Marx’ın Grundrisse’deki Felsefi Metodolojisi

Matthew McManus

Çev: Bartu Şanlı


Marx'ın üç ciltlik Kapital'i yazdığı olgunluk dönemine kıyasla daha önceki felsefi eserlerinin değeri hakkında hatırı sayılır bir tartışma vardır. Bazıları, bu eserlerin Marx'ı anlamak için büyük önem taşıdığına inanırken, Althusser[1] gibi diğerleri, herkesçe iyi bilinen ilk eserlerin yalnızca, büyük çalışmasındaki [Kapital] bütün tarih bilimini ve diyalektik materyalizm felsefesini sunmak için hazırlık olduğuna inanıyorlardı. Ben doğrudan ilk grupta yer alıyorum. Kapital kuşkusuz Marx'ın başyapıtı olsa da, içinde belirsiz kalan ve açıklanmayan çok şey var.


Bu özellikle Marx'ın felsefi metodolojisi için geçerlidir. Kapital, diyalektik materyalizmin şaheseridir, ancak içerisinde bununla ilgili çok az şey yazılıdır. Bu, muhtemelen kısmen üç cildin yazıldığı ve yayınlandığı koşullardan kaynaklanıyor. Bilindiği gibi, yalnızca ilk cilt Marx yaşarken yayımlandı; ikinci ve üçüncü cilt daha sonra Engels tarafından düzenlendi ve yayımlandı. Daha fazla zamanı olsaydı muhtemelen görüşlerini daha ayrıntılı bir biçimde açıklardı. Bununla birlikte Marx’ın daha önce yürüdüğü zemine ilgisini kaybettiğini düşünüyorum. Kapital'i yazdığı zaman, diyalektik materyalizmin amacı, kapitalist politik ekonominin eleştirisini sunarak dünyayı değiştirmekti. Bu göz önüne alındığında, Marx dünyayı sadece yorumlamak için kullandığı yorumlama yöntemi hakkında yazmaya muhtemelen pek de ilgi duymuyordu.


Bugün Marx'ın felsefi yöntemi ve onun Hegelcilikle ilişkisinin boyutu hakkında çok fazla tartışma var. Bazı şahsiyetler, özellikle Žižek, Marx'ın Hegel'den çok fazla saptığını ve bu sapmanın çoğu zaman hatırı sayılır bir maliyeti olduğunu düşünüyor.[2] Hegel'e geri dönmemiz için yapılan çağrının bir nedeninin, daha önce de belirtildiği gibi, Marx'ın kendi felsefi yöntemini en ünlü eserlerinde asla dile getirmemesi olduğundan şüpheleniyorum. Kapital'in yoğun sayfalarından, onun kuru figürlerinden ve tarihsel analizinden felsefi yöntem toplamak için birçok yorumlayıcı çıkarım yapmak gerekir.


Marx'ın felsefesine ve felsefi yöntemine ilişkin daha zengin bir anlayış geliştirmek için daha önceki yazılarına bakmanın gerekli olduğu yer burasıdır. Marx'ın teorik analiz yöntemini en açık ve sistematik olarak detaylandırdığı satırlar, Kapital'de değil, Grundrisse’de bulunur. Kapital, modern endüstriyel kapitalizmin tarihsel gelişimini analiz etmeye ve eleştirmeye yönelik çığır açan bir girişimdir. Ancak bunun, Grundrisse'de geliştirilen, daha önceki ve daha dağınık olan tüm teorik fikir ve kavramların olgun bir diyalektik materyalizm teorisine entegre edildiği ve rafine edildiği teorik pozisyonlara bağlı olduğuna inanıyorum. Marx’ın düşüncesinin önemli bir bölümünü anlamak istiyorsak, Grundrisse’ye yönelik dikkatli ve kapsamlı bir bakış açısını zorunludur. Bence bu dikkatli bir şekilde yapılırsa, Marx’ın felsefi yönteminin Hegel de dahil olmak üzere rakipleriyle olumlu bir şekilde karşılaştırılabilecek kadar zengin olduğunu görebiliriz.


