Marksizm ve Devlet Üzerine Üç Temel Not: Bölüm 3

Akbar Rasulov

Çev.:  Remzi Çağrı Uzun


Eleştirel uluslararası hukukçuların uzun süredir üzerinde durduğu gibi, uluslararası hukuk ile kapitalizm arasındaki ilişki temelde diyalektik bir karakter kazanma eğilimindedir. Bir yandan, uluslararası hukuk, tarihi boyunca, Wallerstein'dan sonra tarihsel kapitalizm rejimi diyebileceğimiz şeyin Avrupa anavatanından, dünyanın Avrupalı olmayan bölgelerine de yayılmasını aktif olarak kolaylaştırmıştır. Öte yandan, bu genişleme sürecinin gerçekleştiği kurumsal alanı da yaratmış, bunlara karşılık gelen teknolojileri, biçimleri ve yönetim mekanizmalarını, özellikle de Westfalyan ulus devleti de geliştirip meşrulaştırmıştır.


Bununla birlikte, kritik bir şekilde, Duncan Kennedy'den Fleur Johns'a kadar yorumcuların belirttiği gibi,[1] bu genişleme sürecini böylesine etkili bir şekilde gerçekleştiren şeyin büyük bir kısmı, "geleneksel" uluslararası kamu hukuku rejimleri ve yapılarının kullanımıyla başarılamamıştır. Tartışmasız, onlar da önemli bir rol oynamıştır ancak esas olarak modern liberal literatürde genellikle "hibrit" veya "yumuşak" güç mekanizmaları olarak tasvir edilen ve teorileştirilen şeyin kullanılması yoluyla gerçekleştirilebilmiştir: en başarılı ticaret pratikleri, iyi yönetişim kuralları, endüstri sertifikasyon rejimleri, özel ticaret hukuku vb.


Tıpkı kapitalizm ve emperyalizmin birçok farklı biçim ve kurumsal konfigürasyonda ortaya çıkabileceği gibi[2] - ve Marksist hukuk bilimcisinin ilk görevi, hâlâ, bu gerçeğin temel sonuçlarını asla gözden kaçırmamaktır, yalnızca kaba türevci muhakeme tuzağının içine düşmemek adına da olsa – “uluslararası hukuk"tan tam olarak ne anladığımıza dair anlayışımızı, onun emperyalizm ile olan ilişkisi hakkındaki bir söylem bağlamında geliştirmeye gelince "uluslararası hukuk için doğal bir koşulun" olmadığını[3] sürekli olarak kendimize hatırlatmalıyız. Kendilerini hangi bağlamlarda bulduklarına bağlı olarak, farklı tarihsel failler, farklı kanun çıkarma yöntemleri ve “farklı koşullar için uygun olan farklı bağlayıcı güç seviyeleri” bulabilirler.[4] Emperyal yönetimin genişlemesini, herhangi belirli bir uluslararası yasal rejim, doktrin veya kurum kümesinin kullanımına otomatik olarak bağlayan yapısal bir mantık yoktur.


Bu son kavrayışın önemi hemen açık bir şekilde görünmeyebilir. Ancak, bazı Marksist çevrelerde hala çok popüler olan, "sosyal ve ekonomik haklar", "ulusal özerklik" veya “kalkınmacı devlet” olsun, doğası gereği özgürleştirici hukuk doktrinleri ve rejimleri fikrinin sonuçlarını düşünen biri bu kritik önemi görmeye başlayabilir. Kapitalist modernite dünyasında, doğası gereği özgürleştirici veya anti-emperyalist yasal doktrin, kural, kurum, teori veya rejim yoktur: mevcut koşullara bağlı olarak, herhangi bir uluslararası hukuk doktrini, kurumu, teorisi veya rejimi, kapitalist emperyalist gündemin hizmetine sunulacaktır. Aksine inanmak, entelektüel açıdan saflık ve politik olarak sorumsuzluk olur.


