Sosyo-Ekonomik Haklar Yoluyla Neoliberal Sermayenin Sürdürülmesi

Margot E. Salomon

Çev.: Amine Nur Güran


2013 yılında gerçekleşen ve 2015 sonrası kalkınma gündemini etkilemeyi amaçlayan bir katkıda, on yedi Birleşmiş Milletler Özel Raportörü tarafından, Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin (SKHlerin) toplumsal asgari düzeylerini temin etme amaçlarını da içermesi gerektiği tavsiye edilmişti. Nisan 2015’te, Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi (CESCR ya da Komite), ‘Toplumsal asgari düzey: sosyal güvenlik hakkı ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin temel bir unsuru’ hakkında bir Bildiri yayınladı. Eylül 2015’te ise Genel Kurul tarafından SKHler, ‘Yoksulluğun her çeşidini her yerde bitirme’ hedefiyle kabul edildi. Bu yüce hedefe ulaşabilmek için temel SKH araçları arasında ‘Tabanlar da dâhil olmak üzere, herkes için, ulusal olarak uygun sosyal koruma sistemlerini ve tedbirlerini uygulama ve 2030 yılı itibarıyla yoksul ve savunmasızların önemli bir kesimine erişme hedefi yer almaktadır.”


Komite Bildirisi’ne ilişkin bir incelemede, Komite’nin sosyo-ekonomik hakları sağlama amacını aforoz eden ve kapitalist varsayımları da içeren çeşitli yollar tespit ediliyor. Daha sonra varsayımlar, insan haklarının gerçekleştirilmesi için ön koşullar olarak konumlandırılıyor. Komite, ‘Gelişmekte olan birçok ülkenin […] görece yüksek büyüme oranları deneyimlediği’ şartları incelemek yerine, sosyal koruma gündemini, ‘sosyal koruma programlarının başlatılması ve aşamalı olarak uygulanması için gerekli kaynaklara erişim’ iddiasıyla bu büyümenin varlığına bağlamaktadır. Komite’nin, temel ihtiyaçların karşılanması ve mevcut eşitliğin ilerletilmesi için ‘sosyal güvenliğin yeniden dağıtılabilen karakterini yeniden doğrulaması’, ilk etapta yoksulluğa, eşitsizliğe ve ötekileştirmeye sebep olan, Komite’nin dayandığı, ekonomik düzenlemeleri saklar.


Büyüme (ve tüm niyet ve gayelerin ortaklaştığı şey olan kâr) sermayenin hayatta kalması için bir koşuldur. Geniş kapsamlı sınır ötesi ticaret, yatırım ve finans; sermaye sahipleri ve yöneticileri için daha fazla sermaye birikimine yol açması hâlinde başarılı olarak nitelendirilir. Bunun ardından, pazar dışı ekonomilerin ve bunlarla birlikte alternatiflerinin yok edilmesi dâhil, birçok mülksüzleştirme ve yerinden etme biçimi bırakılmıştır. Komite uzun süredir Sözleşme’nin politik ve ekonomik olarak tarafsız olduğunu ve ilkelerinin ‘ister sosyalist ister kapitalist bir sistem olsun, isterse karma, merkezî olarak planlanmış, ister bırakınız yapsınlar ekonomisi veya başka herhangi bir özel yaklaşım üzerine kurulu olsun’ çok sayıda sistem içerisinde gerçekleştirilmeye tâbi olduğunun üzerinde duruyor. Ancak ekonomik küreselleşmenin tüm bunlara eşlik eden zararları ve ayrılmaları ile birlikte, bugün büyümenin elde edildiği araçları kabul etme istekliliği, kapitalist büyüme ekonomisinin sürekli kılınması ve meşrulaştırılmasına yardımcı olmak için ulusötesi kapitalist büyüme ekonomisinin kâr durumu tarafından geçim ekonomisine aktarılmasına izin vermektedir (sömürge sonrası sermayenin meşrulaştırılması hakkında bkz. Partha Chatterjee).


