Marksizm ve Devlet Üzerine Üç Temel Not: Bölüm 2

Akbar Rasulov

Çev.:  Remzi Çağrı Uzun


Tarihinin büyük bir kısmında bizim bildiğimiz şekliyle Marksist gelenek tek bir devlet teorisinden yoksundur. Bu durum büyük ölçüde Marksizm’in iki ana kurucu figürünün bıraktığı bir miktar çelişkili mirasla açıklanabilir. Marx'ın 1844 Elyazmaları ve Alman İdeolojisi'ndeki erken dönem düşünceleri, Komünist Manifesto'da ana hatları verilen genel argümandan önemli bir teorik uzaklıkta durmaktadır; dış hatları ise Marx’ın sonraki dönem çalışmalarında, özellikle "Fransa'da İç Savaş" ve "Gotha Programının Eleştirisi",  sunulan teorilerden oldukça belirgin bir şekilde farklılaşıyor. Engels'in Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni'nden bahsetmeye gerek bile yok.


Yine de, liberalizm ve pozitivizmde olduğu gibi, Marksizm de, sonraki yorumlayıcılarının düşüncesi bir tür fikir birliğine yönelme eğiliminde olmasaydı, bir gelenek olarak adlandırılmazdı. Lenin’in nirengi noktası olan Devlet ve Devrim’den[1] beri, ana akım Marksistlerin çoğu arasındaki genel fikir birliği şu olmuştur: ilk olarak, gerçek bir devrim, sosyo-ekonomik bir fenomen olarak devletin ana yapısında temel bir yeniden yapılanmayı tetiklemeden asla gerçekleşemez; ve ikinci olarak, özellikle bir komünist devrim, ancak ilgili toplumun genel siyasi yapısının bir özelliği olarak devletin kategorik biçimde ortadan kaldırılması yoluyla ve bunun bir sonucu olarak gerçekleşebilir.


Yıllar sonra, Sovyet Devrimi'nin göreli başarıları ve başarısızlıklarının farkındalığı yayıldıkça ve arttıkça, Lenin’in kapsamlı argümanının ayrıntılarıyla ilgili olarak Marksist topluluğun çeşitli kesimlerinde önemli bir anlaşmazlık modeli ortaya çıktı. Marksist politika uygulamasında şiddet ve silahlı mücadele nasıl bir rol oynamalı? Komünizme ulaşma barışçıl bir şekilde başarılabilir mi? Sosyalist devrimin amacına, örneğin parlamento seçimleri veya yerel yönetim siyaseti gibi liberal demokrasinin standart aygıtlarının sınırlı ve geçici (ne kadar sınırlı? ne kadar geçici?) kullanımıyla ulaşılabilir mi?


Eğer Lenin’in kendisinin de savunduğu gibi, kapitalizmden komünizme giden yol düz bir doğrusal yörüngeyi takip etmezse, "Liberal profesörlerin ve küçük burjuva oportünistlerinin inanmamızı istediği gibi, doğrudan ve sorunsuz bir şekilde 'daha büyük ve daha büyük demokrasiye' götüren düz bir doğrusal yörüngeyi takip etmiyorsa”[2], ancak bunun yerine, proletaryanın zorla empoze edilen diktatörlüğünün dolambaçlı yolundan geçilmesini gerektirir – çünkü, "kapitalist sömürücülerin direnişi başka hiç kimse tarafından veya başka bir şekilde kırılamaz"[3] ve "proleter devletin burjuva devletinin yerine geçmesi, şiddetli bir devrim olmadan imkansızdır"[4], bunun Marksist devlet teorisi için siyasi-araçsal boyutunda, özellikle de yeni yeni filizlenen Marksist devlet inşası disiplinini gerekli analitik aygıt ve ilk bölümde belirttiğimiz politik araçlarla donatma becerisinde ne gibi etkileri vardır?


Hatta daha önemlisi, Lenin'in argümanlarını geliştirdiği tarihsel konjonktürün biricikliği göz önüne alındığında, devrimci stratejisi ve kendi Marksist devlet teorisi yorumu bugün ne kadar yararlı olabilir? Başarılı bir proleter ayaklanması beklentilerinin belirsiz veya neredeyse hiç olmadığı toplumlar açısından onun kavrayışları ve sonuçları ne kadar uygulanabilir? Lenin’in ölümünden sonra, modern kapitalist devletin yapısal örgütlenmesinde meydana gelen dönüşümler ve savaşlar arası dönemden bu yana başlatılan çeşitli idari devlet aygıtlarının yükselişi, GATT (Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması) ve Avrupa para birliği gibi bu tür karmaşık uluslararası rejimlerin ortaya çıkması ve çoğalması düşünüldüğünde, Lenin’in siyaset vizyonunun ne kadar geçerli olduğundan bahsedilebilir?


