Marksist Hukuk Kuramı: Devlet

Rafael Khachaturian

Çev: Furkan Yılmaz


Marksist siyasal ve hukuki düşünce içerisinde devlete yönelik tartışmalar ve çelişkiler hiç kesintiye uğramamıştır. Sıkıntının bir kısmı, Marx'ın konuyla alakalı yazılarının parçalar hâlindeki niteliğinden kaynaklanmaktadır. Marx, ölümünün ardından Grundrisse adıyla yayımlanan 1850'lerin sonlarından kalma defterlerinde, “burjuva toplumunun devlet biçiminde yoğunlaşmasının” o sıralar sürdürdüğü daha kapsamlı sistematik ekonomi-politik eleştirisinin bir parçası olacağını belirtmiştir.[1] Ancak, hayattayken yalnızca Kapital’in ilk cildi yayımlanmış, bu iddialı proje eksik kalmıştır. Marx’ın ardından gelen yorumcuları, onun 1840'lardan 1880'lere kadar uzanan konuyla ilgili dağınık yazılarını, daha tutarlı ve sistematik bir kuram hâline getirmek için yeniden düzenlemek güçlüğüyle yüzleşmişlerdir.


Marksist bir devlet kuramı olduğu savına ilişkin ilave bir güçlük de bu kavramın hem Marx hem de daha sonraki yazarlar için anlamının, dönemlerinin siyasal sorunlarıyla derinden birbirine dolaşık olmasıdır. Marksist gelenek içerisindeki devlet tartışmaları, genellikle işçi sınıfı hareketlerinin ve partilerinin örgütlü siyasal iktidarın görünümü karşısında benimsemeleri gereken stratejilerle ilgili belli uyuşmazlıkların arasında konumlanmaktadır. Bu siyasal boyut, üniter bir devlet kuramının var olabileceği savını iyice karmaşıklaştırır ve böyle bir kuramı geliştirmeye yönelik girişimlerin içinde bulunduğu hem tarihsel hem de ideolojik bağlama özen göstermeyi gerektirir.


Bu nedenle Marksist bir bakış açısıyla yürütülen devlet tartışması en az üç güçlükle karşı karşıyadır: Marx’ın devlet kuramının tamamlanmamış niteliği; devletin, üretimsel “altyapı” ve hukuksal ve siyasal “üstyapı” tarafından yeterince betimlenip betimlenmediği sorunu; ve hukukun ve devletin, üretim ilişkileri ve üretici güçlerden nasıl ve ne ölçüde, “göreli özerk” olduğunun yeterince söylenebilirliği. Bu yazı bu güçlükleri çözemezse de benim iddiam “Marksist devlet kuramı” ile ilgili herhangi bir araştırmanın, bu tartışmalar geleneğin gelişim süreci boyunca değişen siyasal, stratejik ve kuramsal zeminler üzerinde yürütüldüğü için, devlet hakkındaki Marksist tartışmaların tarihinden ayrılamaz olduğudur.


Devlet hakkında Marx


Marx’ın devlet üzerine erken dönem yazıları, Hegel’in siyaset ve toplum felsefesinin bir eleştirisi olarak formüle edilmişti. Hegel, modern devleti insanlık tarihinin seyri boyunca gelişen rasyonalite ve evrenselliğin tecessümü olarak kavramıştı. Bu nedenle, modern devlet, tıpkı Fransız Devrimi'nin radikal siyasal eşitlikçiliğinde olduğu gibi İngiltere'de de burjuva toplumunun ortaya çıkışıyla olanak tanınan bireysel özgürlüğün (mülkiyet hakları, ticaret) sınırlı düşüncelerinin neden olduğu toplumsal bölünmenin uzlaştırılacağı anlamını taşıyordu. Devlete üyeliklerinin sonucu olarak, bireyler kişisel, ailevi ve ticarî menfaatlerinin ötesine geçebilir, böylece politik devletin nesnel yasaları içerisinde kendi özgürlüklerinin öz bilincine ulaşabilirler. Hegel, anayasal monarşiyi, (sivil toplumdaki tüzel kişiler tarafından seçilen) yasama organının evrensel yasama gücünü, kamu görevinin özel yürütme gücü ile en iyi şekilde birleştiren ve bireysel egemen figüründe temsil edilmiş bir birliği oluşturan devlet biçimi olarak görmüştü. Nitelikli uzmanlardan oluşan ve toplumun her kesiminden katılıma açık olan kamu hizmeti, bilhassa “devletin evrensel menfaatini” korumakla görevlendirilmişti.[2]


Marx'ın eleştirisi, Hegel'in, burjuva anayasal devletin (Rechtsstaat) içine evrenselliği ve eşitliği yerleştirerek devlet ve sivil toplum arasındaki ilişkiyi tersine çevirdiği iddiasına dayanıyordu. Hegel, özel mülkiyet hakkına dair burjuva iddialarının, bireyleri hem toplumsal bağlarına hem de emeklerinin ürünlerine yabancılaştıran toplumsal uzlaşmazlıklar yarattığını doğru bir şekilde kabul etmişti. Bununla birlikte, bu durumun üstesinden gelmek, yalnızca toplumsal yabancılaşmanın aldığı nesnelleştirilmiş biçim olan devlet aracılığıyla değil, aile ve sivil toplum yapılarındaki değişikliklerle — Hegel'in devlete dâhil ettiği alanlar aracılığıyla gerçekleşecekti.[3]