B. S. Chimni’nin "International Institutions Today: An Imperial Global State in the Making" makalesindeki argümanı bu önerme ile başlıyor.[5]


Temel teorik kavrayışında karmaşık ve nüanslı, ancak genel açıklamasında anlaşılabilir olan Chimni'nin argümanı, üç temel teorik etkinin birleşimine dayanır: (i) ulus ötesi sınıf oluşumu hakkında bin yıllık Robinson ve Harris tarzı argüman;[6] (ii) Nicos Poulantzas’ın, ilgili sınıflar ve sınıf cemiyetleri fraksiyonları arasındaki güçlerin temel güç ilişkilerinin kurumsal bir yoğunlaşması olarak devlet teorisi;[7] ve (iii) kanun koyucunun veya uygulayıcıların niyetlerinin aksine uygulamadaki etkileri ve sonuçlarıyla değerlendirilmesi gereken hukuki yapılar ve yasal süreçler hakkındaki temel hukuki realist tartışma. Bu kaynakların üçünü bir araya getirerek, en başından itibaren ana iddiasını şu şekilde ifade etmektedir:


“Uluslararası Kurumlar (II) bugün üçüncü dünya ülkeleri ve halkları için daha önce hiç sahip olmadıkları bir önem kazanmıştır. Birinci dünyanın inisiyatifiyle ekonomik, sosyal ve politik uluslararası kurumlar ağı oluşturuldu ve bununla birlikte, işlevi uluslararası sistemdeki ulus ötesi sermayenin ve güçlü devletlerin çıkarlarını üçüncü dünya devletleri ve halklarının aleyhine gerçekleştirmek olan bir küresel devlet oluşturulmaktadır. Gelişen küresel devlet oluşumu bu nedenle emperyal bir karaktere sahip olarak tanımlanabilir."[8]


Burada, diyalektik ortaya çıkış fikrinin, toplumsal gerçekliklerin görünüşlerine indirgenemezliği şeklindeki klasik Marksist temayla birleştiğine dikkat edin. Chimni, küresel bir emperyal devletten bahsetmenin olanaklı olduğu ölçüde, söz konusu yapısal oluşumun yalnızca “yeni oluşmakta olan” olarak adlandırılabileceğini öne sürüyor: Küresel emperyal devlet, (henüz) tam, açık kurumsallaşma aşamasına ulaşmadı. Şimdilik, Althusseryan egemen yapı gibi, o da yalnızca dolaylı etkileri aracılığıyla var olup, yalnızca küresel sınıf mücadelesinin daha geniş alana uyguladığı düzen kalıpları ve buna eşlik eden kurumsal biçimler ve platformlar ile gözlemlenebilir, bu yolla kırılır, parçalanır ve dolayımlanır.


Bu girişin ardından gelen argüman oldukça net bir şekilde başlar. Chimni'nin açıklamasının bu bölümünde özellikle Marksist düşünceye ilişkin hiçbir şey yok:


“Uluslararası ilişkilerin tüm alanlarında – ekonomik, sosyal ve politik – egemen devletlerin özerkliğini önemli ölçüde sınırlayan sosyal kurumlar ortaya çıkmıştır. Bu özerklik kaybının üçüncü dünya ülkeleri ve halkları için ciddi sonuçları vardır."[9]


Resmi hukuki terimlerle ifade edildiğinde, bu devletlerin birçoğu hâlâ egemen ve bağımsız olarak tanımlanabilirken, siyasi kaderlerini tayin etme konusundaki fiili yetenekleri açısından, şüphesiz ne egemenler ne de bağımsızlar. Çoğu durumda, “ekonomik karar alma yetkisi, devletlerden… etkin uygulama yetkilerine sahip uluslararası ekonomik kurumlara taşınmıştır”. "Geçmişte eleştirel bir duruşa sahip olan bu kurumlar, yeniden düzenlendi ve eleştirel tutumlarından arındırılıp normalleştirildi". Bazılarının meşruiyeti sürekli olarak zayıflatıldı; diğerleri fon ve siyasi destekten mahrum kaldı.[10]


