Seks Işçiliğinin Geleceği: Çalışma Özgürlüksüzlüğü & Işin Kriminalize Edilmesi

Katie Cruz

Çev: Elif Ecem Doğan


Dünyanın her yerinden seks işçileri hakları hareketinin ortak ve temel talebi, rızaya dayalı yetişkin seks işçiliğinin suç olmaktan çıkarılmasıdır. Bu talep, ceza hukuku müdahalesinin seks işçilerini daha güvende tutmaktan ziyade daha güvensiz hale getirmesi ve seks işçilerinin bir suç eylemi değil, işçiliğin yasal bir formunu icra ettiklerinin tanınmasına dayanmaktadır.


Aktivistlerin ve teorisyenlerin temel görevi alıcı, satıcı ve sektörle ilgili aktivitelerin suç haline getirilmesinin seks işçilerinin refahı ve güvenliği üzerinde negatif etkileri olduğuna dair kanıt toplamaktadır. Ben geçtiğimiz on yıl boyunca deneysel bir çalışma yürüttüm ve Londra ve Jamaika’daki seks işçisi hakları ve anti-kapitalist feminist grupların yanı sıra seks işçiliğini suç olmaktan çıkarmayı destekleyen Avrupa merkezli organizasyonlar içerisinde yer aldım. Sonuç olarak, seks işçilerinin işlerinin suç haline getirilmesinin, seks işçileri için seks işini daha güvensiz hale getirdiğini ve bu kişilerin müşteriler, polis ve patronları da dahil olmak üzere, üçüncü kişiler tarafından istismar edilmelerini normalleştirdiği fikrine katılıyorum.


Bu görüş, ulusal ve uluslararası bazı organizasyonlarda olduğu gibi bazı ülkelerde de kendine yer bulmuştur. Fuhuş ve ilgili aktiviteleri suç olmaktan çıkaran ülkeler arasında Yeni Zelanda, Avustralya (Yeni Güney Wales, Queensland), Almanya, Hollanda, ve ABD (Nevada) da yer alıyor. Seks işçiliğinin suç olmaktan çıkarılmasını desteklemek için gereken miktarda yatırımı olmayan örgütler tarafından seks işçileri ve aktivistlerle mevcut araştırma ve istişarelerin incelemeleri yapılmıştır.


2015’te, Papua Yeni Gine, Hong Kong, Norveç ve Arjantin’de iki yıl süren birincil ve ikincil araştırmalardan sonra, Uluslararası Af Örgütü rızaya dayalı yetişkin seks işçiliğinin her türünün suç olmaktan çıkarılmasını destekleyen bir önergeyi onayladı. Önerge, genelev işletmeciliği de dahil olmak üzere, seks işçiliğiyle ilgili faaliyetlerin alım satımını ve organizasyonunu suç sınıfına sokan kanunların yürürlükten kaldırılmasını ve yenilerinin de teklif edilememesi taahhüdünü savunmaktadır.


Uluslararası Af Örgütü’nün araştırmaları alıcıların ve (genelev işletmeciliği gibi) seks işçiliği ile ilgili aktivite teşekküllerinin kriminalize edilmesinin, seks işçilerini güvenliklerini riske atan koşullara ittiğini ve seks işçilerinin koruma talep etmek için polise ulaşma konusunda cesaretlerini kırdığını doğruladı. Bu araştırma böylece bireysel çalışan seks işçilerini hedef alan ceza kanunlarının zararını da tasdik etmiş oldu.