Marx, Geç Ortaçağ’ın mülk ve lonca toplumlarından on sekizinci yüzyılın Kuzeybatı Avrupası’ndaki ticarî kapitalist toplumun bütünleşmesine geçişin bir parçası olarak sivil toplum ve devlet arasındaki artan ayrılığın izini sürmüştür. Bu zaman zarfında, hukuk, sivil toplumun yeni “bağımsız” sahasında bireyler arasında arabuluculuk yapmanın başlıca yolu olarak zümre meclislerinin yerini alırken, gitgide daha soyut ve formel bir karakter kazanmıştı. Fransız Devrimi sırasında öne sürülen eşit siyasal haklar talebi, vatandaşın evrensel siyasal kimliği ile sivil toplumdaki bireyin gerçek sosyal statüsü arasında ortaya çıkan ayrılığın zirvesiydi. Devlet, tam da bu anda, bireylerin vatandaşlar olarak siyasal eşitliklerinin tanınabileceği ve dışa vurulabileceği bir saha olarak ortaya çıkmıştır.


Bununla birlikte, Marx, devletin, yalnızca üreten ve tüketen varlıklar olarak bireylerin maddi varoluşlarına siyasal olarak yabancılaşmalarını arttırdığı için, bunun aldatıcı bir özgürlük olduğunu iddia etmiştir. Burjuva hakları, bu nedenle, siyasal kurtuluş için bir araçtır; ancak sivil toplum mülkiyet hakları tarafından çatlatılmış şekliyle kaldığı sürece hukuk önünde biçimsel eşitliğin kabul edilmesi, bireyin toplumsal varoluşundan yabancılaşmasının üstesinden gelmek için yeterli değildir.[4] Buna karşılık gerçek kurtuluş “sadece politik devlet” yoluyla değil burjuva toplumunda yabancılaştırılmış olan gücün demokratik şekilde yeniden benimsenmesiyle gerçekleşebilirdi. “Devlet bir soyutlamadır” ve “yalnızca halk somut bir gerçekliktir” diye yazan Marx, bir demokrasi savunusu ile, Hegel’in anayasal monarşisini karşısına almıştı.[5] Demokrasi “tüm siyasal anayasaların özü” idi çünkü toplumsallaşmış insanları kendisinin başlangıç noktası olarak almıştı.[6] Demokratik bir anayasa altında politik devletin yabancılaşmış ve mistikleşmiş evrenselliği ortadan kalkacaktı, çünkü anayasa ve hukuk, “halkın” dolaysız ve yabancılaşmamış “kendi kaderini tayini”ne dayanacaktı.[7]


Devletin üstesinden gelme şeklindeki temel fikrini korumasına rağmen, 1840'ların sonlarından itibaren Marx, büyük ölçüde, devletin felsefi temellerini incelemekten tarihsel ve politik bir analiz yapmaya, buna ilaveten devletin sınıf mücadeleleriyle ilgili özel rolünü incelemeye kaymıştır. Alman İdeolojisi’nde, Marx ve Engels, modern devletin, kendisini sivil toplumdan ayırana kadar emeğin toplumsal bölünmüşlüğünden doğduğunu ve “egemen sınıfa mensup bireylerin ortak çıkarlarını savundukları bir biçim” hâline geldiğini ileri sürmüştür.[8] İki yıl sonra, komünist hareketin ilkelerini düzgün bir biçimde ifade etmek amacıyla yazılan Manifesto, “temsiliyete dayanan modern devlet”in yürütmesine “tüm burjuvazinin müşterek işlerine nezaret eden bir komite” olarak atıfta bulunmuştur.[9] Bu, siyasal bir retorik aygıtından daha hafif bir tanım olmasına rağmen, diğer kaynaklarla birlikte ele alındığında, ekonomik olarak baskın sınıfın devlet kurumlarını doğrudan kendi çıkarları için kontrol ettiği ve istismar ettiği bir ilişkiyi ortaya atar.


Bununla birlikte, Louis Bonaparte’ın On Sekiz Brumaire’i’nde, Marx, farklı sınıf fraksiyonları arasındaki keskinleşen uzlaşmazlıkları durdurmak için kendisini toplumun üzerine yerleştiren istisnai bir devlet biçiminin resmini kabataslak çizmiştir. Marx, bu devleti, “sivil toplumu kıskaca alan, kontrol eden, düzenleyen, gözetim ve disiplin altında tutan” bürokratik ve askerî bir örgütten oluşan “asalak bir gövde” olarak tanımlamıştır.[10] Her ne kadar Bonapartist devlet sınıf güçleri dengesinin bir sonucu idiyse de, sadece özerk olarak gözükmekteydi — burjuvazi tarafından doğrudan kontrol edilmese ya da onun ivedi çıkarları doğrultusunda hareket etmese de bünyesi altında sermaye birikiminin gerçekleşmeyi sürdürebileceği siyasal ve toplumsal düzeni korumuştu.


Marx’ın devlet analizi, böylelikle, birbiriyle ilişkili ancak yine de birbirlerinden farklı iki bakış açısını kapsıyordu: devletin, sivil toplumda açıkça dışa vuran sınıf çıkarlarını maskelemek için hukuksal bir kurgu olduğuna dair erken dönem yazılarındaki felsefi perspektif ve devletin toplumdaki belli bir güç dengesini yeniden üreten toplumsal bir ilişki olduğuna dair tarihsel-politik bir perspektif. Bunun, genç ve olgun Marx arasında bir ihtilaf olarak açıklanmasına karşın, belli devamlılıklar da hâlen mevcuttur.[11] Şöyle ki, -sonraları Engels’in “sönümlenme”[12] ya da devletin ortadan kaybolması diye adlandırdığı-devletin olası geri emilimi vasıtasıyla siyasal yabancılaşmanın üstesinden geliş, Fransa’da İç Savaş gibi geç dönem yazılarında yeniden belirir.


