Pierre Bourdieu: Habitus

Liam Gillispie

Çev.: Cevher Elgin


Pierre Bourdieu, Bir Pratik Teorisi İçin Taslak’ta (1972) hem kültürel çevrenin kendi üretim araçlarını (yeniden) üretme biçimini anlamak hem de bu (yeniden) üretimin belirli öznenin belirlenmiş “habitusu” üzerindeki etkisini analiz etmek için bir perspektif sunar. Bourdieu için habitus terimi, hâkim sosyal ve kültürel koşulların oluşturulduğu ve yeniden üretildiği kolektif varlığı ifade eder. Bourdieu’nün deyişiyle, habitus, “aynı grubun yahut sınıfın tüm üyelerinin paylaştığı ve her tür kavrayış ve nesneleştirmenin koşulu olan içselleştirilmiş yapılardan, algı, anlama ve eylem şemalarından müteşekkil, öznel ama bireysel olmayan bir sistemi” ifade eder (s.177). Bu “içselleştirilmiş yapılar” ve “algı şemaları”, öznenin (paylaşılan) dünya görüşünü ve içinde var olduklarını sandıkları dünyaya ilişkin “özalgılarını” yapılandırır (s.177).


Bourdieu’ye göre habitus, maddi yahut manevi şeyler üzerine (kültürel) değer atfederek öznelerine bir dünya görüşü aşılamaktadır. Kısacası, habitus içerisinde bazı şeyler değerliyken bazıları da değersizdir. Habitus, bedenin görünürde kişisel yerlerine dahi spesifik nitelikler bahşeder ve atfeder. Bunlardan bazıları iyi olarak yapılandırılırken diğerleri “kötüdür” ve damgalanmıştır (fiziksel güç, güzellik ve çirkinlik gibi). Bazı nitelikler de “nötr” ve “doğal” (yani kültür öncesi ve “nesnel” olarak) yapılandırılmıştır. Genellikle, nötr ve doğal olarak yapılandırılan bu nitelikler, en mukavim ve aksinin itirazı güç olanlardır (örnek olarak ırk ve toplumsal verilebilir). Bourdieu’ye göre, habitus içerisindeki değerli nitelikler kültürel sermayeyi oluşturmaya başlar, bunların sahipliği sosyal ve kültürel ilişkilerin nasıl tekrar ve tekrar üretildiğini, daha da önemlisi kimin tarafından ve kimin için üretildiğini etkiler.


Bourdieu’ye göre, habitus duyusu, habitusun – ve habitus içinde değer atfedilen – kurumları aracılığıyla verilir. Bu süreç sıklıkla aile ortamında başlar sonrasında eğitim ve iş gibi kurumlar aracılığıyla sürdürülür. Bu kurumlar, öznenin orijinal kültür ve sosyallik şablonlarını (yani, öznenin dünyayla ve diğerleriyle ilişki kurduğu şablonlar) sürekli olarak güçlendirir ve bazen yeniden yapılandırır ve değiştirir.


Habitusun öznesi (yahut habitus içindeki özne) hâkim sosyal ve kültürel fikirleri ve içerisinde hazır bulunan varlık kiplerini içselleştirir. Böylelikle, özneler belirli türden öznelere (örneğin, ırklaştırılmış, toplumsal cinsiyetlendirilmiş ve/veya ulusal özneler; vatandaşlar, hukukun özneleri gibi) dönüşür. Buna karşılık özneler, hâkim fikirlerine ve sosyo-kültürel varlık kiplerine katkıda bulunarak ve yayarak habitusu destekler, güçlendirir ve nihayetinde yeniden üretir. Belirli bir habitusun özneleri görünüşte kendi “bireysel” geçmişlerine sahip olsalar dahi bütün bunlar aynı habitus içinde meydana gelir ve onun terimleriyle göre anlatılır.


