Karmaşık Arka Planlar:
Feminizm, Kurtulma Politikaları ve Trans Hakları

Tanya Serisier

Çev: Furkan Yılmaz


10 Haziran’da yazar JK Rowling, kendi internet sitesinde, Birleşik Krallık’taki, trans haklarını ve kimliklerini yasal olarak tanımayı planlayan yasa tasarısına karşı kendisinin aleni çıkışlarına gerekçe sunan ‘J.K. Rowling, Cinsiyet ve Toplumsal Cinsiyet Sorunları Hakkında Konuşma Nedenlerini Yazıyor[1] başlıklı bir yazı yayımladı.


Yazı, Rowling’in trans haklarına karşı önde gelen bir kampanyacının tweetini ‘kazayla beğendim’ şeklinde özetlediği çıkışlarını hafife indirgeyerek ve kendisine yönetilen ağır eleştiriyi vurgulayarak başlamasına karşın asıl amacı ‘yeni trans aktivizmi yüzünden endişeli oluşunun ve konuşması gerektiğine karar vermesinin’ gerekçelerini açıklamaktı. Rowling, savunmasız kadınları ve çocukları himaye eden hayır kurumlarındaki çalışmalarından, ifade özgürlüğüne bağlılığından ve cinsiyetçilik ile homofobi deneyimlerine kafası karışık bir cevap olarak cinsiyet uyumu isteyen genç kadınların ve kız çocuklarının sayısındaki ‘patlama’dan bahsetmişti. Bununla birlikte, bu açıklamayı temize çıkaran birincil husus, keza medyanın da odak noktası, kendisinin ev içi şiddet ve cinsel şiddetten kurtulmuş birisi olduğunu açıklamasıydı.


Rowling’in açıklamasını izleyen günlerdeki iki gazete manşeti, Rowling'in açıklamasının önemli oluşunun nedenlerini ve feministler ile cinsiyete dayalı şiddete karşı mücadeleyle ilgilenen diğer kişiler için tehlikelerini ve sınırlarını göstermeye yardımcı oluyor. 12 Haziran’da The Sun, Rowling’in ağzı bozuk eski kocasından alıntı bir manşetle hakikaten dehşet verici bir ön sayfa (kasten link koyulmadı) yayımladı: Çiftin düğün günlerindeki bir fotoğraf eşliğinde ‘JK’yi tokatladım ve üzgün değilim’. 14 Haziran’da The Sunday Times ‘Başbakan Cinsiyet Değişikliğini Kolaylaştıracak Planı Rafa Kaldırdı’ manşetini ön sayfaya taşıdı. Bu kararı kınamak saçma olurdu ki şahsi olarak Rowling'in ve yapılan kamu yoklamasında geçerli görüşlerin %70'inin isteklerine de açıkça aykırı olurdu. Yine de ‘Kadınlara özgü sosyal tesisler korunacak’ şeklindeki alt başlık ve ‘umumî tuvaletleri ve soyunma kabinlerini içeren kadınlara özgü alanları korumaya, erkek anatomisine sahip olanlar tarafından kullanılmasını durdurmaya’ yönelik yasa tasarısının tanıtılmasına ilişkin yazıdaki detaylar, Rowling'in bu parçada örneklediği, trans bireylerin ve bilhassa trans kadınların hak ve korumalardan mahrum bırakılması hususunda bir etken olan düşünme tarzını ve feminizm modelini göstermeyi planlamaktadır.


Rowling’in yazısı, sosyal medyada, araştırmanın seçici kullanımı, araştırmanın ağzı bozuk trans aktivistlerin hedef aldığı masum kadın ve çocukların çarpık temsilleri, ve zamanlaması bakımından, hem Onur ayında hem de Birleşik Krallık ve başka yerlerde kamunun ilgisinin siyah insanlara yönelik sistemsel ve şiddet dolu kurumsal ırkçılığa odaklandığı bir hafta içerisinde yayınlanmış olması, geniş ölçüde ve haklı olarak eleştirildi. Bu eleştirilere ilaveten, natrans bir kadın olarak, transseksüellerin varlıklarının tanınması ve varlıklarına saygı gösterilmesi hakları üzerine Rowling ile bir ‘tartışma’ içine girmek niyetinde değilim.