Bununla birlikte, Hegel'in siyaset felsefesinin düzenlenmiş eleştirisini takiben, Marx'ın devlet hakkındaki yazıları parçalar hâlinde kalır ve bunların biçimleri ile tınıları büyük ölçüde siyasal bağlamdan etkilenmiştir. Marx’ın ardından gelen yorumcuları bu boşlukla ve bunun sonuçlarıyla uğraşmak zorunda kaldılar. Marx'ın daha erken dönem yazılarındaki bürokrasi eleştirisinin, onun devlet hakkındaki düşüncelerinin özünü yakaladığı ve bunu ekonomi-politik eleştirisinden daha az öncelikli hâle getirdiği öne sürülmüştür.[13] Bununla birlikte, Marx'ın, en azından, daha büyük bir Kapital projesinin parçası olarak devlet hakkında yazmayı planladığı göz önüne alındığında bu yorum sorgulanmalıdır. Başkaları ekonomik olarak egemen sınıf ile devlet arasındaki ilişkiye dair en az iki farklı anlayışa işaret ettiler; ki bunlar da devletin hangi koşullar altında kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiğinin iddia edilebileceği sorusunu çözümsüz bıraktı.[14] İkinci bir çözülmemiş gerilim ise ekonomik-üretimsel temel ile bu toplumsal ilişkilere aracılık eden ve onları dışa vuran siyasal, hukukî ve ideolojik üstyapı arasındaki ilişkiydi.[15] Her iki görüşte de, sorun, devletin ve hukukun üretim araçları ve ilişkilerinden ne ölçüde özerk olduğuyla ilgiliydi.


Üstyapı olarak Hukuk ve Devlet


Marx’ın 1883’teki ölümünün ardından, Engels ve Karl Kautsky’nin onun yazılarını tutarlı bir düşünceler bütünü hâlinde sistematikleştirmesi Almanya’da Sosyal Demokrat Parti’nin yükselişi ile örtüşmüştü. Burada hukuka ve devlete dair ağır basan yaklaşım, üretim güçleri ve ilişkilerinden oluşan üretimsel “altyapı”nın topolojik metaforu ve bunun dışa vuracağı siyasal ve hukuki biçimlere karşılık gelen “üstyapı” idi. Toplumun maddi üretici güçlerinin ve buna karşılık gelen üretim ilişkilerinin tarihsel ve teknolojik gelişimine öncelik vermesi açısından, “ortodoks” Marksizm, siyasal ve hukuki alanların, bu birincil toplumsal güçlerin ikincil ideolojik ifadelerine indirgenmesi olarak görülmüştür.


Altyapı-üstyapı metaforu Marx’ın yazılarında birkaç metinsel dayanağa sahiptir. Bu en şematik biçimde, Marx’ın “hukuki ve siyasal üstyapının” “toplumun iktisadi yapısını oluşturan” üretim ilişkilerinin “genel toplamı” üzerinde yükseldiğini yazdığı 1859 tarihli Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı’nın Ön Söz’ünde görülür[16] — bu sonraları Kapital’de doğrudan tekrarlayacağı bir çerçevedir. Benzer şekilde, Marx hayattayken yayımlanmamış Alman İdeolojisi’nde, Marx ve Engels, her çağda “doğrudan üretim ve mübadeleden doğup gelişen toplumsal örgütlenme”nin “Devletin ve diğer idealist üstyapının temeli”ni oluşturduğunu ifade etmişlerdi.[17]


Engels, bu görüşü Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni’nde daha da geliştirerek, devletin, yerleşik hayata geçen medeniyetlerdeki kademeli iş bölümünden kaynaklanan sınıf uzlaşmazlıklarını yumuşatmak için ortaya çıktığını ileri sürdü. Bu itibarla devlet, “toplumdan kaynaklanan ama kendini onun üstüne koyan ve topluma gitgide daha çok yabancılaşan” “belli bir gelişme aşamasındaki toplumun bir ürünü” idi.[18] Bununla birlikte Engels’in o döneme ait mektuplarında, üstyapı ve altyapının birbirleri üzerindeki çift taraflı etkisine işaret eden önemli nitelikler bulunabilir. Kapitalist devletin bürokratik ve askerî örgütlenmesi, devletin, toplumun ekonomik hareketinden bir miktar bağımsız güç elde etmesine izin verdiği için, bu ikisi kendilerini, genellikle ekonominin ağır bastığı ancak “politik hareketten gelen tepkilere katlanmak zorunda” kaldığı bir durumda aykırılık içerisinde bulabilirdi.[19] Buna ilaveten anayasalar ve hukuki biçimler genellikle sınıf mücadelelerinin aldığı biçimi belirledi.[20] Modern bir devlette, diye yazmıştı Engels, “hukuk yalnızca genel ekonomik koşullara karşılık gelmemeli ve bunun dışavurumu olmamalı, aynı zamanda kendi içinde de tutarlı bir dışavurum olmalıdır”, Engels böyle yazarken toplumsal pratiğin yeni bir “bağımsız alanı” olarak hukuk bilimin gelişmesini kolaylaştırıyor ve hukukun “bir sınıfın egemenliğinin açık, net, katıksız dışavurumu” olmasını engelliyordu.


