Marksizm ve Insan Hakları

Paul O’Connell

Çev.: Ahmet Alparslan Aktaş


Giriş


İnsan hakları “çağımızın doksası”dır:[1] Yani ahlaki, felsefi, politik, hukuki ve sosyolojik araştırmanın her alanını etkileyen bir fikir, bir pratik ve bir kelime hazinesidir. Bundan dolayı, insan haklarını görmezden gelemeyiz. Özellikle hukuk, devlet ve haklarla uğraşan Marksistler için insan hakları da hayati derecede önemli bir konudur. Marx ve Engels’in Alman İdeolojisi’nde ileri sürdüğü gibi, kapitalizmdeki hukuk “en genel formunu insan hakları olarak” yüklenir.[2] O halde, insan haklarıyla ilgili argümanlar, hukuk, devlet ve hakların Marksist analizi ve yaklaşımları hakkında daha genel tartışmaların merkezinde yer alır.


Tarihsel açıdan basit bir sağduyu, Marksistlerin Marksist kanonla tutarlı bir şekilde “insan haklarına inanamayacaklarını” savunmuştur - özellikle Steven Lukes, bu merkezi inancı özetleyen hakiki bir tek kişilik küçük ev sanayiini sürdürmüştür.[3] Bu argüman bir ölçüde makuldür. Marx'ın “Yahudi Sorunu Üzerine”[4]de burjuva haklarının atomistik ve narsisistik karakterini suçlamasından, burjuva hakkının dar ufkunu "Gotha Programı Eleştirisi"[5] ile yerin dibine sokan izahına kadar, açıkça ortadadır ki Marx, naif bir insan hakları taraftarı değildi.


Hem Marx'ın hem de uzun süredir birlikte çalıştığı Engels'in yaşamları boyunca birçok kez insan haklarını desteklemek adına yazdıkları aynı derecede doğrudur. Bu, Marx’ın erken dönem ifade özgürlüğü savunmasından daha sonraki genel oy hakkı savunmasına, Engels'in İngiltere'deki protesto hakkına dair isyankar saldırıları aracılığıyla, işçi sınıfının siyasi mücadeleleri için medeni ve siyasal haklarını genişletme potansiyelini kutlamasına ve Marx'ın Kapital'in ilk cildindeki sınırlı çalışma saatleri için kampanyaya ilişkin ateşli tartışmasına ve Birinci Enternasyonal’e[6] yaptığı açılış konuşmasında haklar için mücadeleye çağırmasına kadar uzanır.


Tüm bunların anlamı, Marx ve Engels'ten, "eleştirel, farklılaştırılmış, az gelişmiş ve birden fazla durumda muğlak" bir insan hakları görüşünü miras aldığımızdır.[7] Başka bir deyişle, Marksizmin entelektüel kurucularından bugün insan haklarını nasıl anlamamız ve insan hakları sorununa Marksist gelenek içinden nasıl yaklaşmamız gerektiği konusunda kanonik bir yönlendirme yoktur.


Marksist kanon, insan hakları sorunuyla ilgili tek ve net bir çizgiden yoksun olsa da, daha geniş olan gelenek, bir insan hakları (aynı zamanda hukuk ve daha geniş bir şekilde devlet) teorisi ve bir insan hakları yaklaşımı oluşturmaya başlamak için bize gerekli kaynakları sağlar. Burada, Marksist geleneğin içinden bugün insan hakları hakkında düşünmek için üç kilit noktayı kısaca özetleyeceğim. Bunlar: (i) kapitalizmin yapısal karakteri ve insan haklarından yararlanmaya nasıl engel olduğu; (ii) insan haklarında (ve aslında tüm sosyal fenomenlerde) diyalektik bir anlayışa duyulan ihtiyaç; ve (iii) insan haklarını ifade etme ve insan haklarına itiraz etme konusunda harekete geçmenin ve sosyal mücadelenin önemi.