Öyleyse, seks işçiliğinin kriminalize edilmesinin ötesinde, geleceği nedir? Mayıs 2019’da, Seks İşçiliği Savunuculuğu ve Direniş Hareketi (SWARM), Selma James’i  (Uluslararası Ev İşi İçin Ücret Kampanyası’nın kurucusu ve The Power of Women and the Subversion of the Community ve Sex, Race, and Class – the Perspective of Winning’in yazarı), Layla- Roxanne Hille (SWARM) ve Will Stronge (Autonomy)’u bir araya getiren ve benim de başkanlık ettiğim panel, “Dekriminalize Bir Gelecek: Seks İşçilerinin Direniş Festivali” organizasyonunun onuncu yılına imza attı. Var olan araştırmamda ve yeni çıkacak olan (Alan Bogg, Jennifer Collins, Mark Freedland ve Jonathan Herring’in editörlüğünü üstlendiği) Criminality at Work derlememin bir bölümünde, seks işçisi hakları aktivistlerinin geleceğe yönelik talebi olan seks işçilerinin, özellikle de fuhuş sektöründe çalışanların, yasal bir türü yürüttükleri ve bunun suç sayılmaması gerektiği taleplerini inceledim.


Seks işçiliği çalışmalarına yönelen aktivist ve akademisyenler (tarafların rızası dahilinde) seks işçiliğinin tamamen suç olmaktan çıkarılmasını ve iş hukuku koruması kapsamına alınmasını savunuyor. Başarılırsa, bu değişiklikler ceza hukuku ve iş hukukunun bireysel iş ilişkileri üzerinde fiilen ve istenilir şekilde uygulanmasını gerektirecektir.


Fakat işyerinde suçluluk ve işçilik haklarına ilişkin istemlerin olası sonuçları üzerine yeterince düşünülmemiştir.


Birincisi, genelevlerde çalışan seks işçilerinin işçilik haklarına sahip oluşunun kabulüne yönelik genel bir eğilim mevcuttur. İş hukukunun, seks işçiliğinin yasal olduğu yargı çevrelerindeki genelevleri kapsadığı kısmi olarak doğrudur. Fakat başka bir yerde de tartıştığım gibi, genelevlere tanınan hukuki koruma ve fiili koruma bugüne kadar örtüşmemiştir. İkincisi ve bu yazının da odak noktası, iş hukukunun başladığı yerde ceza hukukunun bittiği varsayımıdır. Öte yandan, kişiye karşı suçları (tecavüz ve taciz) ve emek sömürüsünü (kaçakçılık ve zorla çalıştırma) kapsayan kanunların tasdiki ve “hapishane feminizmi” gündeminin (“fahişeliğin problemleri”ni cinsel suçlar ve kaçakçılık yasaları ile çözmeye çalışan bir gündem) güçlü bir eleştirisi de söz konusu. O zaman, seks işçiliği işine odaklanan kişiler ceza hukuku müdahalesine yaklaşımlarını hapishane feminizminden nasıl ayırabilirler? Seks işçileri için iş haklarını savunan akademisyenler ve aktivistler bireysel iş ilişkilerinin suç haline getirilmesi konusuna nasıl eleştirel bir bakış açısı getirebilir?


Kapitalizm, özgürlüksüzlük ve ceza hukuku


Bütün iş ilişkilerinin suç haline getirilmesinin ölçüsü, özgürlüksüzlüğün terimsel ve normatif çerçevesi bağlamında değerlendirilmelidir. Yabancılaştırma ve sömürü, kapitalist toplumların yapısal özellikleridir. Özgürlüksüzlüğün bu yaşanılan gerçekliği, her nasılsa, devredilebilen mülkiyetin ödeme yerine gönüllü ve eşit takası ile kurulan kapitalist toplumsal ilişki görünümü ile maskelenmiş haldedir. Bu yapısal özgürlüksüzlükler devamlı şekilde var olur ve sınıf güçlerinin dengesine göre ağırlığı azalıp artar. Fakat, sınıf bazında yapılanan toplumlarda bu özgürlüksüzlükler tamamen ortadan kaldırılamaz. Özgürlüksüzlük doğal veya kaçınılmaz değildir ve işçilerin bilinçli kolektif çabası ile ihya edilebilir. Kapitalist toplumsal ilişkilerde işgücünün insandan azade hale gelmesi imkansız olduğundan, burada özgürlük kavramını işçilerin kendi hayatları ve işgüçleri üzerindeki bilinçli kontrolü olarak düşünebiliriz.