Bu nüanslara rağmen, İkinci Enternasyonal Marksizmi (1889-1916) genellikle, siyasal ve hukuki alanların, öncelikle üretim araçları ve ilişkileri arasındaki ilişki tarafından belirlendiğini kabul etmiştir. Kapitalist üretim tarzı içerisinde, siyasal ve hukuki üstyapı, meta üretimi ve artı değere kişiye özel el koymak için gereken koşulların zorunlu olarak yansıtıcısı ve yeniden üreticisi olarak görülmüştür – başka bir deyişle, üretim araçları özel mülkiyet olarak zapt edilmişti ve emek gücü, sözleşmeye bağlı olarak bir ücret karşılığında mübadele edilmek üzere görünüşte “özgür” idi. Engels, Kautsky[21], Eduard Bernstein[22], ve Rosa Luxemburg[23] gibi önde gelen teorisyenlerin tümü, burjuva anayasal cumhuriyetini, endüstriyel kapitalizmin bu ileri aşamasını ve (Bernstein hariç) kaçınılmaz kriz eğilimini dışa vuran siyasal bir form olarak gördüler.


Bernstein’ın öncülük ettiği İkinci Enternasyonal’daki evrimci ve reformcu akımlar, devletin, işçi sınıfı partilerinin seçimlere düzenli katılımı ile adım adım ele geçirilebilecek tarafsız bir kurum olduğunu savunmuştu. Bunun aksine Lenin, sosyal demokrasinin, devlet iktidarına karşı doğrudan siyasi mücadeleler yerine sendika aktivizmine duyduğu bağımlılığı eleştirdi. Reformcular, devleti tarafsız bir aygıt olarak görürken; Lenin, bağdaşmaz sınıf uzlaşmazlıklarının gerekli bir sonucu olarak ortaya çıktığı için devletin, "özel bir zorlayıcı güç" veya "bir sınıfın bir başka sınıf tarafından bastırılmasını sağlayan araç" olarak işleyen bir makine şeklinde kaldığını vurguladı.[24] Lenin'in, baskıcı bir sınıf iktidarı aracı olarak devlet görüşü, şüphesiz, yirminci yüzyılın Komünist hareketleri ve partileri içinde devlete dair nihai ve en etkili yaklaşım olarak kaldı.


1920’ler ve 1930’lar boyunca, Marksizm-Leninizm’in SSCB’deki hukuk ve devlet kuramındaki kademe kademe kodifikasyonu, altyapı ve üstyapı arasındaki ayrıma dayanmaya devam etti. Toplumsal işleyişin bir yansıması olarak hukuki olana dair en dikkat çekici yaklaşım Pasukanis’in meta-mübadele kuramıydı.[25] Pasukanis, hukuku, kapitalist toplumun sözleşmeci ve mübadeleci mahiyetinin bir dışavurumu olarak kuramlaştırdı; sonuçta, üretim ilişkilerindeki devrim, komünist topluma geçişin tamamlanmasının ardından hukukun sönümlenmesine ve komünist idare tarafından yerinden edilmesine yol açacaktı.


Marksist gelenek içerisindeki altyapı-üstyapı metaforunun eleştirisi çift yönlüdür. Öncelikle, Engels’in yukarıda bahsi geçen mektuplarının aksine, üretim ilişkilerinin “gerçek” alanı olarak altyapıya ilişkin toplumsal pozitivist yaklaşım, devletin ve hukukun, üretim ilişkileri ve güçleri üzerinde iki taraflı bir nedensel etkiye sahip olabileceği koşulları açıklayamayan tek yönlü bir modeli ima eder.[26] Aynı derecede önemli bir şekilde, metafor, iki seviyeyi dışsal nedensellik ilişkisi içerisinde konumlandırır, öyle ki, iki taraflı bir etkiye izin verse bile, devlet ve hukuk hâlâ bağımsızca oluşturulmuş ekonomik ve üretimsel alanın yansıması olarak var olur. Yine de üretim araçlarının mülkiyetinin ve ücretli emek ilişkilerinin her zaman hâlihazırda siyasal ve hukuki olarak dolayımlanan toplumsal ilişkiler olmasına izin verirsek, altyapının bu açıklayıcı önceliği sürdürülemez.[27]


Göreli Özerklik içinde Maceralar


Rus devrimini takiben, özellikle Sovyetler Birliği dışında, devlet üzerine Marksist düşüncenin gelişimi, İkinci ve Üçüncü Enternasyonallerin “ekonomizm”’inin veya “bilimsel sosyalizm”’inin ötesinde, devletin ve hukukun olası özerkliğini kuramsal olarak temellendirmeye yönelik bir dizi girişim olarak anlaşılabilir. Bu girişimler sıklıkla çok farklı epistemolojik önermelere dayansa da devlet ile sivil toplum arasındaki karşılıklılığı, ideolojinin özne oluşumundaki önemini ve yirminci yüzyılın devlet güdümlü kapitalizmi altında sınıf bilincinin ve sınıf mücadelesinin olanaklılığını incelemek için devletin sınırlarını baskı ve zorlamanın ötesine genişletme arzusunda birbirleriyle örtüştüler.