Bununla birlikte, hem Rowling’in yazısının hem de The Sun’ın ön sayfasının, çağdaş feminizmin ve cinsel şiddetin daha yaygın kültürel anlayışları hakkında ne söylediğini tartışmanın önemli olduğuna inanıyorum. Bilhassa, tıpkı The Sun tarafından gösterildiği gibi, açık kadın düşmanlığının, marjinalize edilmiş sesleri yasadışı kılmak için feminizm içindeki belirli tarzdaki kurtulma politikalarının silahlaştırılmasıyla bir arada var olabilmesinin yolları örneklemektedirler. Bu bir arada varoluş, Rowling'in doğası gereği dışlayıcı olan bir kurtulma politikası inşa etmek için imtiyazlı kürsüsünü kullanma şeklinin bir analizinin yanı sıra The Sun’ın kaba ve acımasız şiddetinin bir eleştirisini sunabileceğimiz ve sunmamız gerektiği anlamına gelir. Başka bir deyişle ikincisinin açıkça kınanması gereken şiddetinin, ilkinin daha üstü kapalı şiddetini örtmesine izin verilmemelidir.


Siyasal ve feminist bir tepki, hem The Sun hususunda Rowling ile dayanışma göstermemizi hem de Rowling’in ifadesinin zararlı etkilerini kabul etmemizi gerektirir. Bu anlamda, Rowling'in yazılarını sarmalayan meseleler sadece, dikkatleri siyah ve trans hayatlarının değerli olduğuna ilişkin acil ve gerekli ısrardan çekmekten ibaret değildir. Ayrıca, feministlerin, özellikle de natrans ve beyaz olanlarının, yüzleşmesi ve çarpışması gereken çağdaş feminist politikaların güçlü öğeleri içinde mevcut olan sorunların içyüzünün anlaşılmasını sağlarlar.


Rowling, bir kurtulmuş olarak kendi kimliğini, ‘çekinmeden konuşma’ yeteneğini yetkili kılmak için seferber ederken, 1970'lerin başlarına kadar uzanan feminist bir geleneğe dayanıyor. O devrin ikinci dalga feministleri, Birleşik Krallık gibi toplumlarda cinsel şiddetin öneminin ve yaygınlığının küçümsendiği ve inkâr edildiği gidişatı analiz etmeye ve açığa çıkarmaya başladıklarında, bu inkârın önemli bir kısmının, bu şiddete tanıklık edebilecek insanları, kurtulmuşları, susturmak ve gayrimeşrulaştırmak olduğunu gördüler. Kurtulmuşlar ‘deli’ ya da ‘kötü’, yalancılar ya da hayalperestler olarak addedildiler ve hatta kendilerine karşı işlenmiş şiddet yüzünden suçlandılar.


Buna karşın, feministler, kurtulmuşların imtiyazlı beyana sahip olmaları hakkı üzerinde ve doğruyu söyleyenler olarak tanınmalarında ısrar ettiler. Bunun ötesinde, cinsel şiddet deneyiminin kurtulmuşlara, şiddet ve erkek egemenliği hakikatine dair özel kavrayışlar sağladığını iddia ettiler. 1979’da yazan feminist aktivist ve yazar Susan Griffin için ‘tecavüzden kurtulanın tarifsiz yüklerinden birisi öğrendiği şeydir. O kadın, hakikati taşımaya terk edilmiştir.’ Kurtulmuşların siyasal görüşleri, cinsel şiddete dair feminist anlayışların ve bu şiddetle savaşmaya ve onun kökünü kurutmaya yönelik feminist girişimlerin gelişmesinde merkezîleşti.


Bu politika pek çok yönden oldukça başarılı olmuştur. Cinsel şiddete eşlik eden ve The Sun’ın gösterdiği gibi, oldukça seçkin olsalar bile, çekinmeden konuşan kurtulmuşlar için hâlâ risk teşkil eden damgalama ve mağdur suçlamaya rağmen hikâyelerini anlatan cesur kurtulmuşlar sayesinde cinsel şiddet hakkında farklı şekillerde konuşuyoruz ve düşünüyoruz.


Aynı zamanda, kurtulmuşların ‘çekinmeden konuşma’ tarihi üzerine çalışmamda yazdığım gibi, bu politikanın sınırları ve tekrarlayan siyasi başarısızlıkları vardır. Bu sorunların en önemlilerinden birkaçı, Rowling'in trans hayatları ve deneyimleri hakkındaki ifadelerini meşru kılmak için kendisinin kurtulmuş statüsünü kullanmasına temel teşkil eder.


