Hukuksal Karar Alma Sürecine Gramscici Bir Yaklaşım

Pablo Ciocchini ve Stefanie Khoury

Çev.: Emek Ilgaz


Gramsci’nin hegemonya kavramı, hâkim sosyal grubun kendi değerlerini, alt grupların hâkim sınıfın hakimiyetine yönelik doğal rızalarını sağlama almak için alt grupların zihinlerine ve gündelik yaşamlarına aşılayabilme yeteneği olarak anlaşılabilir. Hegemonya, alt grupların bu tür değerlerin (ve uygulamaların) kendi çıkarlarına olduğunu düşündükleri zaman gerçekleştirilir. Bu yazı, hegemonya üretiminde yargıçların rolünü ele alıyor. Yargıçların hem “baskı teknisyenleri” (devletin bürokratik mekanizmasındaki aktörler) hem de “ahlaki ve entelektüel liderler” (egemen toplumsal düzenin değerlerini üreten ve meşrulaştıran aktörler) olarak ikili bir rol oynadıklarını savunuyoruz.


Başlangıç noktamız, biri devletin gücünü temsil eden zorlayıcı kurumlar olarak mahkemelerin rolünü irdeleyen[1], diğeri ise belirli sosyal ilişkiler için rıza üreten hegemonik kurumlar olarak mahkemeleri inceleyen iki bağımsız araştırma projesini takip ediyor.[2] Hukuku bir sosyal ilişki olarak ele almanın belki de en önemli sonuçlarından biri kişinin, hukukun düzenliliklerini yani belirli bir düzenin üretiminde ve yeniden üretilmesinde oynadığı kolaylaştırıcı rolü gözden kaçırmadan onun akışkanlığını ifade edebilmesidir.


Yargıçlar yalnızca mahkemedeki zorlayıcı iktidarları aracılığıyla değil, aynı zamanda hukuki alanın dışında rıza oluşturma güçleriyle de teslimiyete neden olan belirli bir tahakküm biçimini kullanırlar. Kanunun uygulayıcıları ve garantörleri olarak başkalarının statükoyu kabul etmesine yol açmada çok önemli bir role sahiptirler. “‘Yaptırımlar’ veya zorunlu ‘yükümlülükler’ olmadan işleyebilen ancak yine de kolektif bir baskı uygulayan ve geleneklerin, düşünme ve hareket etme biçimlerinin, ahlakın vb. evrimi şeklinde nesnel sonuçlar elde eden kanunu uygularlar.[3] Bu nedenle, mevcut neoliberal düzende yargıçların oynadığı rolle eleştirel bir şekilde ilgilenmek ve ona meydan okumak için bir strateji – bir karşı hegemonya geliştirmek çok önemlidir.


Yargıçlar, hukuku egemen sistemi ayakta tutan biçimlerde yorumlayarak ve uygulayarak kapitalist toplumlarda çok önemli bir rol oynarlar. Adli karar verme sürecinin Gramscici analizi yargıçların iki rol oynadığını gözler önüne sermektedir. Rolleri yalnızca hükümetin liderliğini onaylamak olduğunda yasanın resmi olarak tanınan yorumlarını uygulayan yasal “teknisyenler” olarak hareket edebilirler. Ancak yargıçlar, belirli ahlaki değerleri destekleyerek de liderlik rolü üstlenebilirler. Bunu, geleneksel hukuk kavramlarını genişleterek ve hatta bazı durumlarda altüst ederek yapabilirler. Dolayısıyla hukuk, kamusal gücün yönetimini organize ederken aynı zamanda hükmedilen sınıflar arasında rıza üreten, devlet içinde ve devlet arayıcılığıyla hegemonyanın örgütlenmesi için bir teknik olarak anlaşılabilir.[4]