Aşağıdaki, Grundrisse'ye girişten örnek bir alıntıdır:


"…üretimin bütün dönemlerinin bazı ortak nitelikleri, bazı ortak belirlenimleri vardır. Genel olarak üretim soyut bir kavramdır, ama ortak özellikleri gerçekten saptayıp belirlediği ölçüde bizi yinelemelerden kurtaran ussal bir soyutlamadır. Bununla birlikte, bu genel niteliğin, ya da karşılaştırma yoluyla yalıtılan bu ortak ögenin kendisi, ögeleri birbirinden ayrılarak değişik belirlenimlere bürünen eklemlenmiş karmaşık bir bütün oluşturur. Bu belirlenimlerden bir kısmı bütün dönemler, bir kısmı ise dönemlerden ancak birkaçı için geçerlidir. [Bazı] belirlenimler en modern dönemde ve eski dönemde ortak olacaktır. Bunlar olmadan, herhangi bir üretim düşünülemez. Ama en gelişmiş dillerin en az gelişmiş dillerle ortak yasaları ve belirlenimleri bulunmasına karşılık, bu dillerin evrimini belirleyen, genel ve ortak olmayan ögelerdir. [Aynı biçimde, gelişmeyi bekleyen bu öğeleri] üretim olarak üretim için geçerli belirlenimlerden ayırt etmek gerekir ki, -özne, insanlık, ile nesnenin, özdeşliğinden kaynaklanan- birlikleri içindeki özsel farklılıkları unutulmasın. Var olan toplumsal ilişkilerin sonsuzluğunu ve uyumunu kanıtladıklarını sanan çağdaş iktisatçıların bütün bilgiçlikleri işte bu unutuştan gelmektedir.[3]"


Bu uzun paragrafta Marx, metodolojik yaklaşımının büyük bir kısmını açık bir dille açıklar. Yaklaşımı Grundrisse'de sunulduğu şekliyle anlamak, hem Marx'ın ilk fikirlerinin olgun biçimlerine nasıl evrildiğini, hem de Kapital'de uygulanan teorik metodolojinin nasıl anlaşılacağını bildirebilir.


Marx’ın Felsefi Metodunun Üç Adımı


Marx Grundrisse'de, "üretim" gibi bir şeyi anlamak, onun genel karakterini yakalamak için tarihsel tikelliklerden soyutlanması gerektiğini savunur. Ancak bu noktaya nasıl ulaşılır? Biraz basitleştirmek için, pozitif bilimlerin yöntemini açıklamada yaygın olduğu gibi, Marx’ın yöntemini üç aşamalı bir yöntem olarak nitelendirebiliriz. Marx bunu hiçbir zaman bu şekilde tanımlamamış olsa da, neden bahsettiğini kavramanın en kolay yolunun bu olduğuna inanıyorum. Ayrıca yönteminin diyalektik karakterini de belirtmekte fayda var. Bu, Hegel için olduğu gibi, üç parçalı harekete kadar Marx için de normaldir. Diyalektik hem bir analiz yöntemi hem de maddi dünyada var olan toplumsal ilişkiler hakkında konuşmanın bir yoludur.