Geçen yüzyılda Marksist devlet teorisini tüketen müzakerelerin çoğu, bu sorularla oluşturulan ve sınırları çizilen analitik bir alan içinde gelişti. Zamanla bu müzakerelerin tarihi, Marksist devlet teorisi uzmanları için önemli bir tartışma konusu haline geldi; gevşek jeopolitik aşırı belirlenimi zaman zaman görünürdeki ideolojik çıkarlarından daha az görünür değildi.


Soğuk Savaş'ın sonuna kadar, çoğu Sovyet ve birçok Doğu Avrupalı akademisyen için “Devlet ve Devrim”, fiilen aşılamaz bir teorik ufuk olarak kaldı. Elbette bu, tartışmanın koşullarının tamamen dondurulduğu veya hiçbir heterodoks yorumlamaya veya alternatif okumaya teşebbüs edilmediği anlamına gelmez. Ancak Lenin’in argümanı, tekil olarak kabul edilebilir ve bilimsel konumunun doğruluğu itibarıyla onaylanmaya ve yinelenmeye devam etti. Ondan herhangi bir ayrılma, ya günün iktidar rejiminin biçimsel iznini kazanmak zorunda kalacaktı – örneğin, Kruşçev'in post-Stalinist devlet doktrininde devletin sınıf mücadelesinin izlerinden arınmış bir devlet olduğu gibi – ya da – örneğin Vladimir Shkredov'un “Ekonomi ve Hukuk"[5] ya da Evald Ilyenkov'un “Marx ve Batı Dünyası’nda" olduğu gibi – görünüşte kesinlikle farklı teorik soruların tartışılmasına adanmış metinlerin ve konuşmaların güvenli bir şekilde gizlenmesi ve sümen altı edilmesi gerekecekti.[6]


Batı Marksist geleneğinde, teorik çekişmenin dinamikleri biraz farklı tarzda vuku buldu. Giovanni Arrighi, "Marx'ın sermaye teorisini Fidel Castro, Amilcar Cabral, Ho Chi Minh veya Mao Zedong Marksizm'inden büyük bir uçurumun ayırdığına dair çok az şüphe vardır" demiştir.[7] Daha az şüphe duyabileceğimiz şeyler de vardır, birisi şudur:  eşit derecede büyük bir uçurum Batı Marksist yaklaşımını, Sosyalist Doğu'da geliştirilen Marksist devlet teorisi geleneklerinden ayırdı. Bu radikal ayrışmanın birkaç nedeninden bahsedilebilir. Bir kere, Marksist partiler, sol-liberal koalisyonlar içinde bir dereceye kadar marjinal etkiye sahip olmak dışında, Batı'da asla gerçekten iktidara gelmediler. Britanya Marksizm’inin tarihine aşina olanların kabul edebileceği üzere Doğu'daki komünist partilerin sahip olduğu türden tartışılmaz tekelci konuma asla ulaşamadılar. Bu nedenle, devlet teorisi sorunuyla ilgili olarak önerilen resmi parti çizgileri, pratikte değil, sadece ismen var olmuştur. Hiçbir ideolojik veya teorik ortodoksluk biçimi asla empoze edilmedi veya tesir edemedi. Aynı zamanda, çeşitli yorumcuların da belirttiği gibi, geleneksel olarak Batı Marksizmi içinde geliştirilen teorik sorun, daha geleneksel Marksist alanlar olan “sosyal bilimler” ve ekonomi politiktense her zaman çeşitli felsefi disiplinlerden – göstergebilim ve fenomenolojiden kültürel eleştiriye ve psikanalize kadar – etkilenmiştir.[8]


İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinden sonra Batı'daki Marksist devlet teorisi tartışmalarının tarihindeki en önemli iki olay, 1960'ların sonlarından 1970’lerin ortalarına kadar[9] Batı Avrupa'da ortaya çıkan yoğun bir akademik değişim dönemi olan Poulantzas-Miliband tartışması denilen tartışma ve Michael Hardt ve Antonio Negri’nin yüzyılın başında basılan “İmparatorluk” isimli kitabının ardından Marksist geleneğin tüm coğrafi alanı boyunca az çok patlak veren, görece kısa ömürlü ancak etkileyici derecede şiddetli olan diğer bir tartışmadır.[10] Farklı soybilim hatları, bu iki teorik olayı, sırasıyla, farklı giriş noktalarını ve giriş açılarını açarak birbirine bağladı. Bu hatlardan biri, İtalyan otonomi ve operaismo[11] gelenekleri aracılığıyla ortaya çıktı. Ernesto Laclau ve Chantal Mouffe’un, “Hegemonya ve Sosyalist Strateji”[12]– Temel amacı neo-Gramscici ideoloji teorisinin Fransız post-yapısalcı felsefe ile kaynaşması gibi görünen, 1980'lerin ortalarında yayınlanan son derece yenilikçi ama aynı zamanda oldukça bölücü bir çalışma – kitabı da başka bir hattı ortaya çıkardı. Marksist siyaset teorisi geleneği[13], giderek “neo” yerine “post” olarak tanımlanmaya başlandı. Paralel olarak, ancak aynı ideolojik düzlemde hareket etmeyen, aynı ideolojik etkilerden alıntı yapmayan, Fransız regülasyon teorisi[14], Bourdieucü alan sosyolojisi[15], Niklas Luhmann’ın sistem teorisi[16]geleneklerini de ortaya çıkardı.