Kapitalizm ve İnsan Hakları


İlk nokta nispeten basittir. Kapitalist sistemin yapısal karakteri, kendi övünülen vaatlerinin gerçekleşmesine kaçınılmaz ve değişmez bir şekilde engel olduğu anlamını taşır. Bu, "Yahudi Sorunu Üzerine"de Marx’ın burjuva haklarına yönelik eleştirisinin merkezinde yer alır. Marx burada, insan haklarının tarihsel başarısının ileri bir adım olduğunu kabul eder; ancak bu haklarla sağlanan siyasi özgürleşmenin asla gerçek, insani özgürleşmeye yol açamayacağını vurgular.


Sorun, "sözde insan hakları"nın atomize olmuş, kamusal bireylerin hakları ya da özgür ve eşit meta mübadelesi yapan bireylerin resmi özgürlüğü olmasıdır. Ancak kapitalist sistemin kalbi, sömürünün, eşitsizliğin ve adaletsizliğin norm olduğu özel alanda, "sivil toplum" dünyasında atıyor. Dolayısıyla, insan hakları ileriye doğru bir adım atarken, çoğunluğun azınlık tarafından sömürülmesi üzerine kurulu bir sistemde yapısal olarak reddedilmiş ve zayıflatılmış kalacaktır ve kalmalıdır.


Piketty[8] gibi ılımlı iktisatçıların çalışmaları ve off-shore hesaplarda saklanan ağza alınmaz servetin ifşası[9], kapitalizmin yapısal eğiliminin çoğunluğu azınlığın lehine yoksullaştırma eğilimini doğruladığında bu kavrayış kulağa mantıklı gelmektedir. Küresel ölçekte emperyalizm formu alan bu sömürü ve eşitsizlik sistemi, çok sayıda kompleks yolla insan haklarının inkârını garanti altına alır. Bu yüzden, Marksist bir insan hakları anlayışı için başlangıç noktası, yapının baskın çıkacağını ve insan hakları vaadinin küresel kapitalizm sistemi altında asla gerçekleştirilemeyeceğini vurgulamak olacaktır. İnsan hakları ihlalleri bir sapma değildir, aksine sistemin özüdür.


Diyalektik Analiz


Marksist insan hakları yaklaşımının ikinci kritik yönü, diyalektik materyalist bir insan hakları anlayışına duyulan ihtiyaçtır. Sol-liberal çevrede insan hakları eleştirisi bol olsa da, bu tür eleştiriler içini boşalttığını iddia ettikleri ana akım liberal açıklamaların analitik günahlarını tekrar etme eğilimindedir. İlk hata, insan haklarının basit ve dikotomik biçimde yorumlanmasıdır. İnsan hakları, iyi ya da kötü olarak, yalnızca güçlülerin ya da güçsüzlerin çıkarlarına hizmet ediyormuş gibi, ya apolitik ya da salt ideolojik bir cila olarak sunuluyor. Bu yaklaşımların hiçbiri, bir dizi sosyal ilişki ve süreç olarak insan haklarının gerçek karmaşıklığını yansıtmamaktadır.


Buna karşılık, Marksist geleneğin temel kavrayışlarından biri, tüm fenomenlerin çelişkili, birbiriyle ilişkili ve değişken halde anlaşılmasıdır. İnsan haklarıyla ilgili olarak, bu nokta, bir zamanlar “insan haklarının muhtemel katkısının… olumsuz potansiyelleriyle bir arada var olduğunu” iddia eden Ed Sparer tarafından iyi bir şekilde ele alınmıştır.[10] Başka bir deyişle, insan hakları herhangi bir anda olumlu ve olumsuzdur - halk kitlelerinin çıkarlarını geliştirirken aynı zamanda statükoyu sürdürür ve meşrulaştırır. İnsan haklarıyla ilgili belli bir mücadelenin tam olarak nasıl gerçekleşeceği, oyundaki güçler arasındaki karmaşık ilişkiye bağlıdır. Ancak insan hakları, özü itibariyle ne özgürleştirici ne de doğası gereği muhafazakârdır; her iki eğilimin karmaşık bir birleşimidir.