Me Too’’nun kurucusu Tarana Burke ve ilk ‘Black Lives Matters’ kampanyasının kurucularından Alicia Garza gibi siyah feministlerin ifade ettiği gibi, feminizm içinde tüm kadınlar ya da tüm hayatta kalanlara eşit yer verilmez ve tüm hikâyeler aynı şekilde hesaba katılmaz. Bununla birlikte, beyaz, orta sınıf sesleri ayrıcalıklı kılan feminist eğilimler eşzamanlı olarak cinsel şiddet deneyiminin müştereklikleri üzerinde ısrar ederken aynı zamanda Rowling gibi figürlerin tüm kurtulmuşlar adına konuşma yetkisine sahip olduğunu demeye getirirler. Bu, Rowling'in, şu anda alenen, ‘sempati toplamak amacıyla değil, bunları benimki gibi bir geçmişe sahip, cinsiyete göre ayrılmış alanlar konusunda kaygıları olduğu için yobazlıkla yaftalanmış çok sayıda kadınla kurduğum dayanışmadan dolayı’ şeklinde çekinmeden dile getirdiği iddiasında görülebilir. Konuşan bir kurtulmuş olarak, Rowling hem bir temsilcidir hem de müstesnadır ve konuştuğunda, sadece kendi otoritesine değil, aynı zamanda kendisi gibi düşünen ama aynı konuşma kabiliyetine sahip olmayan diğer kurtulmuşların "milyonlarcasının" temsilcisi olma itibarına dayanarak konuştuğunu iddia etmektedir.


Bunun mantıksal sonucu olarak, Rowling'in dediği gibi, temsil ettiği grup, ‘erkek şiddetine veya cinsel saldırıya hiç maruz kalmayacak kadar ayrıcalıklı ya da şanslı olanlar ve kendilerini bunun ne kadar yaygın olduğu konusunda eğitmeye yeltenmeyenlerin dışında kalanlardır’. Rowling ile aynı fikirde olmayanlar, açıkça, hakikati öğrenen kurtulmuşların “yükünü” paylaşamazlar ve esasında kendi cehaletlerini de umursamazlar. Bu, sadece cinsel ve ev içi şiddetten kurtulan birçok kişinin, benim gibi, ve aslında trans meselelerinde Rowling'e katılmayan birçok cinsel şiddet aktivistinin ve araştırmacısının, benim gibi, var olduğuna ilişkin basit gerçeği hiçe saymakla kalmıyor. Ayrıca, Alison Phipps’in iddia ettiği gibi, Rowling gibi nispeten ayrıcalıklı kadınların şiddet deneyimlerine öncelik verilirken, diğerlerinin ve özellikle de trans kadınların deneyimlerinin, şiddet gördükleri kabul edildiğinde dahi, daha az değerli hâle getirildiği bir ‘deneyimsel ekonomi’ içinde işliyor. Rowling, böylece birçok trans kadının, kendisinin çıkarımlarını veya politikasını etkileyen bu bilgiye sahip olmadan cinsiyete dayalı şiddeti deneyimlediğini kabul edebiliyor.


Dahası ve daha sinsicesi, bu, trans kadınları tanımanın ve önemsemenin, Rowling tarafından tanımlanan cinsel şiddeti ve cinsiyete dayalı şiddeti önemsememenin, ya da yeteri kadar önemsememenin, bir şekli olduğunu öne sürüyor. Dolaylı olarak, natrans kadınlara yönelik şiddet gerçek ve özgün cinsel şiddet deneyimi olarak ifade edilirken, trans kadınlara yönelik şiddet farklı bir şey olarak, en iyi ihtimalle özel bir durum ve en kötü ihtimalle de ilgiyi gerçek cinsel şiddet ve cinsiyete dayalı şiddet sorunundan başka yere çeken bir şey olarak ifade ediliyor.


Çok sayıda renkli feministin iddia ettiği gibi, sınırlı sayıdaki nispeten ayrıcalıklı seslerin, kurtulmuş olmanın ve kurtulmuşları desteklemenin ne anlama geldiğini tanımlamasına izin vermek, siyah kadınlar ve trans kadınlar gibi ve özellikle de siyah trans kadınlar gibi en fazla şiddet riski altında olan kadınları dışlamaktadır. Irksallaştırılmış topluluklarda şiddet etrafında kampanya yürüten örneğin Critical Resistance and Incite! [Eleştirel Direniş ve Kışkırtma!] gibi feminist gruplar ırk ayrımı yapan polisliğin ve kriminalizasyonun baskın cinsel şiddet karşıtı hareketler tarafından ciddiye alınmıyor oluşuna dair endişeleri hakkında defalarca yazmışlardır. Bu ötekileştirme, ana akım şiddet karşıtı feminist hareketlerin, cinsel şiddete yönelik ceza adaleti "çözümlerini" eleştirmeksizin benimsediğini gördü ve bu nedenle kurtulmuş olanları dinlemek ve desteklemek çoğu zaman asıl etkisi orantısız bir şekilde ırksallaştırılmışları, özellikle de siyah erkekleri kriminalize etmek olan destekleyici politikalar olarak yorumlanmıştır. Diğer bir deyişle ötekileştirilmiş kadınların deneyimlerine uygun şekilde iştirak etme zayıflığı, çoğu zaman feminist politikanın radikal olanaklarını kısıtlamıştır.


