Martti Koskenniemi ve Marksist Uluslararası Ilişkiler Teorisi

Eric Loefflad
Çev.: İbrahim Yüksel


Eleştirel uluslararası hukuk alanının hayali ufkunu genişletmeyi deneyen çok az kişi Martti Koskenniemi kadar etkili olabilmiştir. From Apology to Utopia’daki uluslararası hukuk argümanlarının yapısalcı değerlendirmesi veya The Gentle Civilizer of Naitons’da uluslararası hukukun “tarihe dönüşü”nün başlatılmasında oynadığı kilit rol, anlaşılabilir bir “emekliliği" haklı çıkarabilirdi. Buna rağmen Koskenniemi hiçbir yavaşlama belirtisi göstermiyor. Bunun yerine, son uğraşı mülkiyet ile egemenlik arasındaki tarihi ilişkiye odaklanıyor.[1] Koskenniemi’ye göre, eleştirel uluslararası hukukun karakteristik olarak kendisini savaşın, barışın ve diplomasinin “kamusal” meselelerine emanet etmesi, bu müdahaleye duyulan ihtiyaca kanıt oluşturmaktadır. Bahsedilen sınırlama; mülkiyet, finans ve ticaretin şekillendirici etkilerinin büyük oranda göz ardı edilmesine yol açar. Uluslararası hukukun kapsamlı eleştirel tarihinin "özel" olanla da en az "kamusal" olan kadar uğraşılması gerektiği iddiasını ileri sürerken iddiasını şöyle savunur:


“Eğer iktidar ve otorite bu tarihlerin esas özneleriyse, bu incelemeler, çerçevesini oluşturan iki hukuk türünü – egemenlik ve mülkiyet – ayıran kaymayı da inceleyecek şekilde genişletilmelidir, farklı yönlere gitmelerine rağmen, bu iki hukuk türü ancak birbirleriyle ilişkileri aracılığıyla anlaşılabilir. Bu iki hukuk türü küresel iktidarın yin ile yangıdır.”[2]


Uluslararası hukuk tarihinin incelenmesine getirilen bu yenilenmiş yaklaşım özellikle Marksistler için heyecan verici olanaklar yaratırken, bu yaklaşımın erken dönemlerinde sıyrıldığı tuzak, Koskenniemi’nin mülkiyet-egemenlik çalışmasıyla daha önce uluslararası ilişkilerin uluslararası hukuktan çıkarılmasına yönelik çalışmalarının çatışma potansiyeliydi. Bu çalışma, Koskenniemi’nin “formalizm kültürü”nü, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki genişlemesi ve iktidarını sağlamlaştırmasıyla uluslararası hukuku “dünyanın nasıl çalıştığını" "açıklayan” konumundan indiren Amerikan iktidarına karşı gerekli bir taktik olarak benimsemesiyle başlamıştır. Bu durum, ahlakı ve hukukiliği uluslararası alandan ayıran realist uluslararası ilişkiler yaklaşımlarının aracılığıyla ortaya çıktı, “uluslararası”nın sadece “politik” bir hayatta kalma mücadelesi ortamı olarak anlaşılmasına yol açmıştır. Koskenniemi’ye göre bu anlayış tarzı, ABD’nin küresel hâkimiyetine yönelik yakışıksız özrüyle aynı anlama gelen bir “anti-formalizm kültürünü” oluşturmuştu, bu kültüre karşı uluslararası hukukçuların “formalizm kültürü” ile karşı çıkmakta güçlü bir politik çıkarı vardı.[3]


Buna rağmen, uluslararası ilişkilerin uluslararası hukuka yönelttiği tehdit hiçbir şekilde sadece realist yaklaşımla sınırlı değildi. Potansiyel olarak daha zararlı olabilecek bir tehdit, Soğuk Savaş’tan sonraki kozmopolit zafer sarhoşluğuyla birlikte, çoğu liberal kurumsalcının uluslararası hukuku basit bir “uyum” ölçme mekanizmasına indirgeme çabasıyla ortaya çıktı. Bu olayların oluşturduğu ortamda Koskenniemi, uluslararası ilişkiler akademisyenlerin olanı “bilimsel” bir şekilde değerlendirmesine karşı, hukukun olması gerekene doğru yönlenme eğiliminin öneminden “disiplinlerin birbiriyle çatışması” kavramı altında bahsetmiştir.[4]


Peki, uluslararası ilişkiler disiplini içindeki, tıpkı hukuki “formalizm kültürü” sebebiyle ortaya çıkan her şey gibi, realizm, liberal kurumsalcılık ve Amerikan hegemonyası şeklindeki muhalif bakış açılarına ne demeli? Daha sonra, bu görüşlerin tarihi olarak nitelendirilmiş egemenlik-mülkiyet ilişkisiyle sofistike şekilde angaje olması durumunda ne olacak? Bunlar sadece teorik sorulardan ibaret değil. “Kamusal” ve “Özel”in arasında oluşturulan ideolojik farkın sınıf çatışmalarında ve kamusal mülkiyet ilişkilerinde nasıl sertleşerek yer aldığının analizi, Justin Rosenberg’in The Empire of Civil Society ve Benno Teshke’nin The Mtyh of 1648 adlı eserleriyle iki temel katkı yaptığı Marksist tarihsel sosyolojinin uluslararası düzenin kavramsal yapısına dair sorgulamalarının yükselmesine yol açmıştır. Bunun üzerine, Koskenniemi de bu yaklaşımların varlığını kabul etmiş ancak bu yaklaşımların henüz uluslararası hukukun “tarihe geri dönüşünün” üzerinde önemli bir etki oluşturmadığını açıkça belirtmiştir.[5]