1920’ler ve 1940’lar arasında, Almanca konuşulan dünyadaki dikkate değer katkılar arasında, Franz Neumann ile Otto Kirchheimer’in[28] hukukun üstünlüğü ve istisnai hâl üzerine incelemeleri ile Max Adler, Otto Bauer ve Karl Renner gibi Avusturya Marksistlerinin milliyetçilik, kültür ve anayasalcılık üzerine incelemeleri vardı.[29] Devlet üzerine düşünmenin ikinci bir büyük kolu, faşizmin yükselişini takiben İtalyan Marksizmi içindeki tartışmalardan çıktı. Gramsci’nin hapishane yazıları 1950’lere kadar geniş bir okur kitlesine ulaşmasa da hegemonyaya, toplumsal güçler dengesine ve devrimci siyasal stratejiye dair yenilikçi yaklaşımı hem Batı komünist partileri hem de Yeni Sol için savaş sonrası bağlamında çığır açıcıydı.[30]


1960’ların başında, Gramsci’nin İngilizceye tercüme edilmesi ve Althusser’in Marksizm’i büyük ölçüde yeniden kuramsallaştırması, altyapı-üstyapı modellerinin eleştirisini daha da kolaylaştırdı. Althusser, devletin bir baskı aygıtı veya makinesi olduğu iddiasında Lenin'i takip ederken, bu iddiayı bütünleyen bir devletin ideolojik aygıtları kavramını geliştirdi — bu şu demekti: Devlet ideolojisinin, hukuki pratikler de dâhil olmak üzere belli maddi pratiklerle gerçekleştirildiği ve yeniden üretildiği birbirine kenetlenmiş bir kavramlar dizisi.[31] Dahası üretim tarzı kavramına odaklanarak Althusser ve çevresi[32] ekonomik, politik ve ideolojik seviyelerin ekonomi tarafından doğrudan veya doğrusal belirlenmesini dışlayacak bir şekilde etkileşime girdiği bir yapısal nedensellik modeli ortaya koydu. Bu, ideolojik üstyapıdaki değişikliklerin muhakkak altyapıdaki bir devrimi takip ettiği izlemi bakımından Stalinist ortodoksiye karşı koymaktı.


1970ler devlete dair Marksist analizlerde günümüze kadarki son büyük gelişme dalgasına işaret etti. Ünlü Miliband-Poulantzas tartışması[33] devletin kapitalist sınıftan göreli özerkliği sorunu etrafında döndü. Ancak tartışmanın Anglosfer'de alımlanışı, tarafları şematik olarak, kapitalist devlete karşı rekabet eden "araçsalcı" ve "yapısalcı" yaklaşımlara ayırdı; ya kapitalist sınıf, devleti kişisel ağların etkisi ile kontrol ediyordu ya da devletin bağımsızlığı, kapitalist üretim tarzındaki rolü tarafından yapısal olarak garanti altına alınmıştı.[34] Tartışmanın ardından, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki akademisyenler, Marksist kuramın fark edilen eksikliklerini Weberci sosyolojiden çıkma görüşlerle tamamlamaya yeltendiler.[35] Almanya'da iki ayrı ama birbiriyle örtüşen sorgulama kanalı ortaya çıktı. Bunlardan biri, kriz ve devlet meşruiyeti konularına odaklanan Frankfurt Okulu'nun ikinci kuşak eleştirel teorisini ihtiva ediyordu.[36] Öbürü ise, kapitalist devlet biçimini, sermaye kategorisi ile başlangıç noktasından türetmeyi hedefleyen “sermaye mantığı” okuluydu.[37] Çoğulcu ve elitist iktidar teorilerinin Marksist eleştirilerine duyulan ilginin bu denli yaygınlığına rağmen, 1980’lerin ortalarında, araştırma çerçevesi Yeni Sol’un rıhtımında bir düşüş dönemine girdi.[38]


Yirmi Birinci Yüzyılda Devlet Kuramı


1990lar’dan bugüne, devlet hakkındaki Marksist tartışmaların mirasının yeniden değerlendirilmesi, mevcut kuramlar temelinde daha tutarlı bir açıklama oluşturmaya veya bu kuramlar arasındaki bölünmeleri açıklığa kavuşturmaya çalışmıştır.[39] Bununla birlikte, devlet hususundaki Marksist tutumların kendi içlerindeki çeşitliliğini uzlaştıran kapsayıcı bir mutabakat elde etmek, özellikle Marx'ın yazılarında çeşitli kuramsal tutumlar için akla yatkın metinsel kanıtlar bulunabildiğinden, zor olmuştur ve zor olmaya da devam ediyor.[40]


Bugün Marksist devlet kuramı büyük ölçüde açık uçlu ve entelektüel anlamda çoğulcu bir araştırma çerçevesidir. Bununla birlikte, bu çerçevedeki hemen herkesin ortaklaştığı şey, devletin, formel yapısı tarafından kısıtlanmış hukuki bir birim olduğu şeklindeki pozitivist görüşün reddidir. Devletin bir kurumlar dizisi olduğu kadar aynı zamanda politik, ideolojik, hukuki, ekonomik ve toplumsal pratiklerin bir toplamı olarak maddi bir varlığa sahip olduğu konusunda mutabakat vardır. Bu pratikler, sermaye birikimini kolaylaştırmaya devam ederken, kapitalist sınıfın rakip fraksiyonları arasındaki ilişkilere aracılık ederken ve bu fraksiyonları sermayenin küresel dolaşımına entegre ederken, devletin meşruiyet iddiasını, onu genel toplumsal çıkarların temsilcisi olarak yeniden üreterek güvence altına alır.