Mahkemelerin ve yargıçların çalışmalarına Gramscici yaklaşımının uygulanması kıymetlidir çünkü her ikisi de devlete yakın fakat devletten farklıdır. Her ikisi de önemli ideolojik değerleri aktarır.[5] Bundan dolayı, adli karar verme süreci, hem hegemonik değerler tarafından yönlendirilen hem de bu değerleri üreten bir süreç olarak anlaşılabilir. Yargıçların bireysel bakış açıları, egemen ve siyasi ideolojiyle bağlantılı olarak incelenebilir; ilk olarak, hukuki sonuçların analizi yapılırken hukuki aktörlerin faaliyetinin ciddiye alınmalıdır ve ikinci olarak, bu aktörlere yönelik herhangi bir incelemenin egemen toplumsal düzen dikkate alınmalıdır


Ciocchini, Gramscici yaklaşımını uygulayarak Arjantin’in Buenos Aires Eyaletindeki (PBA) ceza mahkemelerinde yargıçlara cezai nitelikteki müeyyidelerle donatılmış bir sorumluluk verilmesini, rolleri giderek “baskı teknisyenlerine” indirgenen yargıçlar için bir “liderlik” kaybı olarak tanımladı.[6] İşletmecilik, yargıçları güçlendirerek değil, artan katı performans değerlendirmeleriyle takdir yetkilerini dolaylı olarak azaltarak ceza mahkemelerini yeniden meşrulaştırmak için bir strateji oldu. Ciocchini, yargıçların ve savcıların, hukuku belirli bir sosyal düzen oluşturmak için yasayı sürekli olarak yapısöküme uğratan ve yeniden inşa eden toplumsal ilişkilerin bir ifadesinden ziyade soyut bir şey olarak ele alıp somutlaştırdıklarını tespit etti. PBA’da ceza mahkemesi yargıçlarının fark edilen güçsüzlüğü liderliklerini kaybetmelerine ve “baskı teknisyenleri” olarak indirgenmelerine işaret ediyor. Bu gelişme, ceza uzmanlarına güvensizlikle cezai refahçılıktan uzaklaşmanın ve popüler cezalandırıcılığa geçmenin bir sonucu olarak anlaşılabilir.[7]


Yerel ceza mahkemelerindeki yargıçların aksine uluslararası insan hakları yargıçları son birkaç on yıldır liderlik kazanıyor. Bu yargıçlar, sınıf içinde bulunan hegemonyayı garantilemede belirleyici rol oynadılar. Aynı zamanda hükümleri “sağduyu” üretti ve sınıflar arası rızaya yol açtı. Khoury’nin uluslar üstü mahkeme yargıçlarının liderliğine dair bulguları, onu Gramsci’nin yaygın güç ilişkileri anlayışının—devletin zorlayıcı mekanizmalarında iktidarın merkezileştirilmesine dair Ortodoks Marksist konumunun aksine—adli karar verme sürecini analiz etmek için nasıl bir çerçeve geliştirmek için kullanılabileceğini düşünmeye yöneltti.[8] Yargıçlar, belirli konuları yasal alanda oynanmaya değer sosyal sorunlar olarak kabul ederek, onları sosyal tahayyül içine sokmada belirleyici rol oynamaktadır. Yargıçlar bu rolde, toplumdaki çatışmaları belirleyerek ve bu çatışmaları karara bağlayarak bir ahlaki duruş kararı oluştururlar. Böylelikle, bilgimize göre Gramscici teorisyenler, yargıçların ahlaki ve entelektüel liderliğini keşfetmemişken, yargıçların kararları “siyasi” meselelerin tanımlarına ve “yasal” meselelerin tanınmasına katkıda bulunarak bu alanların ayrı ve farklı olduğu fikrini yeniden üretir. Böylelikle, adli karar verme süreci sınıf içi uzlaşmanın üretilmesine katkıda bulunur, aynı zamanda bu sahte ayrılıktan kazanç sağlayan egemen sosyal düzen için sınıflar arası rıza da sağlar. Örnek olarak, bir yargıç belirli bir yasanın belirli bir demokratik değerler dizisini ihlal ettiğine karar verdiğinde, yasayı yorumlamasına güvenir ve bu kararı verirken kendi değerlerini kullanır. Bu yolla yargıç, mevzuatı değerlendirmek ve sosyal normları belirli bir yöne taşımak için kendi ahlaki ve politik rotasını kullanır. İnsan hakları yargıçlarına otorite ve prestij yatırımı yapıldığı için kararları, siyasi gündemleri ve gelecekteki yargı kararlarını etkileyen değerlerin benimsenmesine yol açan resmi anlatıyı etkileyebilir ve dolayısıyla günlük değerlerimizin bir parçası haline gelebilir. Bu bağlamda yargıçların hegemonya üretiminde çok önemli aktörler olduğu ortaya çıkar.