Benim bu konuya yaklaşımım Marksist Feminizme dayanıyor. Bana göre birincisi, özgürlüksüzlük cinsiyetlendirimiş ve ırksallaştırılmış bir kavramdır. İkincisi, emeğimiz ve hayatlarımız üzerindeki kontrol işyerindeki özgürlüklere indirgenemez. ‘Serbest’ emek, ücretli ve ücretsiz işgücünün dahil olduğu bir çalışma ve sosyal hak ve özgürlükler sistemi içinde var olur. Bireysel iş ilişkilerinin suç olarak sayılmasını daha geniş bir çerçevede kapitalist sınıf mücadelesinin içinde konumlandırdığımızda, doğru olanın işçilerin özgürlüksüzlüğünün azaltılması gerektiği daha açık bir hale geliyor. Fakat, aşağıdan yukarıya yürütülen sınıf mücadelesinin diyalektik karşılığı yukarıdan aşağıya yürütülen sınıf mücadelesidir. Dolayısıyla, iş üzerinde suç kurumunda şekillenen kapitalist amaçlar ve bunların etkilerine de eşit şekilde dikkat etmemiz gerekiyor.


İngiltere’de kapitalizme geçişin tarihi ve bu sürecin 19., 20. ve 21. yüzyıllardaki devam eden değişimi, işin kriminalizasyonunun kar elde etmek için gerekli olan (devam eden) toprak ve işgücü birikimini hızlandırdığını bizlere gösteriyor. Suç haline getirme, global kapitalizmin sabit bir özelliği ve ulus inşası, kolonizasyon ve iskan projelerinin de ayrılmaz bir parçasıdır. Bireysel iş ilişkileri kriminalizasyonunun tarihi ve bugünü bu kurumun, iş ve ceza hukuku ile bağlantılı olarak, tasarlanışından veya etkileri sebebi ile, resmi olarak serbest çalışan kişilerin hareketliliğini veya işe giriş veya çıkışlarını kısıtlayarak yabancılaştırılmasını ve sömürülmesini kolaylaştıran bir eğilime sahip olduğunu bize gösteriyor.


Bireysel iş ilişkilerinin suç haline getirilmesinin yakın tarihi, 18. ve 19. yüzyılın çalışmak istemeyen veya işi bırakan çalışanları cezalandırma üzerine kurulu odağından ayrılır. 20. yüzyılın sonu ve 21. yüzyılın başı, işe girişin kriminalizasyonuyla damgalanmıştır. Futures of Work’ün bu sayısının başka bir kısmında yazan Judy Fudge, bugünün baskın endişesinin, sistemin ‘sömürücüleri’ne yöneldiğine dair önemli bir gözlem yapıyor; “‘yasadışı çalışan’ ve ‘vicdansız işveren’ de var olan hukuki rezaletin objeleri olarak öne çıkıyor”. Julia O’Connel Davidson da benzer bir çaba olarak ‘kaçakçılar’ ve ‘gümrük kaçakçıları’ terimlerine yönelik benzer aşağılamanın altını çizmiştir. Kriminalizasyon, kısıtlayıcı göçmen hukuku, elverişli bir ortam ve artan liberalleşme ile birleştiğinde, sömürü ve istismarın gerçek kaynağının gizli kalmasına sebep oluyor ve göçmen çalışanların özgürlüksüzlüğünün hafifletilmesine hiç katkı sunmuyor hatta bu özgürlüksüzlüğü arttırıyor.