Şu anda, önceki eksiklikleri tamamlamaya yönelik en az dört yeni kuramsal cephe açılmış bulunuyor. İlki, toplumsal yeniden üretime duyulan ilginin artması,[41] devletin cinsiyet rollerinin yeniden üretilmesindeki rolü ve sermaye birikimi için gereken ücretsiz emeğin tanzimi hakkında tartışmaya yol açmıştır. İkincisi, “otoriter neoliberalizm” ile ilgili güncel tartışmalar, son birkaç on yıldaki neoliberal idarenin, devlet gücünün daha az demokratik yönetime doğru yeniden yapılandırılmasına nasıl yaslandığını açığa çıkarmıştır.[42] Sonuç itibarıyla, bu aynı zamanda, özellikle de hapsetme ile ilgili olarak, devletin baskı aygıtlarının oynadığı role olan ilginin artmasına yol açmıştır.[43] Nihayet, iklim krizinin aciliyeti, birçok araştırmacının dikkatini, kaynak çıkartma ve iklim değişikliğini hafifletmek için geleceğe yönelik politikalar üzerine bir mücadele alanı olarak devlete çekmiştir.[44] Bu araştırma kolları, hep birden, devlet hakkındaki Marksist düşünce geleneğini revize etmeye ve uyarlamaya devam ediyor ve bu geleneğin devam eden gelişimine açıklayıcı bir kuramsal çerçeve olarak katkıda bulunuyor.


Orijinal metin, “Marxist Legal Theory: The State” başlığıyla 29 Haziran 2020 tarihinde, eşzamanlı olarak, Legal Form ve Critical Legal Thinking sitelerinde yayımlanmıştır, orijinal metne bağlantılar üzerinden erişmeniz mümkündür.


[1] Karl Marx, Grundrisse, çev. Martin Nicolaus (Harmondsworth: Penguin, 1973 [1858]), s. 108. [Karl Marx, Grundrisse 1, Eriş Yayınlar, 2016, çev. Arif Gelen, s. 42]

[2] G. W. F. Hegel, Elements of the Philosophy of Right, ed. Allen W. Wood (Cambridge: Cambridge University Press, 1991 [1820]), s. 329. [G. W. F. Hegel, Hukuk Felsefesinin Prensipleri, Sosyal Yayınlar, 1. Baskı, 1991, çev. Cenap Karakaya, s. 236-237]

[3] Karl Marx, “A Contribution to the Critique of Hegel’s Philosophy of Right” [1844] [G. W. F. Hegel, Hukuk Felsefesinin Prensipleri] ve “Critique of Hegel’s Doctrine of the State” [1843], Early Writings içinde, çev. Rodney Livingstone ve Gregor Benton (London: Penguin, 1992).

[4] Karl Marx, “On the Jewish Question” [1844], Early Writings içinde, çev. Rodney Livingstone ve Gregor Benton (London: Penguin, 1992) [Karl Marx, Yahudi Sorunu, Sol Yayınları, 2009, çev. Sol Yayınları Yayın Kurulu]

[5] Marx, “Critique of Hegel’s Doctrine of the State”, s. 85.

[6] Marx, “Critique of Hegel’s Doctrine of the State”, s. 88.

[7] Marx, “Critique of Hegel’s Doctrine of the State”, s. 89.

[8] Marx, “Critique of Hegel’s Doctrine of the State”, s. 187.

[9] Karl Marx ve Friedrich Engels, “Manifesto of the Communist Party” [1848], Robert C. Tucker (ed), The Marx-Engels Reader (New York: W. W. Norton, 1978) içinde, s. 475 [Karl Marx ve Friedrich Engels, Komünist Manifesto, İletişim, 1.baskı, 2018, çev. Tanıl Bora, s. 54-55].

[10] Karl Marx, “The Eighteenth Brumaire of Louis Bonaparte” [1852], In Surveys From Exile, vol. 2 (London: Verso, 2010) s. 186, s. 237.[Karl Marx, Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i, Yordam Kitap, 1. Baskı, 2016, çev. Erkin Özalp, s.76]

[11] Louis Althusser, For Marx (London: Verso, 1965) [Louis Althusser, Marx İçin, İthaki Yayınları, 2015, çev. Işık Ergüden].

[12] Friedrich Engels, “Socialism: Utopian and Scientific” [1880], Robert C. Tucker (ed), The Marx-Engels Reader (New York: W. W. Norton, 1978) içinde s. 713 [Friedrich Engels, Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm, Sol Yayınları, 1. Baskı, 1970, çev. Sol Yayınları Yayın Kurulu].

[13] Shlomo Avineri, The Social and Political Thought of Karl Marx (Cambridge: Cambridge University Press, 1968), s. 51–52.

[14] Ralph Miliband, “Marx and the State” (1965) 2 Socialist Register 278; Axelvan den Berg, The ImmanentUtopia: From Marxism on the State to the State of Marxism (Princeton: Princeton University Press, 1988).

