Fazlalık Hayaleti

Christopher M. J. Boyd

Çev.: Beyza Kaya


Küresel kapitalizmin devam etmekte olan genel krizi, kapitalizmin “yapısal krizlerinin” yaratılmasında, yönetilmesinde ve sürdürülmesinde hukukun rolünü ortaya çıkarmak için yapılması gereken çalışmalara dikkat çekmiştir. Bu yazıda gelecekteki araştırmalar için özellikle verimli olan bir konuya odaklanacağım: Bir yandan küresel “işgücü krizi” ve diğer yandan giderek artan bir şekilde  “göçmen krizi” olarak adlandırılan şeylerin arasındaki bağlantı.[1]


Her iki olgu da hem zor hem de yararsız basit tanımlamalar yapmak için yeterince karmaşık ve çok yönlü olsa da, burada "işgücü krizi" ve "göçmen krizi" terimlerinin ne anlama geldiğini açıklığa kavuşturmak önemlidir. İlkiyle, yaygın küresel işsizliğin, artan işsizliğin ve yaygın güvencesiz istihdamın yanı sıra zorla ve (aşırı) sömürücü emeğin sürekliliği olgusuna, nedenlerine, yanıtlarına ve birleşik etkilerine atıfta bulunuyorum. İkinciyle, çatışmalardan, baskılardan ve siyasi istikrarsızlıktan kaçan insanların (Kuzey Afrika, Orta Doğu ve Avrupa’ya; Burma’dan Hindistan’a ve Bangladeş’e; daha küçük ölçüde de olsa Orta Amerika’dan Birleşik Devletler’e taşınanlar gibi) sayısının hızlı, büyük ve korkunç yönetilen artışının ve ayrıca , “ekonomik sebepler” ya da gittikçe bozulan çevre, beklenmedik doğal afetler nedeniyle göç edenlerin (sözde “iklim mültecileri”) olgusuna, nedenlerine, yanıtlarına ve birleşik etkilerine atıfta bulunuyorum.


Bu iki olayı birbirine bağlayan şey, hukukun giderek daha fazla "insan fazlalığı" olarak nitelendirilen şeyin üretiminde rol oynadığı gerçeğidir.


“Fazlalık” dilinin ve bu dilin “istenmeyen” ya da “gereksiz” olana ucgulanması yeni değil. En az 16.yy’dan beri kullanımda ve 1950’lerin başında Hannah Arendt’in Totalitarizmin Kaynakları eseri ile birlikte sosyoloji[2], felsefe[3], edebiyat teorisi[4], uluslararası ilişkiler[5] ve politik teorinin[6] de içinde bulunduğu birçok alanda kullanılmaya başlandı. Bu yaygın kullanıma rağmen, “fazlalık” dili hukuk biliminde neredeyse hiç yok. Bu durum, başka alanlardaki uzmanların “fazlalık”tan bahsederken neyi kastettiği sorusu ve güncel amaçlar için daha önemli olan “fazlalık” kavramının ne dereceye kadar Marksist hukuk bilimine dahil edilebileceği ve ona değerli herhangi bir şey katabileceği sorusu da dahil olmak üzere birtakım sorular doğuruyor.


Bu iki sorudan ilki daha anlaşılır. Kabaca “fazlalık”, (gerçek veya algılanan) “niceliksel fazlalığın” (aşırı bol olan) , "pratik artıklık" (yararlı bir amaca hizmet etmeyen), "zararlı atık" (geriye kalanı kirleterek veya başka bir şekilde tehlikeye atarak fazlalığına zarar verme riski taşıyan) ve "değiştirilebilirlik" (işlevsel olarak ayırt edilemeyen ve dolayısıyla serbestçe atılabilen ve bir araya getirildiğinde homojen bir kütle oluşturabilen "birimlerin" karşılıklı ikame olasılığı) kavramlarının kesişimini tanımlamak için kullanılır.[7] Tüm bu unsurlar, hem günümüzde birçoğunun geçimini sağlamak için yeterli ve anlamlı fırsatlardan dışlanma şekillerinde hem de göçmenlerin (resmi statülerine bakılmaksızın) dışlanmayla, şeytanlaştırmayla ve sınır güvenlikleriyle karşılaşması şeklinde görülebilir.


İkinci soruyla uğraşmak daha karışık. “İnsan fazlalığı” Marksizmin kavramsal kelime haznesinin alışılageldik bir parçası değil ve bu yüzden, Marksist hukuk bilimcileri olarak, zımni veya açık çağrılar konusunda ihtiyatlı olmak, onu dahil etmek, hatta basitçe onunla meşgul olmak uygundur. Yine de ciddiye almaya değer olduğunu iddia ediyorum. Bunun iki ana nedeni aşağıdaki gibidir.


Öncelikle, ne “fazlalık” kavramı ne de onun uygulanması Marksist analitik çerçevesine tamamen yabancıdır. Örneğin, kapitalist sistemin itici gücü artı değerin çıkarılması, yani birçok kişinin (bazen geçici olarak) “yedek emek ordusuna” sürülmesini gerektiren mantık olduğu sürece, varlığı emek değer teorisinde tespit edilebilir. Ayrıca, “sınıf yapısından ayrıştırılmış ve çöplüğe atılmış” , işçi ve yedek ikilisine karşı dirençli olanların “muğlak sınıf dışı” Lumpen proletarya[8] kavramında ifade bulur. Meta üreten sosyal ilişkilerin vatandaşlar, tüzel kişiler veya ücretli emekçiler olarak bireyler arasındaki sosyal ilişkilere paralel olduğunu varsayan hukukun meta-biçimsel teorisinin yüzeyinin hemen altında da bulunabilir.[9]


