Marksizm ve Devlet Üzerine Üç Temel Not: Birinci Bölüm

Akbar Rasulov

Çev.: Remzi Çağrı Uzun


Marksist devlet teorisi üzerine internette kolayca ulaşılabilecek metinlerden olan ve 1999 tarihinde “Marxism and Social Sciences” başlığıyla derlenen bir kitapta, Bob Jessop’ın eski bir öğrencisi olan Colin Hay, “Marxism and the State” isimli makalesinde şunu belirtir: “Marksist devlet teorisyenlerinden, örneğin feminist meslektaşlarının aksine, nadiren teorik çalışmalarına gerekçe sunmaları istenir”.[1] Bu değerlendirme şu açıdan yersizdir: Marksist geleneğin, diğer gelenekler için mevcut olmayan bir tür göreli entelektüel dokunulmazlığa sahip olduğu fikri, en iyi ihtimalle zorlama bir tez olarak tanımlanabilir. Ancak Hayin bu yorumda ima ettiği çıkış noktasını bildiren temel mantık kesinlikle temelsiz değildir: Marksist teorisyenlerden (teorik çalışmalarının temel seyrini ve biçimini gerekçelendirmek adına) çalışmalarının neden Kantçı ya da Rawlsçu bir liberal kuramcı açısından bir anlam ifade etmeyeceğini açıklamalarını istemek mantıklı olacaktır.


Elbette, Marksist gelenek içinde, Marksizmin kendi devlet teorisine sahip olması gerektiğine dair uzun süredir süregelen bir fikir birliği vardır. Ama bu görüşün nedenleri tam olarak nelerdir? Marksist devlet teorisinin asıl amacı nedir? Marksist devlet teorisinin, diğer devlet teorilerinin yapamayacağı neyi yapabilmesi gerekir?


Bu soruların cevaplarını – en azından genel hatlarıyla – bulmak zor değil. Marksist gelenekteki her teorik proje, nihayetinde, Marx'ın “Feuerbach Üzerine Tezler”inin on birincisinde ortaya koyduğu ölçüte göre (“Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir.”) ve Lenin’in varsaydığı temel kurala göre değerlendirilmelidir (“Marksist teori olmadan marksist pratik olmaz”).[2] Marksist teorinin hiçbir fraksiyonu; müstakil, yetkisi kendinden menkul bir teşebbüs teşkil etmez. Marksist teori asla “sadece” salt düşünce için bir platform, huzurlu, dingin bir alan ve politik olarak bağımsız bir entelektüel araştırma olarak anlaşılamaz. Marksist ekonomi teorisi ve Marksist hukuk teorisi gibi, marksist devlet teorisi de esasen örgütsel ve sistem tanımlıdır. Biricik amacı ve varoluş nedeni, Marksist devrimci pratiği desteklemek, bilgilendirmek ve ona rehberlik etmektir.


Öyleyse tüm bunlar bizi çok özgün olmasa da kaçınılmaz bir sonuca getiriyor: Marksist devlet teorisinin kendine özgü karakterini anlamak, onun siyaset kuramı alanındaki diğer tüm geleneklerden temel farklılığını kavramak için, Marksist devlet teorisine ilk olarak bir pratik yaratma tasarısı olarak yaklaşmalıyız. Marksist devlet teorisi, esasen, bir başka faaliyete ulaşmayı kolaylaştırmayı amaçlayan bir faaliyettir. Temel amacı ve işlevi, toplumsal olarak dönüştürücü, sınıf odaklı, politik olarak özgürleştirici bir ilişkinin gerçekleştirilmesine zemin hazırlamaya yardımcı olmak olan, ideolojik olarak yüklü söylemsel bir ilişkidir.


Marksist devlet teorisi, çağdaş şekilleniminde ne tür devrimci yöntemleri en iyi şekilde destekleyebilir ve uygulayabilir? Mevcut tarihi konjonktürde takip edilebilir olan hangi özgürleştirici ve dönüştürücü proje, Marksist devlet teorisinin eleştirel anlayışı aracılığıyla en etkili biçimde geliştirilebilir ve kendisine olanak tanınabilir? Marksist devlet teorisi bugün kimin işine, kimin eylemine ve kimin mücadelesine rehberlik edebilir, ilham verebilir ve onu ideolojik olarak donatabilir?