Buraya kadar, bu konu üzerinde tartışma bulunmuyor. Su götürmez bir biçimde, eleştirel anlayıştan yoksun olmasa da, Chimni’nin bu noktaya kadarki argümanı, geleneksel sol-liberal eleştirinin oldukça tanıdık çizgilerini takip ediyor. Ancak bundan sonra ilk "teorik gerginlik" geliyor: Chimni'ye göre, mevcut bağlamda dikkat etmemiz gereken kurumsal gelişmelerin bir sonraki karakteristik modeli, "küresel sivil toplum"un yükselişi ve bunun analizimize dahil edilmesinin nedeni, burada çeşitli uluslararası sivil toplum kuruluşlarını insan hakları ve "sosyal" gündemin diğer yönlerini gözeten uluslararası kurumlarla bağlayan kurumsal süreçlerin kesişme noktasında olmasıdır. Küresel ideolojik devlet aygıtlarının işlevsel ana hatlarını en açık şekilde burada görmeye başlıyoruz.[11]


Chimni'ye göre, bu gelişmelerin neden olduğu geleneksel egemenlik şekillerinin yeniden biçimlenmesi, yalnızca "Üçüncü Dünya'daki demokrasinin anlamını" içini boşaltarak dönüştürülmekle kalmadı (bugün genel seçimlerde hangi koalisyon partisinin iktidara geldiğine bakılmaksızın, izleyeceği ekonomik ve sosyal politikaların özünde aynı kalacaktır).[12] Aynı zamanda geleneksel direniş biçimlerini ve mekanizmalarını ve hegemonya karşıtı mücadeleyi baltaladı.[13] Uluslararası kurumların  ve onların “küresel sivil toplum” muadillerinin bilgi üretim ve bilgi yayma aygıtlarının, bu gelişmelerin durmaksızın ideolojik olarak aklanmasına yarayan sahnelere ve platformlara dönüştürülmesi, kaynak asimetrisinin etkilerini daha da şiddetlendirmiş, etkili ve geniş ölçekli bir direniş hareketinin oluşumunu daha da zor hale getirmiştir.


Bu bulmacanın farklı bölümlerinin her biri tanıdık gelse de, her şeyi bir araya getirmek hemen kesin bir sonuca götürmez. Chimni'ye göre, tüm bu farklı eğilimler ve gelişmeler, bunlara klasik uluslararası toplum / uluslararası düzen teorisinin merceğinden bakılmaya devam edildiği sürece anlamlandırılamaz. Bununla birlikte, bu analitik blokaj, sunulan gerçeklere ulus ötesi kapitalist sınıf teorisi tarafından kırılan Poulantzasçı devlet teorisinin temeli uygulanırsa derhal ortadan kalkar.


Ana biçiminde, Chimni’nin argümanlarını destekleyen temel teorik çekişme, aşağıdaki iki yönlü iddiaya indirgenebilir:


(i) devletin, temelde yatan sınıf ilişkilerinin kurumsal yoğunlaşması olduğu göz önüne alınırsa, egemen sınıf ilişkileri tarzlarının ölçeği ve modelleri açıkça küreselleşmiş bir karakter kazanmaya başladığında, eşit derecede küreselleşmiş devlet benzeri bir oluşumun ortaya çıkışı;

(ii) bu ortaya çıkışın gerçekleşmesi.


Görüldüğü gibi, Chimni'nin analizinin merkezinde yer alan küresel emperyal devlet kavramı;


“belirli bir 'durum' anlayışını varsayar. Birincisi, en azından kısa ve orta vadede, egemen devlet sisteminin yapısal bir düzeyde değiştirilmesini değil, küresel bir devletin inşasını kolaylaştıracak bir şekilde dönüşümünü ima eder. İkincisi, küresel devletin işlevsel düzeyde belirli yasal, politik, sosyolojik ve etik unsurların bir bileşimi tarafından oluşturulduğunu ileri sürer."[14]


Bu unsurlardan bazıları pratik gerçekleştirilişlerini uluslararası kuruluşlardan oluşan kurumsal kümelerde, diğerleri ise “küresel sivil toplum” aracılığıyla bulmaktadır. Bununla birlikte Chimni'ye göre dikkat edilmesi gereken şey, küresel emperyal devletin yükselişinin (en azından şimdilik) Westfalyan ulus-devletin "değiştirilmiş" kurumsal biçimi olarak tarihsel bir aşkınlığına işaret etmediğidir. Chimni'ye göre, ulus ötesi kapitalist sınıfın çıkarları ve daha geniş politikaları, yalnızca görevliler ve ulus ötesi iş örgütleri ağı aracılığıyla değil, aynı zamanda hem Birinci Dünya hem de Üçüncü Dünya "kamplarından" devletler tarafından geliştirilmiş ve bu yönde söylemlere dönüştürülmüştür. Diğer her şey bir yana, bu, “küresel devlet ortaya çıkarken bile egemen devletlerin devam eden önemini” açıkça vurgulayan bir modeldir.[15]