[15] Altyapı/üstyapı ayrımının esasları üzerine devam eden bir tartışma için, bkz. Anandha Krishna Raj, “Law as SuperstructureLegal Form (3 Ekim 2018); NateHoldren, “Some Hasty Musings on Matters Legal and EconomicLegal Form (18 Kasım 2018); Matthew Dimick, “Base and Superstructure as OntologyLegal Form (17 Ağustos 2019); Nate Holdren veRob Hunter, “No Bases, No Superstructures: Against Legal EconomismLegal Form (15 Ocak 2020); Matthew Dimick ve DomTaylor, “More Depth, Less Flatness: Marx’s Negative Ontology of Social TotalityLegal Form (18 Nisan 2020).

[16] Karl Marx, “Preface to a Contribution to the Critique of Political Economy” [1859], Robert C. Tucker (ed.) içinde, The Marx-Engels Reader (New York: W. W. Norton, 1978) [Karl Marx, “Önsöz”, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı, Sol Yayınları, 1. Baskı, 1970, çev. Sevim Belli]

[17] Karl Marx, “The German Ideology” [1846], Robert C. Tucker (ed), The Marx-Engels Reader (New York: W. W. Norton, 1978) içinde, s. 163 [Karl Marx – Friedrich Engels, Alman İdeolojisi, Evrensel Basım Yayın, 2013, çev. Tonguç Ok ve Olcay Geridönmez, s.44]

[18] Friedrich Engels, The Origin of the Family, Private Property and the State (London: Penguin, 1986 [1884]) [Friedrich Engels, Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2018, çev. Mustafa Tüzel]

[19] Friedrich Engels, “Letter to Conrad Schmidt” [1890], Collected Works of Karl Marx and Frederick Engels, vol. 49 (New York: International Publishers, 2001) içinde [Friedrich Engels, “Engels’ten Berlin'deki C. Schmidt’e, 27 Ekim 1890”, Karl Marx – Friedrich Engels, Seçme Mektuplar, Evrensel Basım Yayın, 1996, çev. Alaattin Bilgi, içinde s.106]

[20] Friedrich Engels, “Letter to Franz Mehring” [1893], Robert C. Tucker (ed), The Marx-Engels Reader (New York: W. W. Norton, 1978) içinde; Friedrich Engels, “Letter to Joseph Bloch” [1890], Robert C. Tucker (ed), The Marx-Engels Reader (New York: W. W. Norton, 1978) içinde.

[21]Karl Kautsky, The Class Struggle (New York: W. W. Norton, 1971 [1892]); Karl Kautsky, “Parliamentarism and Democracy” [1893], in Ben Lewis (ed), Karl Kautsky on Democracy and Republicanism (Leiden: Brill, 2020).

[22] Eduard Bernstein, Evolutionary Socialism (New York: Schocken, 1961 [1909]).

[23]Rosa Luxemburg, “Reform or Revolution” [1900], Helen Scott (ed.), The Essential Rosa Luxemburg (Chicago: Haymarket, 2008) içinde [Rosa Luxemburg, Sosyal Reform mu Devrim mi?, Belge Yayınları, 1993, çev. Nihal Yılmaz]

[24] V. I. Lenin, “The State and Revolution” [1917], Robert C. Tucker (ed), The Lenin Anthology (New York: W. W. Norton, 1975) içinde [V. İ. Lenin, “Devlet ve Devrim”, Evrensel Basım Yayın, 2015, çev. Tonguç Ok]; V. I. Lenin, “The State: A LectureDelivered at the Sverdlov University” [1919].

[25] Evgeny Pashukanis, Pashukanis: Selected Writings on Marxism and Law, ed. Piers Beirne ve Robert Sharlet (London: Academic Press, 1980).

[26] Raymond Williams, “Base and Superstructure in Marxist Cultural Theory” [1973], Culture and Materialism (London: Verso, 2005) içinde.

[27] Ellen Meiksins Wood, Democracy Against Capitalism: Renewing Historical Materialism (London: Verso, 2016 [1995]) [Ellen Meiksins Wood, Kapitalizm Demokrasiye Karşı: Tarihsel Maddeciliğin Yeniden Yorumlanması, Yordam Kitap, 2016, çev. Şahin Artan]

[28] William E. Scheuerman, Between the Norm and the Exception: The Frankfurt School and the Rule of Law (Cambridge: MIT Press, 1994); William E. Scheuerman (ed.), The Rule of Law Under Siege: Selected Essays, Franz Neumann ve Otto Kirchheimer tarafından (Berkeley: University of California Press, 1996).

[29] Tom Bottomore ve Patrick Goode (ed.), Austro-Marxism (Oxford: Clarendon Press, 1978); Mark E. Blum, ve William Smaldone (ed.), Austro-Marxism: The Ideology of Unity, vol. 1 (Chicago: Haymarket, 2007); Max Adler, The Marxist Conception of the State: A Contribution to the Differentiation of the Sociological and the Juristic Method, ed. Mark E Blum (Leiden: Brill, 2019 [1922]).

[30] Antonio Gramsci, Selections from the Prison Notebooks, ed. Quintin Hoare and Geoffrey Nowell Smith (New York: International Publishers, 1971) [Antonio Gramsci, Hapishane Defterleri I, Kalkedon, çev. Ekrem Ekici, Hapishane Defterleri II-III-IV, Kalkedon, çev. Barış Baysal/Antonio Gramsci, Hapishane Defterleri Seçmeler, Sol Yayınları, 2016, çev. Kenan Somer].