Fudge, burada bir mantıksal kurgu olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyuyor. Birleşik Krallık’taki yasadışı çalışma kanunları, “Birleşik Krallık’ın neo-liberal emek piyasasının alt yarısında çalışan işçilerin refahını bozan neticelere ilişkin hükümet krizi”ne bir cevap olarak kullanılıyor. İngiliz işçiler, hükümetin hafif-dokunuşlu ajandasının konuya ilişkin en mantıklı müdahale olduğunu ve asıl problemin de sistemi “suistimal eden” bazı bireysel çürük elmalar olduğunu düşünmeye itiliyor. Yakın zamanda işe girişin kriminalizasyonu, bize, işçi koruyucu ceza kanunları ile aşağıdan yukarıya yürütülen başarılı bir sınıf çatışmasını muhakkak aynı kefeye koyamayacağımızı söylüyor. Bu ceza kanunları göçmen çalışanları korumayabilir, ama İngiliz işçileri yatıştırır.


İş olarak fuhuş ve işte suç


Peki fuhuşa Marksist bir bakış açısıyla bakarsak eğer, Birleşik Krallık’taki genelevler çalışan seks işçilerinin yasal istihdamı olarak görülseydi ceza hukukunun işyerindeki devam eden rolü nasıl gözlenirdi?


Bu bağlamda çalışan (ya da işçi) olarak seks işçilerini işyerinde tacizden ve şiddetten korumak için getirilmiş iş, ceza ve işkence hukukunun etkileşimi ile ilgili önemli bir tartışmanın ortaya konulması gereklidir. Böyle bir senaryoda, genelevlerdeki seks işçileri ‘reddetme hakkı’ndan yararlanabilirler ve çalışma statüleri ne olursa olsun bu hak hepsine uygulanabilirdi. Hem müşterilerden hem de patronlardan gelen şiddet ve cebir örneklerinin kişiye karşı suçlar kategorisinde sayılması da mümkün olurdu.


Aynı zamanda haksız fiil ve iş hukuku da seks işçilerinin maruz kalması mümkün olan suç ve haksız müdahalelere uygulanabilirdi. Genelevlerdeki seks işçisi çalışanların, işverenin common law’dan gelen özen yükümlülüklerini ihlal ettiği gösterilebilirse zarar iddiasında bulunabilmeleri mümkündür. Bu haksız fiil temelli yükümlülük, işverenlerin güvenli bir çalışma hayatı sağlamasını gerektirir. Bu yükümlülük, fiziksel ve psikolojik hasara karşı korunmayı içerir ve işveren öngörülebilir tehlikelere karşı koruma konusundaki her türlü hasarından, çalışan deneyimli ve bilgili olsa dahi, sorumlu olur.


Bu common law yükümlülüğünün, seks işçilerinin müşteri şiddetinin öngörülebilir tehditlerinden yeterince korunmasında kişilerin her türlü kusurunu kapsayacak kadar genişletilmesi de söz konusu olabilirdi. İşverenlerin sağlık ve güvenlik ihlallerine karşı cezai yaptırım da seks işçileri için kapsamlı bir koruma sağlayabilirdi. İşçiler olarak, seks işçileri de bazı sağlık ve güvenlik sorumlulukları alabilirlerdi, fakat asıl sorumluluk işverenlerin üzerinde olurdu.


Ceza hukukunun işverenler ve üçüncü kişiler tarafından işçilere kötü muamele edilmesini düzenleyen diğer bir alanı, 2015 Modern Kölelik Yasası, Futures of Work’ün bu sayısında ve Virginia Mantouvalou ve Chris Pesterfield tarafından hazırlanmış önceki sayılarında ele alınmıştı. Fuhuş ve ilgili aktiviteler artık cinsel suç kapsamında görülmezse, yasanın cinsel sömürü ve emek sömürüsü arasındaki farkın kaldırılması için değiştirilmesi gerekecektir. Bu halde artık, seks işçilerini 4. Maddedeki, insan ticareti amacını içerdiği haller de dahil olmak üzere, kölelik, zorla çalıştırma, iş mahkumiyeti ve benzeri fiilerle sömürüye maruz bırakan kişilerin cezai yargılama geçirmesi mümkün olabilirdi. Bu ceza hukuku korunması, çalışma statüsü fark etmeksizin herkese uygulanabilir- fakat tabi ki, insan kaçakçılığı ile ülkede illegal şekilde çalışan seks işçilerinin ücret alacağı gibi sözleşmesel hakları yine olmazdı.