Yukarıda belirtildiği gibi, habitus hem kendisini hem de öznesini kendi kurumları aracılığıyla (yeniden) üretir. Ayrıca öznelerin birbirleriyle ilişki kurduğu sosyo-kültürel koşulları da yeniden üretir. Özneler, habitus aracılığıyla bir dünya görüşü kazanır ve kendileri eyleyen ve uygulayan belirli türden özneler hâline gelir. Bunun bir örneği, dünyayı belirli şekillerde gören ve eylemleri bu şekilde kavramsallaştırılan (örneğin, yasal veya yasadışı olarak) özneler üreten hukuktur. Bir başka örnek, öznelere yalnızca yeterliliklerini ve uzmanlıklarını değil, aynı zamanda sosyo-kültürel ortamlarda hayali kimliklerini de temsil edebilecekleri unvanlar ve dereceler veren – hem gerçek hem mecazi – eğitim kurumudur. Yani okul ve üniversite kurumları, öznelere kendilerini doktor, avukat ve buna benzer unvanlarla temsil etme yetkisi bağışlar. Başka bir deyişle okullar ve üniversiteler, öznelere, belirli türden özneler hâline gelme ve kendilerini temsil etme izni verir.


Bourdieu'ya göre, habitusun hem kendisini hem de öznelerini yeniden ürettiği süreç, özneler arasında doğrudan siyasi mücadeleyi gerektirmeyen, kendi kendini sürekli kılan eşitsiz güç ilişkileri sisteminin üretimini de kapsar. Bununla birlikte habitus tahakküm ilişkilerini kendi varsayılan kurumları aracılığıyla üretir çünkü kurumlar, kültürel sermayeyi bireyler arasında farklı farklı şekillerde dağıtır. Bourdieu’nün ayrıntılı bir biçimde açıkladığı gibi, kültürel sermayenin eşitsiz dağılımı eşitsiz sosyo-kültürel ortamlar yaratır ve bu eşitsizliği zamanla daha da kötü hale getirir; bununla birlikte, bu eşitsizlik habitus içinde “nesnel”, doğal ve değerli görülmeye başlar çünkü habitusun kurumları, kültürel sermayenin ne ölçüde rastlantısal olduğunu gizler ve (miras kalan) ekonomik sermaye ve diğer adaletsiz maddi koşullar da dâhil olmak üzere öznenin sahip olduğu diğer sermaye türleri aracılığıyla biriktirilir. Dolayısıyla, kültürel sermaye ekonomik, sosyal ya da kültürel olsun diğer sermaye türlerinin muhafaza edilmesine ve edinilmesine yardımcı olur. Yukarıdaki örneklere dönersek, iki kişi aynı işe müracaat ederse ve bir tanesi belirli bir diplomaya sahipken diğeri değilse diplomaya sahip kişinin daha nitelikli olduğu ve işi hak ettiği “nesnel olarak” görülebilir. Bununla birlikte bu saptamanın görmezden geldiği şey, kültürel sermayenin eşitsiz dağılımının, ilk anda kimin diplomayı alma kapasitesine sahip olduğunu ve kimin olmadığını potansiyel olarak etkilediğidir (çünkü örneğin ırk, cinsiyet, toplumsal cinsiyet hakkındaki kültürel varsayımlar eğitimin genellikle belli özneler için ne ölçüde erişilebilir olduğunu etkiler).


Bu görüşe göre, habitus sadece belli bireylere (kültürel sermayenin bahşedilmesi yoluyla) haksız düzeyde sosyo-kültürel ayrıcalık vermekle kalmaz, aynı zamanda bu ayrıcalığı da görünmez kılar. Sonuç olarak habitusun sosyo-kültürel koşullarını değiştirme mücadelesi doğası gereği güçtür. Öyledir çünkü, hâkim özneler tahakkümlerini sadece status quo’ya uyarak ve “kendi olarak” hakimiyetlerini uygularken, tahakküm altındakiler ise habitusun kendi içinde habitustan kopmayı gerçekleştirmelidir. Başka bir deyişle, habitusun içinde hâkim öznenin tahakkümü “nesnel” görülür. Hâkim olan sadece “var olabilir”, tahakküm altında olan ise “var olabilmek” için önce “yolu temizlemelidir”.


İleri Okuma Önerisi: Bourdieu, Pierre. (1972). Bir Pratik Teorisi İçin Taslak. İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.


Orijinal metin, "Pierre Bourdieu: Habitus" başlığıyla 6 Ağustos 2019 tarihinde Critical Legal Thinking sitesinde yayımlanmıştır, orijinal metne bağlantı üzerinden erişmeniz mümkündür.