[31] Louis Althusser, On the Reproduction of Capitalism: Ideology and Ideological State Apparatuses, çev. G. M. Goshgarian (London: Verso, 2014) [Louis Althusser, İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları, İthaki, 2014, çev. Alp Tümertekin]

[32] Louis Althusser, Etienne Balibar, Roger Establet, Pierre Macherey, ve Jacques Ranciere, Reading Capital (London: Verso, 2015 [Louis Althusser, Etienne Balibar, RogerEstablet, Pierre Macherey, ve Jacques Ranciere, Kapital’i Okumak, Nora Kitap, 2017, çev. Işık Ergüden]

[33] Ralph Miliband, The State in Capitalist Society (New York: Basic Books, 1969); Ralph Miliband, “The Capitalist State — Reply to N. Poulantzas” (1970) 59 New Left Review 53; Ralph Miliband, “Poulantzas and the Capitalist State” (1973) 82 New Left Review 83; Nicos Poulantzas, “The Problem of the Capitalist State” (1969) 58 New Left Review 74; Nicos Poulantzas, Political Power and Social Classes (London: New Left Books, 1973); Nicos Poulantzas, “The Capitalist State: A Reply to Miliband and Laclau” (1976) 95 New Left Review 63 [Ralph Miliband, Nicos Poulantzas, Ernesto Laclau, Kapitalist Devlet Sorunu, İletişim, 1990, çev. Yasemin Berkman].

[34] David A. Gold, Clarence Y. H. Lo, ve Erik Olin Wright, “Recent Developments in Marxist Theories of the Capitalist State” (1975) 27 Monthly Review 29.

[35] Fred Block, “The Ruling Class Does Not Rule: Notes on the Marxist Theory of the State” (1977) 33 Socialist Revolution 6; Theda Skocpol, “Political Response to Capitalist Crisis: Neo-Marxist Theories of the State and the Case of the New Deal” (1980) 10 Politics & Society 155; Ira Katznelson, “Lenin or Weber? Choices in Marxist Theories of Politics” (1981) 29 Political Studies 632; Peter B. Evans, Dietrich Rueschemeyer, ve Theda Skocpol (ed.), Bringing the State Back In (New York: Cambridge University Press, 1985).

[36] Jürgen Habermas, Legitimation Crisis, çev. Thomas McCarthy (Boston: Beacon Press, 1975); Claus Offe, Contradictions of the Welfare State, ed. John Keane (Cambridge: MIT Press, 1984).

[37] John Holloway ve Sol Picciotto (ed.), State and Capital: A Marxist Debate (London: Edward Arnold, 1978).

[38] Rafael Khachaturian, “Bringing What State Back In? Neo-Marxism and the Origin of the Committee on States and Social Structures” (2019) 72 Political Research Quarterly 714.

[39]Bob Jessop, State Theory: Putting the Capitalist State in ItsPlace (Cambridge: Wiley, 1990) [Bob Jessop, Devlet Teorisi: Kapitalist Devleti Yerine Oturtmak, Epos Yayınları, 2016, çev. Ahmet Özcan]; Bob Jessop, The Future of the Capitalist State (Cambridge: Wiley, 2002) [Bob Jessop, Kapitalist Devletin Geleceği, Epos Yayınları, 2009, çev. Ahmet Özcan]; Bob Jessop, The State: Past, Present, Future (Cambridge: Polity, 2016) [Bob Jessop, Devlet: Dün, Bugün, Yarın, Epos Yayınları, 2018, çev. Atilla Güney]; Stanley Aronowitz and Peter Bratsis (ed.), ParadigmLost: State Theory Reconsidered (Minneapolis: University of Minnesota Press, 2002); Clyde W. Barrow, Critical Theories of the State: Marxist, Neomarxist, Postmarxist (Madison: University of Wisconsin Press, 1993); Clyde W. Barrow, Toward a Critical Theory of States: The Poulantzas-Miliband Debate after Globalization (Albany: State University of New York Press, 2016); Raju J. Das, “State Theories: A Critical Analysis” (1996) 60 Science & Society 27–57.

[40]Clyde W. Barrow, “The Marx Problem in Marxian State Theory” (2000) 64 Science & Society 87.

[41] Lise Vogel, Marxism and the Oppression of Women: Toward a Unitary Theory (Leiden: Brill, 2013 [1983]); Tithi Bhattacharya (ed.), Social Reproduction Theory: Remapping Class, Recentering Oppression (London: Pluto Press, 2017); Kirstin Munro, “‘Social Reproduction Theory’, Social Reproduction, and Household Production” (2019) 83 Science & Society 451.

[42] Cemal Burak Tansel (ed.), States of Discipline: Authoritarian Neoliberalism and the Contested Reproduction of the Capitalist Order (London: Rowman&Littlefield, 2017); Ian Bruff ve Cemal Burak Tansel (ed.), Authoritarian Neoliberalism: Philosophies, Practices, Contestations (London: Taylor & Francis, 2019).

[43] Ruth Wilson Gilmore, Golden Gulag: Prisons, Surplus, Crisis, and Opposition in Globalizing California (Berkeley: University of California Press, 2007); LoïcWacquant, Punishing the Poor: The Neoliberal Government of Social Insecurity (Durham: Duke University Press, 2009); Mark Neocleous, Critique of Security (Edinburgh: Edinburgh University Press, 2008); Brendan McQuade, Pacifying the Homeland: Intelligence Fusion and Mass Supervision (Berkeley: University of California Press, 2019).

[44]Thea Riofrancos, Resource Radicals: From Petro-Nationalism to Post-Extractivism in Ecuador (Durham: Duke University Press, 2020).