Tartışma Konusu Aşı Değil, Yeşil Geçişin Politik Kullanımı

Giorgio Agamben

Çev.: Yusuf Enes Karataş


Bir ülke farkında olmadan korku ve hoşgörüsüzlük batağına düştüğünde sıklıkla olduğu gibi – ki kuşkusuz bugün İtalya’da yaşanan şey budur – yeşil geçiş ve aşı etrafında dönem tartışmalarda da en çarpıcı olan şey, endişe verici olarak algılanan argümanların dikkate alınmamakla kalmaması, aynı zamanda düşünmeden reddedilmesidir. Bu argümanlar yalnızca iğneleyici ve aşağılayıcı değerlendirmelerin hedefidir. Aşının artık, herhangi bir inanç sisteminde olduğu gibi, dostlar ve düşmanlar, kurtulanlar ve lanetliler arasında bir parola [spartiacque] görevi gören dini bir sembol haline geldiği söylenebilir. Farklı görüşleri dikkate almayı reddeden bir argüman nasıl olur da kendisini dini değil de bilimsel olarak adlandırabilir?


Bu nedenle, her şeyden önce, benim için sorunun, tıpkı önceki müdahalelerimin asıl olarak mevcut pandemi ile ilgili olmadığı gibi, aşı olmadığını açıklığa kavuşturmak önemlidir. Sorun, bunların politik kullanımı, yani baştan beri tanık olduğumuz yönetilme biçimleridir. Bazıları pervasızca, Massimo Cacciari ile kaleme aldığım metinde dile getirilen endişelere cevaben, “bir demokraside yaşadığımız için” endişelenecek bir şey olmadığını iddia edip endişelerimize itiraz ettiler. Nasıl oluyor da neredeyse iki yıldır istisna halinde bulunan ve bireysel özgürlükleri ciddi şekilde kısıtlayan kararların kararnamelerle alındığı (medyanın kararnamelerden tek bir adamın sözüyle yürürlüğe koyulmuş gibi “Draghi’nin fermanı” ifadesini kullanması bile anlamlıdır) bir ülkenin artık demokrasi olmadığını kimse kabul etmiyor? Nasıl oluyor da sadece bulaşıcı hastalığa ve sağlığa odaklanmak, politik alanda sürmekte olan ve, faşizmde olduğu gibi, Anayasa’yı değiştirmeye gerek kalmadan radikal bir değişikliğin gerçekleşebildiği Büyük Dönüşümü kavramaktan alıkoyuyor? Hem istisnai hem de olumsal önlemlere kesin bir sona erme tarihi tayin edilmediği, tersine hükümetlerin bıkıp usanmadan tekrarladıkları gibi, hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı; bazı özgürlüklerin ve toplumsal hayatın bugüne dek alıştığımız bazı temel yapılarının süresiz olarak yürürlükten kaldırıldığı gerçeği karşısında duraklamamalı mıyız? Bu dönüşümün – ve bunun sonucunda toplumun giderek artan depolitizasyonunun – bir süredir devam ettiği doğruysa, hala zamanımız varken durup ekstrem sonuçları değerlendirmek daha acil bir ihtiyaç değil mi? Bizi yöneten modelin artık disiplin toplumu değil, denetim toplumu olduğu daha önce gözlemlenmişti; ancak bu denetimin kapsamının daha ne kadar genişletilmesini kabul edeceğiz?


Yeşil geçişe ilişkin politik problem, bu bağlamda, aşıya ilişkin, arasında kaçınılmaz bir bağ bulunmayan, tıbbi problemle karıştırılmadan ortaya konulmalıdır (geçmişte iki vatandaş kategorisi arasında ayrım yapmadan her türlü aşıyı yapmıştık.) Aslında sorun, çok ciddi olmasına rağmen, yalnızca ikinci sınıf vatandaş kategorisine karşı ayrımcılık değil, aynı zamanda sahip oldukları “yeşil sertifika” ile aptalca gurur duyanların yaygın ve sınırsız denetimidir. Tekrar soruyoruz, nasıl oluyor da sinemalara, restoranlara girerken bile aşı kartlarını göstermek zorunda bırakıldıklarının, ileride tüm hareketlerinin kontrol altına alınacağının farkına varamıyorlar?


Metnimizde, Sovyetler Birliği vatandaşlarının bir yerden başka bir yere gitmek için göstermeleri gereken pasaportları “propiska” ile bir analoji kurduk. Maalesef böyle yapmak gerekli göründüğünden, elime hukuki-politik analojinin ne olduğunu açıklığa kavuşturma fırsatı geçti. Haksız yere, yeşil geçişten kaynaklanan ayrımcılıkla Yahudilere yapılan zulmü birbirine benzetmekle suçlandık. İlk ve son kez, açıkça çok farklı olan iki fenomeni yalnızca bir aptalın eşitleyebileceğini belirtmekte fayda var. Yahudi halkını ilgilendiren faşist bir yasa ile yeşil geçişi tesis edecek bir yasa arasındaki salt hukuksal analojiyi – ki hukuk eğitimi almış biri olarak bu analojiyi yapıyorum – incelemeyi reddeden biri de daha az aptal olmayacaktır. Belki de her iki hükmün de kararnameyle kabul edildiğini ve pozitivist bir hukuk anlayışına saplanıp kalmayanlar için iki hükmün de kabul edilemez olduğunu belirtmek gereksiz değildir çünkü – belirtilen sebepler ne olursa olsun – bu hükümler kaçınılmaz olarak bir Yahudi’nin özellikle hassas olması gereken bir insan kategorisine karşı ayrımcılığa yol açar.


Başka bir deyişle, asgari düzeyde bir politik hayal gücüne sahip olanlara göre bu önlemler, topluma hükmedenlerin niyetlendikleri Büyük Dönüşüm bağlamına yerleştirilmeli, önlemlerin kontrolden çıkmış teknolojik bir makinenin kör ilerleyişi olmadığına hükmedilmelidir. Yıllar önce Fransız hükümetine bağlı bir komisyon, kişinin tüm biyolojik verilerini ve onunla ilgili olası diğer bilgileri içeren bir çipin de bulunduğu yeni bir Avrupa kimlik belgesinin oluşturulması hususunda görüş bildirmem için beni çağırdı. Uygulanması bir nedenden ötürü ertelenen bu belgenin ilk adımının yeşil sertifika olduğu benim için açık bir gerçek.


Hakaret içermeyen bir diyalogla ilgilenenlerin dikkatini çekmek istediğim son bir şey daha var. İnsanlar hiçbir çağda dinler, mitler, politik inançlar, felsefeler ve her türden ideal biçimine bürünmüş yaşamları için gerekçeler ve mazeretler sunmadan yaşayamamıştır. Bu mazeretler bugün, en azından insanlığın en zengin ve teknolojik kesiminde, yavaş yavaş inişe geçmiş görünüyor ve insanlar belki de ilk kez kendilerini saf biyolojik hayatlarına indirgenmiş olarak buluyorlar ve görünüşe bakılırsa bunu kabul etmekten de acizler. Sadece bu; basit, sıcakkanlı birlikte yaşama gerçeğini benimsemek yerine, yaşamın, hiçbir şekilde ideallerle gerekçelendirilmeden, her an hastalık ve ölümle tehdit edildiği ve cezalandırıldığı amansız bir sağlık terörü kurma ihtiyacı hissettiklerini açıklayabilir. Özgürlük adına özgürlüğü feda etmenin bir anlamı olmadığı gibi, çıplak yaşam adına da yaşamı yaşamaya değer kılan şeylerden vazgeçmek mümkün değildir.


https://illwill.com/green-pass