Emperyal yönetim tarzlarının yükselişinin Westfalyan ulus devleti bir kenara itmediği fikri, kendi başına spesifik bir Marksist teorik duyarlılığın göstergesi olmadığı gibi, elbette yeni bir fikir de değildir. Sol eğilimli ve eleştirel söylemlerden oluşan geniş bir yelpazede, en azından birkaç on yıl öncesine kadar uzanan varlığı tespit edilebilir.


Günümüz modern Marksist yorumun tipik bir örneği Ellen Meiksins Wood'da kendini gösterebilir:


"(Ulus) devlet, (bu) yeni küresel sistemin tam kalbinde yer almaktadır...başka hiçbir kurum… sosyal düzenin, mülkiyet ilişkilerinin, istikrarın, sözleşmeye dayalı öngörülebilirliğin veya sermayenin günlük yaşamında gerektirdiği diğer temel koşulların idari ve zorlayıcı bir garantörü olarak ulus devletin yerine geçmeye bile başlamamıştır."[16]


Chimni'nin analizinin değeri – ve çağdaş Marksist devlet teorisi tartışmasının gelişimine ana katkısı – analizin odağını bu oldukça yaygın tartışmadan eleştirel olarak çok daha kışkırtıcı bir teze kaydırmakta yatmaktadır: biri Westfalyan ulus-devlet düzeyinde, diğeri ise küresel emperyal düzen çizgisinde işleyen, temelde ayrı, ancak sistematik olarak birbiriyle ilişkili iki “kurumsal yoğunlaşma” mantığını açıklamak için, çağdaş tarihsel konjonktürde, geleneksel olarak Marksist devlet anlayışıyla ilişkilendirilen kavramsal çerçeve, temelde farklı iki biçimde eşzamanlı olarak konuşlandırılmalıdır.


Orijinal metin “Marxism and the State: Three Background Notes (Part Two)” başlığıyla 18 Ekim 2017 tarihinde Legal Form sitesinde yayımlanmıştır, orijinal metne bağlantı üzerinden erişmeniz mümkündür.


[1] Bkz. Fleur Johns, Non-Legality in International Law (2012); Duncan Kennedy, “Three Globalizations of Law and Legal Thought: 1850–2000”, David Trubek and Alvaro Santos (ed.) içerisinde, The New Law and Economic Development: A Critical Appraisal 19 (2006)

http://www.duncankennedy.net/documents/Photo%20articles/Three%20Globalizations%20of%20Law%20and%20Legal%20Thought.pdf..

[2] İyi bir başlangıç noktası (ikisi de tam anlamıyla bir Marksist bilim insanı olmasa da) David Soskice ve Peter Hall, Varieties of Capitalism (2001) metnidir.

[3] Joel Trachtman, “The International Economic Law Revolution”, 17 University of Pennsylvania Journal of International Economic Law 1, 43 (1996).

[4] Ibid.

[5] Bkz. B. S. Chimni, “International Institutions Today: An Imperial Global State in the Making”, 15 European Journal of International Law 1 (2004).

[6] Bkz. William Robinson and Jerry Harris, “Towards a Global Ruling Class? Globalization and the Transnational Capitalist Class”, 64 Science & Society 11 (2000). Ayrıca bkz. William Robinson, “Global Capitalism and Nation-State-Centric Thinking–What We Don’t See When We Do See Nation-States: A Response to Our Critics”, 65 Science & Society 500 (2002)

[7] Nicos Poulantzas, State, Power, Socialism 128-9 (1978).

[8] Chimni, op. cit., 1-2.

[9]  Ibid., 2.

[10] Ibid.

[11] Ibid., 2-3, 9-13.

[12] Ibid., 22.

[13] Ibid., 23.

[14] Ibid., 5.

[15] Ibid.

[16] Ellen Meiksins Wood, Empire of Capital 139 (2003).