Gramsci, yargıçları hiçbir zaman “geleneksel” veya “organik” entelektüeller olarak tanımlamasa da yargıçların kendilerini egemen sosyal gruptan bağımsız ve özerk olarak idrak ettikleri ve kapitalist sistemi destekleyen, yargılarında bu değerleri sonradan, üreten ve yeniden üreten belirli görüşleri içselleştirdikleri görüşüne katılıyoruz. Gramsci, “Hukukun genel faaliyetinin… tamamen devlet ve hükümet faaliyetlerinden daha geniş olduğunu ve aynı zamanda hukuk teknisyenlerinin genel olarak ahlak ve gelenek bakımından yasal olarak tarafsız dediği bölgelerdeki sivil toplumu yönetmeye dahil olan faaliyetleri de içerdiğini” belirtti.[9] Yargıçların ikili işlevi hegemonik projede özellikle önemli bir role hizmet edebilecekleri anlamına gelir çünkü “geleneksel” entelektüelin tarafsızlığı yanılsaması, yargıçların sivil toplum içinde (politik bir toplumun aksine), çalışmalarının oldukça politik kalmasına rağmen ideolojik bir proje yürütmesine izin verir. Yargı aktörleri hukuku yalnızca bir “araç” olarak kullanmazlar. Aksine, hukuk bu aktörlerin kendi aralarında ve hukuk dışı aktörlerle etkileşimiyle üretilen bir ilişkidir. Biçimsel hukukun kapsayıcı yapılarını anlayarak iktidar kompleksleri içindeki direniş alanlarını da belirleyebiliriz.


Orijinal metin, “A Gramscian Approach to Studying the Judicial Decision-Making Process” başlığıyla 30 Kasım 2017 tarihinde Legal Form sitesinden yayımlanmıştır, orijinal metne bağlantı üzerinden erişmeniz mümkündür.


[1] Pablo Ciocchini, “Tiempo de justicia, un análisis de los cambios ocurridos en pos de erradicar la demora judicial en la administración de justicia penal bonaerense”, yayınlanmamış doktora tezi (2013), Universidad del País Vasco, Donostia–San-Sebastián.

[2] Stefanie Khoury, “(Transnational) Corporations and Human Rights: An Exploration Into the Accommodation of Capital in International Human Rights Law”, yayınlanmamış doktora tezi (2014), Università degli Studi di Milano / Universidad del País Vasco, Donostia–San-Sebastián.

[3] Antonio Gramsci, Selections from the Prison Notebooks, ed. ve çev. Quintin Hoare and Geoffrey Nowell Smith (New York: International Publishers, 1971), 242.

[4] Bkz. Sonja Buckel, “The Juridical Condensation of Relations of Forces: Nicos Poulantzas and Law”, Alexander Gallas, Lars Bretthauer, John Kannankulam ve Ingo Stützle (eds), Reading Poulantzas (Pontypool: Merlin Press, 2011) 154.

[5] Bkz. Alan Hunt, “The Ideology of Law: Advances and Problems in Recent Applications of the Concept of Ideology to the Analysis of Law”, 19 (1985) Law and Society Review 11; Louis Althusser, “Ideology and Ideological State Apparatuses (Notes Towards an Investigation)”,  Lenin and Philosophy and Other Essays içinde, çev. Ben Brewster (New York: Monthly Review Press, 1971) 127.

[6] Ciocchini “Tiempo de justicia”.

[7] Bkz. David Garland, The Culture of Control (Oxford: Oxford University Press, 2001); John Pratt, Penal Populism (London: Routledge, 2007).

[8] Khoury “(Transnational) Corporations and Human Rights”.

[9] Gramsci, Prison Notebooks, 195.