Öyleyse, Marksist bir insan hakları yaklaşımının, "insan haklarına karşı" kısır bir sözde radikalizmden kaçınması ve insan haklarını her zaman ve illaki sadece statükonun sürdürülmesinde bir suç ortağı şeklinde ele almaması esastır. Bunun yerine, Marksist bir analiz, insan haklarının karmaşık karakterini gözden kaçırmaktansa kucaklamalı ve herhangi bir insan hakları tartışması veya mücadelesindeki verili güçler kümesini anlamaya çalışmalıdır. Bu, elbette, sığ bir kesinliği reddettiği için can sıkıcıdır. Ancak bu bugün dünyadaki insan haklarının doğası ve rolü hakkında daha keskin ve gerçekçi bir anlayışa izin vermektedir.


Sosyal Mücadeleler ve İnsan Hakları


Marx, "Feuerbach Üzerine Tezler" adlı eserinde, "filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli şekillerde yorumladılar; önemli olan onu değiştirmektir” tespitinde bulunmuştur.[11] Bu basit, zengin tez, Marksizmin özünü ortaya koyar: Marksizm çevremizdeki dünyanın doğasını anlamaya yönelmiş, ancak en önemlisi onu dönüştürmek amacıyla tasarlanmış felsefi bir sistemidir. İşçi ve halk sınıflarının[12] öncü aktörlüğü, Marksizmin merkezindedir ve bu nedenle, Marksist teori ve analiz, sosyal pratik sorunlarına odaklanmalıdır. Bu nokta, Marksistler için "tüm hakiki teorinin doruk noktası, gayesi, onun pratiğe girdiği noktadır" diyen Lukács tarafından güzel bir şekilde özetlenmiştir.[13]


Bu itibarla, insan hakları söz konusu olduğunda, Marksist analiz, diğer birçok eleştirel açıklamanın aksine, insan hakları iddialarını dile getirme, itiraz etme ve ilerletmede sosyal mücadelelerin rolünü ön plana çıkarmalıdır.[14] Sosyal hareketlerin acil talepler (örneğin, barınma, su, toprak, yiyecek, sağlık hizmetleri) için mücadelelerinde insan hakları dilini harekete geçirme yollarına katılmak, bu tür mücadelelerin genellikle daha geniş sosyal düzenin tartışmasına yol açtığını ortaya çıkarabilir. Bu bağlamda, insan hakları dili, mevcut toplumsal düzenin müdafaası biçiminde hizmet etmek yerine, her daim bu düzenin eksikliklerinin içkin bir eleştirisi olarak seferber edilmiştir.


Öyleyse insan hakları, işçi sınıfı hareketleri ve diğer marjinalleştirilmiş ve ezilen halkların mevcut düzene itiraz etmeleri için önemli bir kaynak ve bu tür sosyal gruplar için politik mücadele ve eğitim alanı sağlayabilir ve bunları sağlamaktadır da.[15] Marksistlerin bu tür mücadelelere, bir yandan bu tür iddiaların ve kazanılabilecek küçük zaferlerin potansiyel değerini kabul ederek, öbür yandan da o insan hakları talepleriyle bağlantılı çıkarların anlamlı bir şekilde korunmasına ister istemez engel olan küresel kapitalizm sisteminin yapısal karakterini vurgulayarak dahil olması kritiktir.


Sonuç


Yirmi birinci yüzyıl kapitalizminin zorlukları için yeterli olan Marksist hukuk ve devlet teorileri ile boğuşurken, insan hakları sorunu, analiz ve tartışmanın merkezi noktalarından biri olacaktır. İnsan hakları sorununa yönelik Marksist bir yaklaşım, hakim sol-liberal eleştirilerden niteliksel olarak farklı olmalıdır. Radikal eleştiri kılığına girmiş siyasi sessizlikten ziyade, Marksist analizler fail ve yapı arasındaki gerilimi, insan haklarındaki gerekli çelişkileri ve sosyal mücadelenin hakları ve daha genel hatlarıyla toplum anlayışlarını dönüştürmedeki merkeziliğini vurgulamalıdır. İnsan haklarına Marksist gelenek içinden yaklaşmak, insan haklarını yapılandıran sosyal pratiklerde ve ilişkilerde yer alan gerçek çelişkilerin uzlaşmaz bir değerlendirmesini yapmaya izin verir. Bu gelenek, gerçek insani gelişme olasılığının küresel kapitalizm sistemini aşmayı gerektirdiğini vurgularken, aynı zamanda insan haklarının potansiyelini ve değerini kabul etmemize izin verir.