Teoride, hem sağlık ve güvenlik korumaları hem de angarya ve zoraki çalıştırmaya yönelik korumalar seks işçileri için özgürlük sağlamaya yardımcı olabilirdi. Genelevlerdeki hayat kadınları ise işçi sayılarak, talep ettikleri işyeri özgürlüklerinden diğer işçiler gibi yararlanabilirlerdi. Bu özgürlükler, ücretsiz işçilikle ilgili özgürlüklerle de birleştirilmelidir. İşverenler ve devlet, ücretli ve ücretsiz çalışma özgürlüklerini örneğin göçmenlik statüsü gibi statüler fark etmeksizin bütün seks işçilerine sağlamalıdır.


Fakat aşağıdan yukarıya yönelen sınıf çatışmasının diyalektik karşıtı, yukarıdan aşağıya yönelen sınıf çatışmasıdır. Şu anki tarihi konjonktürümüz, geniş bir özgürlüksüzlük ile karakterize edilmiştir. İşgücü piyasasının liberalleşmesinde, refah devletinin hüküm alanının daralmasında ve sistemin sözde ‘istismarcılarının’ hedef tahtası haline gelmesinde bazıları için güçlü maddi çıkarlar vardır.


İş hukukçuları, artan bir oranda, modern kölelik ve insan kaçakçılığını önleme yasalarının daha çok işçi koruyucu bir model ve göçmenlik statüsü fark etmeksizin herkes için iş korumaları ekseninde yeniden konumlandırılabileceğini ve konumlandırılması gerektiğini savunuyor. Fakat, insan kaçakçılığı ve modern kölelikten hareket eden kaygıların, bütün seks işçilerinin yararlanabileceği korumalar sağlanabilmesi pek olası görünmüyor. Bunun sebebi, insan kaçakçılığını önlenmesi hukukunun var oluş sebebinin ceza hukuku ve sınır uygulamaları olmasıdır. Bu hukuk dalı aynı zamanda, aslında ücretli ve ücretsiz çalışmayı sınırlamak isteyen devletlerin taktığı stratejik bir ‘işçi koruyucu’ kaygı maskesidir.


Bu sebeplerle, Modern Kölelik Yasası’nın seks işçilerine yararı, sömürülmelerinin suç haline getirilebilme olasılığı ile sınırlı kalabilir. Aynı zamanda, ‘yasadışı’ çalışan göçmen seks işçileri özgürlüksüzlüğün uç seviyelerini deneyimlemeye devam edecektir. Göçmen seks işçileri, işçi korumasının dışında bırakılacak ve aynı zamanda da illegal çalışmaktan cezalandırılabilecektir. Sahip oldukları tek gerçek özgürlük, Modern Kölelik Yasası’na dayanarak olası sömürücülerinin cezalandırılması olacaktır.


Kapitalist sosyal ilişkilerde ayrıca kaç tane işverenin hizmet-esaslı çalışan seks işçisi sunabileceğinin de sınırları vardır. Bu konuda genelevlerdeki hayat kadınları örneğimizi ele alabilirsiniz. Sunulan şey, artan kazanç sağlamak için el değiştirebilecek maddi bir ticari mal değildir. Buradaki ticari mal, tek kullanımla tükenen cinsel hizmettir. Bu yüzden seks endüstrisindeki patronlar, çalışanlarının işçi olmasını istemiyor. Böyle bir durumda çoğu kazanç sağlamakta zorlanmaya başlar ve sektörden ayrılırdı. Zamanla, tekellerin piyasayı devralacağı ve seks çalışanlarının yerini seks robotlarının alacağını öngörmek çok da distopik değildir.


