Irk ve Uluslararası Hukuk

Robert Knox

Çev.: Yusuf Enes Karataş


Irkçılık ve uluslararası hukuk son zamanlarda çoğu zaman aynı haber başlığında manşetlere çıktı. Bu haberlerde uluslararası hukuk; ırkçı, sağcı politikaların eylemlerini azaltma ve kısıtlama amacıyla mevcutmuş gibi anlaşılma eğilimindedir – kişinin politik bakış açısına bağlı olarak yazının kahramanı ya da kötü adamı olarak sunulmaktadır. 20 Ekim 2020 Salı günü, Black History of Month’ın [Siyahi Tarih Ayı] bir parçası olarak, Dr. Robert Knox, Irk ve Uluslararası Hukuk üzerine çevrimiçi bir konferans verdi. Etkinlik kaydedildi ve bu kayıt artık izlenebilir. Robert Knox bu tamamlayıcı yazıda konferansı takdim ediyor ve daha ileri düşüncelerini sunuyor.


Uluslararası hukuk, sağcı figürlerin kendi politik programlarını dayatma kabiliyetlerini engellemiş gibi göründü.


Son aylarda uluslararası hukuk ve kurumlar defalarca manşetlerde yer aldı. Muhafazakar Parti’nin uluslararası hukuku açıkça ihlal etmesinden (‘çok spesifik ve sınırlı bir şekilde’ de olsa) Donald Trump’ın Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Dünya Sağlık Örgütü’ne karşı ateş püskürmesine kadar, uluslararası hukuk, sağcı figürlerin kendi politik programlarını dayatma kabiliyetlerini engellemiş gibi göründü.


Bu uluslararası hukuk takdimleri elbette ki küresel bir ırkçılık karşıtı ayaklanma ile aynı zamana denk geldi. Bu ırkçılık karşıtı ayaklanma eylemleri, aktivistleri ve düşünürleri, çağdaş toplumlarımızın derin bir ırksal eşitsizlik üzerine kurulduğunu ve bu eşitsizliğin sonuçlarının bugün hissedildiğini güçlü bir şekilde gösterdiler. Bu ırkçılık karşıtı hareketler, yeni keşfedilen ‘Eleştirel Irk Teorisi’ özel bir nefret edilen haline gelirken, yukarıdan bahsedilen sağcı siyasi partiler ve güçler tarafından derin eleştirilerle karşı karşıya kaldı.


Eşitlik, iş birliği ve ezilen gruplar ile azınlık gruplarının korunmasına odaklanan uluslararası hukuk iyi ve doğrulardan yanadır.


Bu şekilde sunulan uluslararası hukuk hikâyesi bir nebze kahramanca görünüyor. Irkçılık karşıtı harekete karşı sıralanan sağın partikülarist, doğuştancı güçleri; kozmopolit, evrensel bir uluslararası hukuka hiddetini yöneltti. Eşitlik, iş birliği ve ezilen gruplar ile azınlık gruplarının korunmasına odaklanan uluslararası hukuk iyi ve doğrulardan yanadır.


Bu kahramanlık öyküsü, uluslararası hukukun ‘öz-imajı’ ile çok yakından örtüşür. Birçok uluslararası hukuk düşünürüne göre uluslararası hukuk ile ırkçılık arasındaki bağlantı oldukça açıktır. Genel olarak uluslararası hukuk, ırksal farklılığın hiçbir zararlı etkisinin olmayacağı ve esasında ırkın hemen hemen hiçbir zaman açık bir şekilde hatırlatılmadığı bir liberal evrenselcilik vizyonuna bağlıdır. Irk hatırlatıldığında ise – örneğin Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme’de –bunun amacı ırkçılığı mahkûm etmektir. Bu okumada, uluslararası hukukun ırkçılık karşıtı bir karakteri vardır.


Bu konuşmada, bu okumaya meydan okuyorum. Bunun ırk ve ırkçılık ile bunların hukukla bağlantısı hususunda kusurlu bir anlayışa dayandığını ileri sürüyorum. Özünde, yukarıdaki açıklamalar ırkçılığı, bazı nesnel, önceden var olan ‘ırksal gruplar’ın ayrımcılığa maruz bırakıldığı durumlarda meydana geliyormuş gibi ele almaktadır. Bu doğrultuda, formel düzeyde eşitlikçi bir şekilde oluşturulmuş liberal bir yasa – neredeyse tanımı gereği – ırkçılık karşıtı olacaktır (veya en azından ırkçı olmayacaktır). Dolayısıyla böylesi bir okuma, ‘ırkçılığın’ bir ‘ırk’ ürünü olduğunu hayal eder.


Ancak bu tür okumalar, detaylı bir incelemeye dayanamaz. Nihayetinde, ‘ırkın’ sahip olmadığı stabil, nesnel bir temeli anıştırırlar ve – bunu yaparken – ırkçı düşüncenin sahip olduğu aynı varsayımları yeniden üretirler. Buna karşılık; siyah, sömürgecilik karşıtı Marksizme ve Üçüncü Dünya Marksizmlerine dayanarak, bu ‘ırkın’ aslında ‘ırkçılığın’ bir ürünü olduğunu savunuyorum. Önceden var olan nesnel bir dizi özellikten ziyade, ‘ırk’ sosyal ve tarihsel ırksallaştırma süreçleri üzerinden kurulur. Bu ırksallaştırma süreçleri, insanları ekonomik sömürü bağlamında küresel hiyerarşilere ayırma işlevi görür.


Dikkatimizi ırkın kurulduğu süreçlere çevirdiğimizde uluslararası hukuk ve ırkın daha kompleks geçişimini görebiliriz. Modern uluslararası hukuk, ırktan açık bir şekilde bahsetmese bile kuruluşunda kilit bir rol oynar. Konferansta – kapitalizmle olan yakın ve yapısal bağlantısı sayesinde – uluslararası hukukun tarihsel olarak nasıl bir ırk-kurucu karakteri üstlendiği ve bunun günümüzde de devam ettiğini gösteriyorum.


Orijinal metin “Race and International Law” başlığıyla 5 Kasım 2020 tarihinde University of Liverpool sitesinde yayımlanmıştır, orijinal metne bağlantı üzerinden erişmeniz mümkündür.