Rowling, açıklamasının sonunda ‘empati’ ve ‘anlayışın’ın, ‘tek suçları tehditlerle ya da tacizle karşılaşmadan kaygılarının duyulmasını istemek olan milyonlarca kadın’a genişletilmesini istemeden önce kendi ‘karmaşık arka planının’ ve ‘korkularını, ilgi alanlarını ve fikirlerini’ şekillendiren yolun tanınması için çağrıda bulunuyor. The Sun’ın ön kapağı, faillerin hikâyelerine ve mazeretlerine yer verirken kurtulmuşların insanlığını tam olarak kabullenmeyi veya onunla empati kurmayı reddetmesi bakımından baskın kültürel eğilimlerin mükemmel bir örneğidir. Bununla birlikte, Rowling ayrıca, trans kadınların ve destekçilerinin "karmaşık arka planları" ile empati kurmayı ya da trans kadınların ve bizim şiddet ve istismardan kurtulma tarihçemizin de bizim “korkularımızı, ilgi alanlarımızı ve fikirlerimizi” şekillendirdiğini kabul etmeyi reddederek bu indirgemeciliğe kendini kaptırıyor.


Bu seçici empati, Rowling’in ve onunla aynı fikirde olanların korkularına ve ‘güvenlik hissiyatlarına’, trans bireylere yönelik yasal ve toplumsal korumanın eksikliğinden kaynaklanan gerçek tehlikeler ve zararlar karşısında öncelik vermeye yarar. İnsanları güvende ‘hissettirmek’, başkalarını, genellikle toplumsal olarak ötekileştirilmiş olanları tehlikeye atmayı içerebilir. Örneğin bu, aile içerisinde ve birbirini tanıyan insanlar arasında cinsiyete dayalı şiddetin açık ara daha büyük tehdidinden ziyade ‘yabancı tehlikesine’ odaklanan cinsel şiddet karşıtı önlemlere yol açabilir. Üstelik ‘black lives matters’ protestoları ve bunları kışkırtan görseller, ‘tehlikeli yabancının’ tarafsız bir kimlik olmadığını ikna edici bir şekilde açığa çıkartmışlardır. Beyaz orta sınıfın korkularına öncelik tanımak, örneğin, siyah toplulukların polis tarafından aşırı kontrolüne katkıda bulunabilir ve bulunmaktadır da. Benzer şekilde, bazı natrans kadınların korkularına öncelik tanımak da trans bireylerin şiddet karşısındaki yapısal zafiyetlerini inkâr ederken onlara yönelik şeytanlaştırmaya ve ayrımcılığa katkıda bulunmaktadır.


Rowling’in açıklaması önem taşımaktadır çünkü ayrıcalıklı bir natrans kadının yalnızca taraflı bakış açısını gösteren yegâne kültürel eser bu değildir. Bu açıklama, cinsel şiddet deneyimlerinin ahlaki ve siyasal gücünü, beyaz, orta sınıf ve natrans olmayan kadınların ve diğerlerinin hayatlarını ve deneyimlerini değersizleştirecek şekilde kullanan, hanidir devam eden bir feminist tarih içerisinde işlemektedir. Natrans kadınların çilesinden imgelerin ahlaki gücünü çağırarak trans karşıtı politika ve açıklamaların siyasal zararını gizlemeye çalışmaktadır. İşte bu şekilde, kendisinin aksi yöndeki ifadelerine rağmen, Rowling’in açıklaması ve onun dayandığı politika, trans hayatların gerçekten önemli olduğunu ya da kendisi gibi natrans kadınlarla aynı derecede önemli olduğunu inkâr etmeye çalışmaktadır.


Orijinal metin, “Complex Back Stories: Feminism, Survivor Politics and Trans Rights” başlığıyla 15 Haziran 2020 tarihinde Critical Legal Thinking sitesinde yayımlanmıştır, orijinal metne bağlantı üzerinden erişmeniz mümkündür.


[1] Yazının Türkçe çevirisi için bkz. http://feministvesvese.com/2020/06/13/j-k-rowling-cinsiyet-ve-toplumsal-cinsiyet-sorunlari-hakkinda-konusma-nedenlerini-yaziyor/ç.n.