Birinci adım, belirli bir tarihsel zaman periyodunda belirli bir kişinin meta üretme şeklini incelemektir. Çok sayıda vaka incelemeniz olduğunda, genellemeleri tikellerden ayırmak mümkündür. Bu eleme süreci gereklidir yoksa “üretim” gibi genel bir süreci tasavvur etmek imkânsız olurdu. Yalnızca farklı grupların meta ürettiği belirli ve tesadüfî teknikleri bilirdik. İkinci adım, düşüncede üretim gibi bir kavrama ilişkin soyut ama evrensel bir teori geliştirmektir. Bu soyutlama yöntemi, “üretim” gibi belirli bir fenomenin genel özelliklerini bir araya getirmeyi ve soyut bir teorik kavram oluşturmak için bunları birleştirmeyi içerir. Geliştirilen teorik kavramlar ideal olarak belirli bir fenomenin var olduğu her yerde uygulanabilir olmalıdır. Son olarak, kavramsal düşünceden “gerçek dünya”ya doğru üçüncü ve son adımı atmalıyız. Bu, kişinin geliştirmiş olduğu teorik kavramları gerçek tarihsel olaylara uygulamayı içerir, böylece onları somut olarak anlayabilir. Bu, düşüncedeki somutu anlamak olarak bilinir.


Salt tarihsel gözlemi "düşüncede-somut" yapan şey, artık bir fenomenin sadece dış görünüşünden ziyade iç mantığını kavrayabiliyor olmamızdır. İşte bir örnek: Biri sadece dünyayı gözlemliyor ve üretimi anlamaya çalışıyorsa, onu sadece insanların meta üretme şekli olarak görebilir. Bu bizi yalnızca ilk adıma götürmenin yanında birçok modern iktisatçının adımlarını atmamıza ve üretimi bir dizi matematiksel ilişki doğrultusunda anlamamıza yol açabilir. Zira modern bir ekonomist için önemli olan, insanların gerçekten metayı nasıl ürettikleri değil, onlarda ifade edilen değerlerdir. Bu bizi ikinci adıma götürür. Ancak Marx bizleri, bu değerlerin, belirli metaları doğru yerde ve doğru zamanda değerli kılan toplumsal ilişkilere nasıl bağımlı olduğunu görmeye zorluyor. Başka bir deyişle Marx, şeyleri değerli “metalar”[4] haline getiren toplumsal ilişkilere değişim değerleriyle bakmak ister. Bu bize maddi ilişkilerin toplumsal dünyasına dair daha zengin ve daha bütünsel bir anlayış sağlar. Marx’ın Grundrisse’de belirttiği gibi:


“Genel olarak bütün tarihsel ya da toplumsal bilimlerde olduğu gibi, hiç akıldan çıkarmamak gerekir ki, ekonomik kategorilerin ilerleyişinde özne, -burada burjuva toplumu söz konusudur- gerçekte olduğu gibi kafada da verilidir, dolayısıyla bu kategoriler varlık biçimlerini, belirli varoluş koşullarını ifade eder, çok kez bu belirli toplumun, bu öznenin özel basit yönlerini ifade eder ve bunun sonucu olarak bu toplum, bilimsel bakımdan da ancak kendisi bu niteliği ile söz konusu olduğu andan itibaren var olmaya başlar.[5]


Bu son adım kilit noktadır ve bence Marx'ın felsefi yönteminin gücünü ve titizliğini sergiler. Her adımın ideolojik bir zihin çerçevesine tekabül ettiğini de belirtmekte fayda var. Marx, içinde yaşadığımız gerçek dünyaya dair daha büyük bir öz-bilinç ve farkındalık düzeyine kademeli olarak rehberlik etmeyi umar. Tabii ki, bunun devrimci sonuçları olması amaçlanmıştır, çünkü dünya hakkında daha fazla farkındalık, kişinin nasıl sömürüldüğüne dair bir his uyandırır. Üç aşamalı yöntem bizi, sağduyunun ideolojik sınırlarına tekabül eden salt ampirizm düzeyinde başlatır. Bu, kişinin işe gidip parasını almak için meta ürettiği, anında algılanan dünyadır. Bu konuda reflektif bir şey yok. İkinci adımda, kişi daha reflektif bir düzeye geçer. Üretilen metaların değeri açısından neler olup bittiğine dair bir düşünce geliştirilir. Bu, kaba ekonominin ideolojik sınırlarına tekabül eder. Dünya, sahip oldukları bu tarihsel formda nasıl ve neden ortaya çıktıklarını hiç sorgulamadan, bir değerler topluluğu olarak görülür. Üçüncü adım bizi tam diyalektik materyalizme götürür. Değer kavramı, tarihsel olarak var olduğu şekliyle dünyaya geri uygulanır. Bu gerçekleştiğinde, içinde yaşadığımız sömürücü ekonomik sistem nedeniyle metaların değeri olduğunu kabul ederiz. Örneğin, metaların belirli bir değere sahip olmasının tek nedeninin, toplumumuz içinde fetişleştirilmeleri olduğunu anlarız. Bu noktada Marx'ın felsefi yönteminin sol kanat düşüncenin amaçları için taşıdığı önemi görürüz. Üç adımdan geçmek, kişiye yalnızca zengin bir yorumlama araçları seti sağlamaz aynı zamanda tarihsel toplumumuza özgü özel sömürü biçimi hakkında farkındalık yaratmayı da amaçlamaktadır.