İkincisi ve en önemlisi, kavram, Marksist analiz için olgunlaşmış görünen birbiriyle ilişkili fenomenlerin bir koleksiyonunu tanımlamak için akademisyenler tarafından kullanılır. Çağdaş küresel kapitalist sistemin işleyişi, yalnızca genel olarak işçilerin ve özel olarak da göçmen işçilerin sömürülmesine değil, aynı zamanda kitlesel göçün bir sonucu olarak (aynı zamanda onu kolaylaştırarak ve yeniden üreterek) gelişmiş çok sayıda endüstri ve mesleğe (yardım endüstrisi gibi legal ya da insan kaçakçılığı gibi illegal) de dayanmaktadır. Bugün “krizde” olan bu süreçlerdir ve bu süreçlerin sonucu olarak şu an çoğu insan kendini “fazlalık” olarak görüyor. Üstelik, “insan fazlalığı” üzerine çalışan akademisyenler, çoğunun "fazlalık" kılınmasının yollarını inceleyen geniş ve değerli bir literatür üretirken (hem çağdaş küresel sistemin "normal" işleyişinde hem de "kriz" anlarında), ve bu akademisyenlerden bazıları Marksizmden belirli bir ölçüye kadar etkilenmişken, çok azı kendisini Marksist olarak tanımlar ya da Marksizme basitçe politik değil, metodolojik bağlılığı olanları tatmin etmek için yeterince materyalist analizler sunar.


Eksik olan, aşağıdaki gibi bulguları bir araya getiren ve açık bir şekilde ortaya koyan bir anlatıdır: “fazlalık” doğaldan ziyade üretilen bir şeydir, kendiliğinden oluşmaz yönlendirilir; en azından kısmen yasal yollarla (dahil edilmeye uygunluğu belirleyen belirli kanunlar ve yasal sınıflandırmalarla) üretilir; bunun da kanunlar tarafından korunan somut dağıtım sonuçları vardır; üretken süreç, genel olarak hukukta ortak olan araçlar yoluyla bazı sınıfların yararına diğerlerinin pahasına işler; “fazlalık”, hukuk yoluyla aracılık edilen tahakküm ve direniş ilişkilerinin hem bir sonucu hem de kurucu bir parçasıdır; küresel yasal ve ekonomik düzenin anlamı, maddileştirilmesi ve bu düzenin nasıl sürdürüleceği konusundaki mücadeleler içinde, insan “fazlalığı” şekilleniyor.


Sonuç olarak, burada (kısaca) tartışmaya çalıştığım şey, “insan fazlalığı” kavramını etkileşimi ve paylaşılan dinamikleri Marksist hukuk bilimcileri için ilgi çekici olan veya olması gereken, birbiriyle ilişkili fenomenlerin bir derlemesinin kısaltması olarak ele almamız gerektiği. Bu, çağdaş küresel düzenin daha zengin bir analizini geliştirmeye ve bu analizi tutarlı, sistematik ve radikal bir eylem stratejisi haline getirmeye yardımcı olabilir.


Orijinal metin "The Spectre of Superfluity" başlığıyla 17 Kasım 2017 tarihinde Legal Form sitesinde yayımlanmıştır, orijinal metne bağlantı üzerinden erişmeniz mümkündür.


[1]"Göçmen" teriminin anlamı ve uygulama kapsamı tartışmalıdır. Bkz., örn. , Katy Long, "When Refugees Stopped Being Migrants: Movement, Labour and Humanitarian Protection, 1 (2013) Migration Studies 4. Buradaki terimi sadece popüler ve bilimsel olarak kategorilerin seçimini yansıtmak için değil, aynı zamanda mülteci, göçmen işçi, sığınmacı, belgesiz göçmen vb. gibi resmi yasal sınıflandırmalar sorunlu olduğu ve tek bir görevde (yazıda) bunlarla ayrı ayrı ilgilenmek için yeterli alan olmadığı için kullanıyorum.

[2] Bkz., örn. , Zygmunt Bauman, Wasted Lives: Modernity and Its Outcasts (Cambridge: Polity, 2004); Loïc Wacquant, Urban Outcasts: A Comparative Sociology of Advanced Marinality (Cambridge: Polity, 2008).

[3] Bkz., örn., Claudia Lenz, “The End or the Apotheosis of ‘Labor’? Hannah Arendt’s Contribution to the Question of the Good Life in Times of Global Superfluity of Human Labor Power”, 20 (2005) Hypatia 135.

[4] Bkz., örn., Ellen Chances, “The Superfluous Man in Russian Literature”, in Neil Cornwell (ed.), The Routledge Companion to Russian Literature (New York: Routledge, 2001); David Patterson, Exile: The Sense of Alienation in Modern Russian Letters (Lexington: University Press of Kentucky, 1995).

[5] Bkz., örn., Patrick Hayden, “Superfluous Humanity: An Arendtian Perspective on the Political Evil of Global Poverty”, 35 (2007) Millennium 279.

[6] Bkz., örn., Achille Mbembé, “Aesthetics of Superfluity”, 16 (2004) Public Culture373.

[7] Susan Marks, “Law and the Production of Superfluity”, 2 (2011) Transnational Legal Theory1.

[8] Nicholas Thoburn, “Difference in Marx: The Lumpenproletariat and the Proletarian Unnamable”, 31 (2002) Economy and Society 434, at 437–38 (citing Hal Draper, “The Concept of the ‘Lumpen proletariat’ in Marx and Engels”, 6 (1972) Economies et sociétés 2285 at 2308).

[9] Bkz. Isaac D. Balbus, “Commodity Form and Legal Form: An Essay on the ‘Relative Autonomy’ of the Law”, 11 (1977) Law and Society Review 575.