Orijinal metin "Marxism and Human Rights" başlığıyla 25 Kasım 2017 tarihinde Legal Form sitesinde yayımlanmıştır, orijinal metne bağlantı üzerinden erişmeniz mümkündür.


[1] Stefan-Ludwig Hoffmann, “Introduction: Genealogies of Human Rights”, Stefan-Ludwig Hoffmann (ed.), Human Rights in the Twentieth Century (Cambridge University Press, 2011) içinde 1, 1.

[2] Karl Marx ve Frederick Engels, The German Ideology [1846], Karl Marx ve Frederick Engels, Marx-Engels Collected Works, vol. 5 (International Publishers, 1976) içinde 19, 209; ayrıca şurada: https://www.marxists.org/archive/marx/works/1845/german-ideology/.

[3] Otuz yıla yayılan aynı (geniş) argüman için bkz. Steven Lukes, “Can a Marxist Believe in Human Rights?”, 4 (1981) Praxis International 334; “Marxism and Morality: Reflections on the Revolution of 1989”, 4 (1990) Ethics & International Affairs 19; “On the Moral Blindness of Communism”, 2 (2001) Human Rights Review 113; and “Marxism and Morals Today”, 24 (2015) New Labor Forum 54.

[4] Karl Marx, “On the Jewish Question” [1843], Karl Marx ve Frederick Engels, Marx-Engels Collected Works, vol. 3 (International Publishers, 1975) içinde 146; ayrıca bir başka çeviri için: https://www.marxists.org/archive/marx/works/1844/jewish-question/.

[5] Karl Marx, “Critique of the Gotha Programme” [1875], in Karl Marx and Frederick Engels, Marx-Engels Collected Works, vol. 24 (International Publishers, 1989) 75; also available (in different translation) at https://www.marxists.org/archive/marx/works/1875/gotha/.

[6] Bkz. Paul O’Connell, “On the Human Rights Question”, Human Rights Quarterly (forthcoming in 2018), available at https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=3065757.

[7] Amy Bartholomew, “Should a Marxist Believe in Marx on Rights?”, 26 (1990) Socialist Register 244, 247.

[8] Thomas Piketty, Capital in the Twenty-First Century (Harvard University Press, 2014).

[9] Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu (ICIJ) tarafından elde edilen ve sunulan bilgiler için bkz. https://www.icij.org/investigations/paradise-papers/

[10] Ed Sparer, “Fundamental Human Rights, Legal Entitlements, and the Social Struggle: A Friendly Critique of the Critical Legal Studies Movement”, 36 (1984) Stanford Law Review 509, 519.

[11] Karl Marx, “Theses on Feuerbach” [1845], Karl Marx ve Frederick Engels, Marx-Engels Collected Works, vol. 5 (International Publishers, 1976) içinde 3, 5 (orijinal vurgu); farklı bir çeviri için: https://www.marxists.org/archive/marx/works/1845/theses/theses.htm.

[12] Michael A. Lebowitz, “Protagonism and Productivity”, 69 (2017) Monthly Review, şuradan ulaşabilirsiniz: https://monthlyreview.org/2017/11/01/protagonism-and-productivity/ .

[13] Georg Lukács, Lenin: A Study on the Unity of His Thought (Verso, 2009 [1924]), 41–42 (orijinal vurgu); ayrıca şuradan ulaşılabilir: https://www.marxists.org/archive/lukacs/works/1924/lenin/index.htm.

[14] Bkz. Paul O’Connell, “Human Rights: Contesting the Displacement Thesis”, Northern Ireland Legal Quarterly, şuradan ulaşabilirsiniz: https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=3065748.

[15] Bkz. örn, Prabhat Patnaik, “A Left Approach to Development”, 45 (2010) Economic and Political Weekly 33.