Istanbul Sözleşmesi Hakkında Beş Mit - ve Polonya nerede yanılıyor

Arba Kokalari

Çev.: Yusuf Enes Karataş


İstanbul Sözleşmesi hakkındaki mitler, sözleşmeden tamamıyla çekilmek isteyen güçlerin elini güçlendirmiştir.


Geçtiğimiz haftalarda Polonya’nın sözleşmeden çekilmeyi planladığına dair endişe verici haberler gördük. Türkiye’de de sözleşmeden çekilme ile sonuçlanabilecek bir tartışma devam etmekte.


Bu gelişmeler kadınların güvenliğini yüksek risk altına sokmaktadır.


Dört yıl önce tüm AB üye ülkeleri kadına yönelik ve aile içi şiddetle mücadelede bir dönüm noktası olan İstanbul Sözleşmesi’ni imzalamakta karar kıldı.


Ancak yine de birçok AB ülkesi genellikle yanlış yorumlamalara ve mitlere dayanarak sözleşmeyi onaylamayı reddediyor.


Bu tür görüşlere karşı çıkmamızın tam zamanı.


Verilere göre birçok kadın fiziksel güvenliklerine yönelik günlük tehditlerle karşı karşıya ve bu tehditler yalnızca yabancılardan değil partnerlerinden ve aile üyelerinden de gelmektedir.


AB ülkelerindeki her üç kadından biri açığa çıkmamış istatistikleri hesaba katmamamız durumunda dahi fiziksel ve cinsel şiddete maruz kalıyor. Korona krizinin ardından kadına yönelik artan şiddet düzeylerine ilişkin endişe verici veriler ortaya çıktı.


İstanbul Sözleşmesi cinsiyet temelli şiddetle mücadelede yasal olarak bağlayıcı standartlar belirleyen Avrupa’daki ilk araçtır. Sözleşme, Önleme, koruma ve kovuşturma araçlarıyla birlikte kadına yönelik şiddetle mücadele için harekete geçilmesi çağrısında bulunuyor.


İşte bazı üye devletlerin sözleşmeyi onaylamamak adına argüman olarak kullandıkları, sözleşmeyle ilgili beş yaygın yanılgı ve bunlara nasıl karşı çıkılacağı:


Bir. Sözleşme “yıkıcı bir toplumsal cinsiyet ideolojisini” destekliyor. Yanlış. Anlaşma devletlere herhangi bir “toplumsal cinsiyet ideolojisi”ni dayatmıyor. Metin sadece “biyolojik” ve “toplumsal cinsiyet” terimlerini ayırıyor. Toplumsal cinsiyet, sosyal yapıların nasıl kadın haklarına yönelik saygının eksikliğine yol açarak şiddetin artmasına neden olduğunu açıklayarak bir yorumlama aracı olarak hizmet eder. Ne olursa olsun, ülkeleri bu konumu benimsemeye zorlamaz ve herhangi bir biyolojik tanımın yerini almaz.


İki. Sözleşme yasadışı göçü meşrulaştırıyor. Yine yanlış. Sözleşme yeni bir mülteci statüsü talep etmiyor. Bunun yerine kadınların, neden koruma talep ettiklerini, cinsiyete duyarlı bir yaklaşım benimsediklerini ve bunlara ek olarak şiddetin boyutunu göz önüne alarak uygun bir iltica prosedürüne sahip olma hakkı ile ilgilidir.


Üç. Bazı ülkeler halihazırda kadına şiddete karşı yeterli bir mevzuata sahip olduklarını ve sözleşmeye katılmalarının gerekmediğini iddia ediyorlar. Bu, sözleşmeyi onaylamamak ya da uygulamamak için yeterli bir sebep değildir. Sözleşme her türlü şiddetin ortadan kaldırılmasını kapsamaktadır ve hiçbir ülke kadına yönelik şiddetten muaf değildir. Her şeyden önce, önceki uluslararası metinlere kıyasla bu alanda belirli bir artı değer getiren tamamlayıcı bir metindir.


Dört. İstanbul Sözleşmesi yasal olarak ülkelere üçüncü bir cinsiyeti tanımayı dikte etmektedir. Hayır, sözleşme, devletlere iç hukuk kapsamında üçüncü bir cinsiyeti tanımayı dikte etmiyor. Metindeki “üçüncü cinsiyet” terimi sadece kendisini erkek veya kadın olarak tanımlamayan kişilere atıfta bulunur, bu konu hakkında ulusal mevzuatta herhangi bir değişiklik gerektirmez.


Beş. İstanbul Sözleşmesi çekirdek aileyi ve geleneksel aile değerlerini tehdit ediyor. Bu doğru değil. Sözleşme böyle bir yaklaşımı şart koşmuyor ve onay, erkeklere veya kadınlara belirli bir yaşam tarzının dikte edilmesine yol açmıyor. Yalnızca, aile içi şiddete maruz kalan kadınların korunma hakkında sahip olduğunu ve şiddet içeren bir ilişkiyi terk etmek için ihtiyaç duydukları desteği şart koşuyor.


Avrupa Adalet Divanı kararı ertelendi


Avrupa Adalet Divanı, katılımla ilgili hukuki belirsizliği açıklığa kavuşturmaya ve Avrupa Birliği’nin sözleşmeyi onaylamasının nasıl mümkün olabileceğine ilişkin karar vermek amacıyla İstanbul 


Sözleşmesi hakkında hukuki görüş sunmaya hazırdı.


Maalesef 2021 yılına kadar bu karar verilmeyecek.


Tabii ki Divan’ın verdiği karar hayati olacak ancak kararı beklerken önemli çalışmalar da kesilmemeli. Hem AB’nin hem de tüm üye devletlerin İstanbul Sözleşmesi’ni bir an önce onaylaması gerekiyor.


Avrupa’nın her yerinde yüz binlerce kadın sokaklarda protesto düzenliyor. Üye devletlerin onları dinlemesinin, problemi tanımasının ve nihayet kadının şiddetten uzak bir hayat yaşama hakkını tesis ederek temel insan haklarını garanti altına almasının zamanı geldi.


Orijinal metin "Five Istanbul Convention myths - and why Poland is wrong" başlığıyla 9 Eylül 2020 tarihinde euobserver sitesinde yayımlanmıştır, orijinal metne bağlantı üzerinden erişmeniz mümkündür.