koşullarını – iş ilişkileri, arkadaşlık, aşk ve hatta dini ve politik inançlar – askıya almakta kolayca birleşmesine ilişkin tefekkürlerdir. Bu tür durumlarda fazlasıyla mümkün ve olağan olsa da hiçbir protesto ve muhalefetin görülmemesinin sebebi nedir? Önermek istediğim hipotez, bizler bunun bilincinde olmasak da taunun halihazırda [koronavirüsten önce] mevcut olduğudur. Belli ki yaşam koşulları öyle dayanılmaz bir hale gelmişti ki durumun ortaya serilmesi için taun gibi ani bir işaret yetti. Bir anlamda, mevcut durumdan çıkarılabilecek tek olumlu husus şudur: İnsanların daha önce yaşadıkları koşulların doğru olup olmadığını kendilerine sormaya başlamaları mümkündür.


Dine duyulan ve bu durumun görünür kıldığı ihtiyaç üzerine de düşünmeliyiz. Bu husus, medyanın söyleminde eskatolojiden üretilen terminolojinin görünür bir hâl almasıyla ifade edilir: Her şeyden önce de Amerikan basınında “kıyamet” kelimesinin saplantılı bir şekilde tekrar edilmesi ve dünyanın sonunun geldiğine ilişkin öteki çağrılarla. Sanki dine duyulan ihtiyaç, artık Kilise aracılığıyla tatmin edilemez olmuş, el yordamıyla içine yerleşebileceği başka bir yer aramaya başlamış ve onu zamanımızın dini haline gelen şeyde, bilimde bulmuş gibidir: bilim. Bilim, herhangi bir din gibi hurafelere ve korkulara yol açabilir – ya da en azından onları yaymak için kullanılabilir. (Bazı prestijli bilim insanları tarafından savunulan) fenomenin ciddiyetini reddeden kâfir azınlık görüşlerden fenomeni kabul eden, mevcut durumun nasıl yürütülmesi gerektiği hususunda kökten farklılaşan baskın ortodoks görüşlere uzanan böylesine çeşitli, – kriz dönemlerinde dine özgü – çelişkili görüş ve reçeteler piyesine daha önce tanık olmamıştık. Bir zamanlar Hıristiyanlığı bölen dini anlaşmazlıklar çağında, kendi çıkarlarına göre şu ya da bu akımın yanında yer alan ve buna göre önlemler empoze eden monarkların beğenisini kazanmayı başaran bazı uzmanlar ya da sözde uzmanlar günümüzde de vardır.


Üzerinde düşünülmesi gereken bir başka husus, herhangi bir kanının veya ortak inancın bariz çöküşüdür. İnsanların artık hiçbir şeye inanmadıkları söylenebilir – ne pahasına olursa olsun kurtarılması gereken çıplak biyolojik varoluş dışında. Ancak kişinin hayatını kaybetme korkusundan yola çıkması yalnızca tiranlıkla, kılıcını çekmiş canavar Leviathan ile sonuçlanabilir.


Acil durum, taun bir kez sona erdiğinde – tabii eğer sona erecekse – bir nebze olsun açıklığı sürdüren hiç kimse için eskisi gibi bir yaşama dönmenin mümkün olacağına inanmıyorum. Ve bu belki de umutsuzluğun en büyük nedenidir (la cosa più disperante) – daha önce söylendiği gibi, “Sadece umutsuzların hatırına umut veriliyor bizlere.”[*]


[*]Walter Benjamin. Umutsuzluk/çaresizlik ve umut temaları, Benjamin’den yapılan aynı alıntıyla birlikte Stanzas’taki “The Noonday Demon”da yer alıyor.


Bu makale ilk olarak Quodlibet internet sitesinde yayımlanmış ve D. Alan Dean tarafından İngilizceye çevrilmiştir.


İngilizceden çevirdiğimiz metin ‘Reflections on the Plague’ başlığıyla 27 Mart 2020 tarihinde D. Alan Dean'in Medium bloğunda yayımlanmıştır, İngilizce metne bağlantı üzerinden erişmeniz mümkündür.