Bu durumda sorun, Komite’nin sosyal koruma tabanlarını, aynı zamanda ya da tam olarak kendilerine sağlanacak sert araçlara meydan okumadan kabul etmesidir. Bu, kaçınılmaz olarak, yoksulluk yaratması dâhil olmak üzere tutarsız etkilerini hesaba katmadan, ekonomik büyümenin geleneksel modelini desteklemeyi de içerir.[1] Burada, ulusal yeniden dağıtımın sonuna kadar olsa bile, kapitalist büyümeye olan ana akım bağlılığın onaylandığını görüyoruz.


Bu ikilemi tanımlamak için gereken şey, küresel neoliberalizm çağında uluslararası insan hakları hukukunun yorumlanmasının, ulusötesi büyümenin insanlığın iyileşmesinin temel ön koşulu olarak nasıl fetişize edildiğinin ve dağılımsal ve ekolojik şiddetin, görünüşte gelişen sosyal politikaları nasıl önceden şekillendirdiğinin çok daha fazla farkında olunmasıdır. Uluslararası insan hakları hukukunun yorumlanması ve uygulanması ekonomik küreselleşme şartları altında önde gelen bir fonksiyona sahiptir: hükümlerinin küreselleşmeyi sürdürmek için şiddetli ödeneklerin yeniden üretilmesine yardım etmemesini sağlama fonksiyonu. Bu, uzun süredir iddia ettikleri gibi, sosyo-ekonomik hakların ‘tarafsız’ olarak uygulanması için önemli bir ilk adım sunacaktır.


Sözleşme ve sözleşmenin Komite tarafından detaylandırılması ve yorumlanması belirli kişileri bazı sosyo-ekonomik zararlardan koruma yolunda etkili olsa bile, ne Sözleşme ne de Komite’nin bu konudaki yorumu tarafsızlığı yansıtmamaktadır. Komite’nin saygıdeğer, korunan ve tamamlanmış sosyo-ekonomik hakları görmeye çalıştığı, sosyal koruma tabanlarının savunulması yolu dâhil olmak üzere, insanları kapitalizmin en kötü aşırılıklarına karşı savunmaya çalıştığı açıktır. Bununla birlikte, ulusötesi kapitalizmin meşruiyetinin (çoğu zaman zımni) kabulü, en kötü eğilimlerini yumuşatmaya çalışırken bile bir pozisyon almaktadır: Bu, kapitalizmi ve onun dünya düzenini, onun kurbanlarını korumak için her ne teşebbüste bulunulursa bulunulsun onaylamaktır.


Bu, sosyolog Anthony Woodiwiss’in insan hakları paradoksu olarak bahsettiği şeyin yalnızca bir örneğidir: ‘insan hakları, mağdurların hayatlarının kutsal tarafını öne çıkararak potansiyel mağdurları korumayı amaçlar, ancak aynı zamanda kötüye kullanım olasılığının devamına, aynı kötüye kullanımın yükselmesine yol açan bazı eylemleri koruyarak katkıda bulunur.[2] Bu paradoksun üstesinden gelme sürecine başlamak için sürekli olarak ona maruz kalmış olmak gerekir. Böylelikle, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi, en savunmasızları korumak görevinin yanı sıra, sosyal koruma tabanlarını da destekleyebilir, ancak bunu yaparken gereken yeniden dağılımın mümkün kılınması için gerekli araçları onaylamasının gerekli olmadığını da belirtmelidir. Bu durumda, ‘önceden dağıtım’ gereklilikleri, Sözleşmeye uygun olarak ayrı ve ilgili bir soruşturmanın konusu olacaktır.


Orijinal metin, ‘Sustaining neoliberal capital through socio-economic rights’ başlığıyla 18 Ekim 2017 tarihinde Critical Legal Thinking sitesinde yayımlanmıştır, orijinal metne bağlantı üzerinden erişmeniz mümkündür.


[1]Bu sorunların ayrıntılı bir değerlendirmesi için bkz. B. Akbulut, F. Adaman ve YM. Madra, ‘The Decimation and Displacement of Development Economics’ 46 Change and Development 4 (2015) s. 733.

[2] A Woodiwiss, Human Rights (Routledge 2005) s. 10.