Bu yaklaşımlar ile Koskenniemi’nin egemenlik-mülkiyet çalışmasının birbirleri arasında yarattığı yankının büyüklüğünü değerlendirirken, değerlendirmemiz gereken şey Koskenniemi’nin uluslararası hukuk tarihi yazım metodolojisi üzerine yaptığı açıklamalar olmalıdır. A History of International Law Histories[6] adlı çalışmasında Koskenniemi, doktriner gelişmelerin ötesine geçme ve uluslararası hukukun gerçek etkisi üzerine tarih çalışmaları yapma çabalarının “uluslararası ilişkilerin tarihsel sosyolojisi” üzerine yeterli ilgiyi göstermemesinden bahsetmiştir. Bu tür çalışmalarda problematik ve metodolojik olarak gerekçesiz bir şekilde yapılan açıklamalar, kendi kendisini açığa vuran gerçekler gibi sunuluyor.[7] Buna rağmen, Koskenniemi’nin daha önceki uluslararası ilişkiler akademisyenlerinin uluslararası hukukçuların kendi alanlarının asıl amacının değerini azaltmadan cevap veremeyeceği bir dünya görüşüne sahip olduğu iddiasını göz önüne aldığımızda, uluslararası ilişkiler akademisyenlerinin uluslararası hukuk gelişmelerinin uluslararası ilişkilerle ilgili tartışmalara verilen cevaplar olduğuna dair açıklamalarıyla ne yapmamız gerekir? Marksist bir bakış açısıyla, başka bir alandan ideolojik bir kaçışı sürdürmek, içeriksel ve metodolojik açıdan değerli eşleşmeler yaratma şansına sahipken, alansal bir fetişizasyondan başka bir şey olabilir mi?


Bu durum, daha geniş olan uluslararası tarih sosyolojisine dair Marksist yaklaşımların içindeki kendine özgü hukuk ve hukuki temellendirme yöntemleri nasıl dikkate alınabilir sorusunu cevapsız bırakıyor. Nihayetinde, uluslararası hukukun kendine has dünyaya yaklaşım şeklinin bu alana sahip olmaya devam etmesi, “disiplinlerin çatışması” argümanına başvurmak zorunda kalanların tam da istediği şey değil midir? İdealize edilmiş soyutlamalara veya disiplinler arasındaki sınırların fetişize edilmesine başvurmadan bu kendine haslığı korumak mümkün müdür? Bu soruyu cevaplayan teorik yaklaşımlardan biri Anne Orford’un “yargısal düşünme” olarak tanımladığı yol, yani hukukun soykütüksel olarak ileri sürüldüğü bir fenomendir.[8] Bu yaklaşıma göre, uluslararası hukukçular diğer durumda alakasız tarihi olayları kapsayıcı anlayış sistemleri üzerinden bağlantılı hale getirir ve bu durum konjonktüre odaklanan “Cambridge Ekolü” tipi yaklaşımlardan ayrışmalarını açıklar.[9]


Spesifik olarak “yargısal düşünme” ile benzer tarihselleştirme metotlarıyla uyumlu bir şekilde angaje olunduğunda, teorisyenler birden fazla tarihselleştirme metodunun (ve onların getirdiği politik etkilerin) daha büyük sentezleme denemeleriyle uyumluluğu meselesiyle uğraşmak zorunda kalırlar. Bu durumun farkında olmak, herhangi bir tarihsel olmayana geri çekilme çabasına güçlü bir darbe vuruyor. Üstelik bu durum daha genel uluslararası ilişkiler alanındaki Marksist yaklaşımların, “bilimsel metot” ile yaratılmış tartışmaları yeni konjonktüre uyarlama amacıyla ekonomik tarih, kültürel tarih ve tarihsel sosyolojiden gelen anlayışları da dahil etmesiyle birlikte değerlendirilmelidir.[10] Hukuki argümantasyon ile “yargısal düşünme”nin bu yeni, somut olarak ayakları yere basan açıklama şekliyle açıklanması daha yeni başlamış bir projedir. Bu yeni egemenlik-mülkiyet çalışması aracılığıyla Koskenniemi, ironik bir şekilde, kendisinin kabul etmediği tamamen yeni nesil bir uluslararası hukuk-uluslararası ilişkiler arası tarzının temelini atmıştır.


Orijinal metin “Martti Koskenniemi and the Question of Marxist International Relations Theory” başlığıyla 21 Kasım 2017 tarihinde Legal Form sitesinde yayımlanmıştır, orijinal metne bağlantı üzerinden erişmeniz mümkündür.


[1] Örn. bkz: Martti Koskenniemi, “Sovereignty, Property, and Empire: Early Modern English Contexts”, 18 (2017) Theoretical Inquires in Law 355.

[2] Martti Koskenniemi, “Expanding Histories of International Law”, 56 (2016) American Journal of Legal History 104, s.112.

[3] Martti Koskenniemi, The Gentle Civilizer of Nations: The Rise and Fall of International Law, 1870–1960 (Cambridge: Cambridge University Press, 2001), 494–496.

[4] Martti Koskenniemi, “Law, Teleology and International Relations: An Essay in Counterdisciplinarity”, 26 (2012) International Relations 3.

[5] Koskenniemi, “Expanding Histories”, 107.

[6] Martti Koskenniemi, “A History of International Law Histories”, in Anne Peters and Bardo Fassbender (eds), The Oxford Handbook of the History of International Law (Oxford: Oxford University Press, 2012) 943, at 961 (vurgu bana ait).

[7] A.g.e., 961–963.

[8] Anne Orford, “On International Legal Method”, 1 (2013) London Review of International Law 166.

[9] A.g.e, 175-176.

[10] Bkz. Barry Buzan and George Lawson, The Global Transformation: History, Modernity and the Making of International Relations (Cambridge: Cambridge University Press, 2015).