Grundrisse'de sunulduğu şekliyle Marx'ın felsefi yönteminin bu hızlı ve sisli sunumu, açıkçası, onun düşüncesinin zenginliğinin hakkını veremez. Üstelik, Marx'ın çok iyi bildiği gibi, felsefi bir yöntem gerçek değerini ancak uygulama aşamasında kanıtlayabilir. Ancak, yöntemin bazı özelliklerini kendi içinde açıklığa kavuşturmayı ve eleştirel düşünen solcu düşünürler tarafından neden bir göz atmaya değer olduğunu vurgulamayı umuyorum. Yöntemi derinlemesine düşünmek, içinde yaşadığımız ekonomik sistemi ve onun gücünü kabul etmemizi engelleyen egemen ideolojileri daha iyi anlamamıza hâlâ yardımcı olabilir.


Orijinal metin "On Marx’s Philosophical Methodology in the Grundrisse" başlığıyla 26 Eylül 2017 tarihinde Critical Legal Thinking sitesinde yayımlanmıştır, orijinal metne bağlantı üzerinden erişmeniz mümkündür. 


[1] Louis Althusser and Etienne Balibar. Reading Capital, trans. (London, UK. Verso Press, 2009) [Türkçesi için bkz. Louis Althusser, Etienne Balibar, Roger Establet, Jacques Ranciere, Pierre Macherey, Kapital’i Okumak, çev. Işık Ergüden, Nora Yayınları, 2017.]

[2] Slavoj Zizek. Less Than Nothing: Hegel and the Shadow of Dialectical Materialism. (London, UK. Verso, Press. 2012) [Türkçesi için bkz. Slavoj Zizek Hiçten Az: Hegel ve Diyalektik Materyalizmin Gölgesi, çev. Erkal Ünal, Encore Yayınları, 2015.

[3] Karl Marx. Grundrisse: Introduction to the Critique of Political Economy (London, UK: Penguin Books, 1973) at 85. [Türkçesi için bkz. Karl Marx, Grundrisse: Ekonomi Politiğin Eleştirisinin Temelleri, çev. Arif Gelen, Sol Yayınları, 2013, s. 23.]

[4] Karl Marx. Capital Volume I: A Critique of Political Economy. (London, UK. Penguin Classics, 2004) at 169.[Türkçesi için bkz. Karl Marx, Kapital: Ekonomi Politiğin Eleştirisi, çev. Mehmet Selik ve Nail Satlıgan, Yordam Kitap, İstanbul, 2011.

[5] Karl Marx. Grundrisse: Introduction to the Critique of Political Economy (London, UK: Penguin Books, 1973) at 106. [Türkçesi idin bkz. Karl Marx, Grundrisse: Ekonomi Politiğin Eleştirisinin Temelleri, çev. Arif Gelen, Sol Yayınları, 2013, s. 41.]