Soğuk Savaş sonrası tarih, Sovyet Marksizm’ine karşı nazik davranmadı. Bırakın eserlerini okumuş olmayı, günümüzde çok az sayıda akademisyen Shkredov ve Ilyenkov’un eserlerinden haberdardır. Ancak, Sovyet ve Doğu Avrupa geleneklerinin entelektüel mirası bu noktada terk edilmiş gibi görünürken, Batı Marksist devlet teorisi geleneği, aynı bağlılık yoğunluğuyla olmasa bile, tüm neşeli parçalanmasıyla devam ediyor. Göran Therborn'un belirttiği gibi, 1970'lerin en parlak dönemi ve 1980'lerin başları ile karşılaştırıldığında, son yirmi yılda Batı'daki Marksist akademisyenler Marksist devlet teorisinde “okulu astılar”.[17]


Lenin, Luxemburg, Miliband, Poulantzas, Luhmann, Mouffe, Negri; bu figürlerin her biri, geç kapitalist devletin doğası, rolü ve tarihsel önemi hakkındaki çağdaş Batı Marksist tartışmasında silinmez etkiler bıraktı. Ve yine de, bu problematiğin ürettiği daha geniş tartışmanın genel ufku, 21. yüzyılın başından bu yana olduğu gibi büyük ölçüde aynı kalsa bile tartışmanın aksanı ve düğüm noktalarının dağılımı oldukça belirgin bir şekilde değişti.


Negriyen neo-Spinozizm’in, Laclau ve Mouffe’un; Gramsci, Derrida ve daha sonra Carl Schmitt’i harmanlama girişimlerinin altın çağından bu yana çok su aktı. Marksist akademisyenler arasında, bir yanda hukuk ile hukuk sistemi ve diğer yanda çağdaş kapitalist devlet ve onun gündelik uygulama gerçeklikleri arasındaki girift ilişkinin geçmişte olduğundan daha büyük bir kabul gördüğü görülüyor. Özellikle uluslararası hukuk sisteminin bu ilişkide oynadığı hayati role yönelik çok daha büyük farkındalık var gibi görünüyor.[18]


Uluslararası hukukun (daha geniş anlamda "dünya pazarı" ya da "uluslararası sistem”e karşıt olarak), Althusserci terimlerle bir zamanlar "egemen yapı" olarak adlandırılacağı şeyin ayrı bir bileşeni olarak tanınması,[19] şüphesiz çağdaş Marksist Devlet Teorisi’nde önemli ölçüde daha yaygın hale geldi. Bununla birlikte, uluslararası hukuk akademisinin çeşitli kesimleri içindeki daha geniş Marksist mirasa da ilgi var.[20]


Uluslararası hukukun bu “yeniden keşfinin” ve yaygın analitik çerçevelerin yeniden düzenlenişinin kaçınılmaz sonuçlarından biri, Marksist devlet teorisinin en yakın kardeşi olan Marksist emperyalizm teorisi ile bir bağlantı kurma zorundalığının farklı bağlamlarda artan farkındalığı olmuştur. Hintli Marksist hukuk bilimci B. C. Chimni’nin yeni oluşan “küresel” devletin, “ulusal” devlet aygıtlarıyla olan dinamik ilişkisi üzerine yazdığı 2004 tarihli makale, bu görevin üstlenilebileceği potansiyel bir yolu göstermektedir.[21]


Orijinal metin “Marxism and the State: Three Background Notes (Part Two)” başlığıyla 18 Ekim 2017 tarihinde Legal Form sitesinde yayımlanmıştır, orijinal metne bağlantı üzerinden erişmeniz mümkündür.


[1] V. I. Lenin, “The State and Revolution”, V. I. Lenin, Collected Works, Vol. 25 381 (4th edn.; 1964) içerisinde; metne bu link üzerinden de ulaşabilirsiniz: https://www.marxists.org/archive/lenin/works/1917/staterev/index.htm.

[2] Ibid., 461.

[3]Ibid.

[4]Ibid., 400.

[5] В. П. Шкредов, Экономика и Право (1967).