Bu durum, hiçbir şey yapılamayacağı veya iş hukuku ve ceza hukuku avukatlarının (seks) işçilerin adalete ulaşması veya onlar için yasal korumaların geliştirilebilmesine yönelik çabalarına son vermesi gerektiği anlamına gelmiyor. Fakat seks işçisi çalışanlar ya da genelevlerde çalışan hayat kadınları için hazırlanan, çalışan yanlısı ceza hukuku temelli stratejilerin tezatlığı ve müphemliğini ortaya koymak önemlidir. Her çalışan yanlısı ceza hukuku müdahalesi, seks işçilerinin veya çalışanlarının özgürlüğüne katkı sağlamayacak ve özgürlüksüzlük kerteleri devamlılık gösterecektir. Ve seks işçiliği çalışanların veya işçilerinin özgürlüğüne dair kazanılan herhangi bir net kazanç, “yasadışı” göçmen seks işçilerini kapsayıcı şekilde genişletilemeyecektir.


İş Olarak Fuhuş, İş ve Özgürlük


Fuhuşun suç olmaktan çıkarılmasına yönelik talep gittikçe hız kazanıyor. Cinsel suçlar alanı aracılığıyla ceza hukuku müdahalesinin işçileri daha güvenli tutmaktan ziyade daha çok tehlikeye düşürdüğü artan bir inanç haline gelmektedir. Ayrıca, hareket, destekçiler ve akademisyenler, bir iş türü olarak seks işçiliğinin suç haline getirilmemesi gerektiğini savunuyorlar. Fakat durduğu konum itibarıyla fuhuş işi, işçi hakları ve işyeri güvenliği önemlerinin ve ayrıca devam eden suç haline getirme kurumunun rolünün kapsamının ne olabileceği veya olması gerektiğini belirleme açısından yeterince net değildir.


İşin kriminalize edilmesinin sınırlarını ve olasılıklarını anlamak için, genelev temelli çalışan seks işçilerini işçi/çalışan olarak düşündüğümüzde, kapitalist sosyal ilişkiler ve sınıf çatışması arasındaki ilişkiye dikkat etmek gerekir. Özgürlüksüzlük (sömürü ve yabancılaşma), kapitalizmin, sınıf güçlerinin dengesine göre gidip gelen, cinsiyetlendirilmiş ve ırksallaştırılmış bir gerçekliğidir. Öyleyse bireysel iş ilişkilerinin kriminalizasyonun potansiyeli ve sınırları, seks işçilerine daha az mı yoksa daha fazla mı özgürlük tanıdığına göre değerlendirilmeli ve anlaşılmalıdır.


Fakat, eninde sonunda seks işçileri hakları hareketinin içinde bulunanlardan bazılarının da kabul ettiği gibi, gerçek özgürlük kapital-işgücü ilişkilerinin ötesine geçmeyi zorunlu kılacaktır. Çünkü kapitalizm, sömürü, yabancılaştırma ve bitmek bilmeyen yeni piyasa arayışı içinde etrafın yok edilmesinin ön kabulüdür. İş üzerinde anlamlı bir kolektif kontrol, kapitalist toplumların lanetidir. İş, ücretli çalışmaya indirilmek yerine, insan varlığının yaşamsal bir parçası olarak görülmelidir. Asıl amaç, hayatta kalmak için gerekli çalışmayı minimize etmek ve Marx’ın deyimiyle “gerçek özgür çalışma” zamanını maksimize etmektir. Özgürlüksüzlüğün olmadığı bir ortamda kişilerin “gerçekten özgür” bir aktivite olarak seks işi ile ilgilenip ilgilenmeyeceği ise farklı bir tartışmanın konusudur.


Orijinal metin "The Future of Sex Work: Labour unfreedom & Criminality at work" başlığıyla 19 Haziran 2019 tarihinde Critical Legal Thinking sitesinde yayımlanmış olup metne bağlantı üzerinden erişebilirsiniz.