Bu soruların hiçbiri bize kendiliğinden hızlı ya da kolay cevaplar sunmaz. Bu soruları cevaplandırabilmenin bir yolu (yanlış olduğuna inandığım, ama maalesef sıklıkla kullanılan yol), onları basit bir sosyolojik çalışma biçimine indirgemek olabilir: ampirik bir şekilde, “kimin ne ve ne sıklıkla okuduğunu” ölçmeye çalışmak. Son zamanlarda hangi ülkelerde ve hangi bağlamlarda belirli siyasi hareketlerin, partilerin, sendikaların ve buna benzer kuruluşların kaç üyesi, hangi koşullar altında ve hangi özel koşullara tabi olarak, geniş anlamda Marksist mirasın hangi öğelerini kullanmıştır? Kaç tanesi örneğin Lenin’den, Rosa Luxemburg’dan, Mao’nun Küçük Kırmızı Kitap’ından ilham aldı? Bu tür bir ilham bulurken, bu kaynaklardan aldıkları teorik unsurları, başka yerlerden ithal edilen teorik araçlar ve çerçevelerle birleştirmeye ne sıklıkla çalıştılar? Bunu yapmak için gösterdikleri nedenler nelerdi; bunu ne kadar bilinçli ve açık bir şekilde yaptılar?


Bu yoldan gitmenin yanlış bir hareket olacağına inanmamın nedeni, teorik bir strateji olarak temelde savunulamaz bir metodolojik varsayıma dayanmasıdır. Hafızanın elverişsizliğini ve sorulan soruya yanlış cevap verme olasılığını göz ardı etseniz bile, insanlara belirli bir alet kutusundaki hangi araçları en çok kullandıklarını sormak, bize yalnızca şu anda en çok hangi araçların kullanıldığını söyleyebilir, daha fazlasını değil. Bize, o araç kutusundaki hangi araçların kendi özel konumundaki birinin kullanımına yönelik en iyi araç olduğunu veya nesnel olarak hangi araçların en büyük potansiyele sahip olduğunu söyleyemez. Aksini varsaymak esasen; gizli bir ilahi mekanizmanın büyülü bir biçimde modayı, günün yönelimini, mutlak doğru ile uyumlu kıldığına ve alet çantasındaki en sık kullanılanların, en düzgün olan ile örtüştürdüğünü açıklamak ile aynı anlama gelecektir (veya bir başka deyişle, modaya uygun olan, o gün için kullanılan her zaman doğrudur; en doğru fikir her zaman kazanır ve kazanan fikir her zaman en iyidir).


Bu sorunu çözmenin çok daha iyi bir yolu klasik Alman (idealist) felsefesinin Marksist eleştirisinin uyguladığından farklı olmayan bir tür eleştirel tarihsel araştırma yöntemini benimsemek olabilir. Buradaki temel plan, Marksistlerin daha genel analitik araçlarını ve marksist sosyo-teorik araştırma yöntemlerini (yani eskiden tarihsel materyalizmin ilkeleri denen şeyi) kullanarak, Marksist devlet teorisinin iç potansiyelini ideolojik bir araç olarak çevreleyen sosyal oluşumun (ve özellikle en belirgin çelişki noktalarının) genel yapısı üzerine çalışmayı haritalandırmaya çalışmak olacaktır. Bu tür bir çalışmaya girişmenin en iyi yolu, çağdaş Marksist devlet teorisi tartışmasının iç mantığını tarihsel olarak belirlenmiş bir söylemsel oluşum olarak açıklığa kavuşturmak olacaktır. Başka bir deyişle, yapılanma probleminin genel dönüşümünü incelemek ve şekillendiği gerçek dünyadaki gelişmeleri ve endişeleri izleyerek temel teorik çerçevesinin evrimini haritalamak olacaktır.


Orijinal metin “Marxism and the State: Three Background Notes (Part One)” başlığıyla 17 Ekim 2017 tarihinde Legal Form sitesinde yayımlanmıştır, orijinal metne bağlantı üzerinden erişmeniz mümkündür.


[1] Colin Hay, “Marxism and the State”, Andrew Gamble vd. (ed.), Marxism and Social Science 152, 156 (1999) içinde; aynı zamanda bkz. https://www.ssc.wisc.edu/~wright/SOC621/Marxism%20and%20Social%20Science.pdf.

[2] V. I. Lenin, “What is To Be Done?” [Vladimir İlyiç Lenin, Ne Yapmalı?, Evrensel Basım Yayın, Çev. Arif Berberoğlu] V. I. Lenin, Collected Works, Vol. 5 347, 369 (4. ed.; 1960) içinde; aynı zamanda bkz. https://www.marxists.org/archive/lenin/works/1901/witbd/index.htm.