[6] Эвальд Ильенков, «Маркс и западный мир» (1965), orijinal Rusça metne bağlantı üzerinden erişebilirsiniz: http://caute.tk/ilyenkov/texts/phc/marxww.html.

[7] Giovanni Arrighi, Adam Smith in Beijing 19 (2007)

[8] Bkz. Perry Anderson, Considerations on Western Marxism (1976); Göran Therborn, “After Dialectics”, 43 New Left Review 63, 67-9 (2007).

[9] Buradaki anahtar metinler: Nicos Poulantzas, “The Problem of the Capitalist State”, 58 New Left Review 67 (1969); Ralph Miliband, “The Capitalist State–Reply to Nicos Poulantzas”, 59 New Left Review 53 (1970); Ralph Miliband, “Poulantzas and the Capitalist State”, 82 New Left Review 83 (1973); Nicos Poulantzas, “The Capitalist State”, 95 New Left Review 63 (1976). Marksist teori dahil çağdaş politik teori için Poulantzas-Miliband tartışmasının mirasına ilişkin, bkz. Stanley Aronowitz ve Peter Bratsis (ed.), Paradigm Lost: State Theory Reconsidered (2002); Clyde Barrow, Towards a Critical Theory of States: The Poulantzas-Miliband Debate after Globalization(2016). Aynı zamanda bkz. Bob Jessop, “Dialogue of the Deaf: Reflections on the Poulantzas-Miliband Debate”, Paul Weatherly vd. (ed.) içerisinde, Class, Power and the State in Capitalist Society: Essays on Ralph Miliband 132 (2007).

[10] Michael Hardt and Antonio Negri, Empire (2000). İmparatorlu[k]un bazı serpintileri için, bkz. Gopal Balakrishnan (ed.), Debating Empire(2003).

[11] Operaismo geleneğinin locus classicus'u genellikle Mario Tronti, Operai e Capitale (1966) olarak kabul edilir. İkinci baskı için bir post-script, http://journal.telospress.com/content/1972/14/25.abstract adresinde bulunan "Workers and Capital" (TelosNo. 14'te (1972) yayınlanmıştır) olarak İngilizceye çevrilmiştir. Operaismo hakkında daha fazla bilgi için bkz. Steve Wright, Storming Heaven: Class Composition and Struggle in Italian Autonomist Marxism (2002).

[12] Ernesto Laclau and Chantal Mouffe, Hegemony and Socialist Strategy (1985).

[13] “Neo-Marksizm”den “post-Marksizm”e geçişe genel bir bakış için bkz. Therborn, op.cit .; Stephen Resnick ve Richard Wolff (ed.), New Departures in Marxian Theory (2006); Stuart Sim, Post-Marxism: An Intellectual History (2000).

[14] Fransız regülasyoncu geleneğinin arka planı için bkz. genel olarak Robert Boyer ve Yves Saillard (ed.), Régulation Theory: The State of the Art (1995). Devlet teorisi üzerine düzenlemeci çalışmanın ilginç bir örneği için ayrıca bkz. Bruno Theret, Régimes économiques de l'ordre politique: Esquisse d’une théorie régulationniste des limits de l'Etat (1992).

[15] Bkz. örn. Pierre Bourdieu, “Rethinking the State: Genesis and Structure of the Bureaucratic Field”, 12 Sociological Theory 1 (1994); Pierre Bourdieu, The Social Structures of the Economy 89-122 (2005).

[16] Bkz. örn. Niklas Luhmann, Social Systems (1995) [1984]. Aynı zamanda bkz. Gunther Teubner (ed.), Global Law without a State (1997).

[17] Therborn, op.cit., 93.

[18] Çeşitli örnekler ve resimler için bkz. B. S. Chimni, International Law and World Order: A Critique of Contemporary Approaches (2nd edn.; 2017); Mark Neocleous, “International Law as Primitive Accumulation”, 23 European Journal of International Law 941 (2012); Robert Knox, “Marxism, International Law, and Political Strategy”, 22 Leiden Journal of International Law 413 (2009); Bill Bowring, The Degradation of the International Legal Order? (2008); Susan Marks, “International Judicial Activism and the Commodity-Form Theory of International Law”, 18 European Journal of International Law 199 (2007); China Miéville, Between Equal Rights: A Marxist Theory of International Law (2005).

[19] Bkz. “Glossary”, Louis Althusser, For Marx içerisinde 249, 255 (1969); metne bu link üzerinden de ulaşabilirsiniz:  https://www.marxists.org/reference/archive/althusser/glossary.htm.

[20] Bkz. örn. Susan Marks (ed.), International Law on the Left: Re-Examining Marxist Legacies (2008).

[21] Bkz. “International Institutions Today: An Imperial Global State in the Making”, 15 European Journal of International Law 1 (2004).