Evgeny Pasukanis: Hukukun Meta-Form Kuramı

William M. A. Chandler

Çev: Furkan Yılmaz


Hukukun ister Tanrı’dan geldiğine (Doğal hukuk), ister insan aklı tarafından yaratıldığına (pozitivizm), ister ataerkilliği sürdüren cinsiyetçi bir kurum olduğuna (Feminizm), isterse de marjinalize edilmiş gruplar karşısında mevcut durumu sürdürdüğüne (Eleştirel Hukuk Çalışmaları) inanılsın, bu düşünceleri desteklemek hukukun özerk olduğunu varsaymaktır. Özerkliği durumunda hukuk, “hakkın” tarafsız bir sözcüsü olarak işler. Hukuk evrensel yasalar aracılığıyla toplumun devamlılığını sağlar. Hukuk özerk kabul edilir çünkü kendisinin bir “akla/mantığa” sahip olduğu kabul edilir. Oysaki Pasukanis ve Isaac D. Balbus ile China Miéville gibi Meta-Form Kuramcılarına göre hukuk, Kapitalizm için kölelik etmektedir.


Hem bir sınıf egemenliği örgütlenmesi hem de dışa dönük savaşların yürütülmesi için bir örgütlenme olan devlet, hukuksal yorumlanmaya ihtiyaç duymadığı gibi özünde buna olanak da tanımaz… Pazardaki mübadelenin teminatı olan otorite, hukuk terimleri ile ifade edilmemiş olabilir ancak kendisi hukuk olarak, hatta yegâne hukuk olarak belirir ve soyut nesnel norm ile tamamen kaynaşıktır. Bu nedenle, devletin tüm işlevlerini kucaklamak isteyen her hukuk kuramı kaçınılmaz şekilde yetersiz görünür. Bu, devlet hayatının tüm gerçeklerinin hakiki bir yansıması olabilir ancak gerçekliğin sadece ideolojik, başka bir deyişle çarpık bir yansımasını verir.[1]


Geleneksel hukuk yaklaşımlarına göre, hukuk, kaderlerimizi tayin eden bir bulutun üzerinde oturan koca bir yargıçtır. Bazen hukuk bizden fazlasını bilen doğaüstü bir varlıktır. Bazense tıpkı bizim gibidir, hatalar yapar ve yalnızca bizim kadar bilir. Hukuk bazen sadece erkek gibi düşünen ve kadının zekâsını göz ardı eden bir adamdır. Bazense yalnızca sınıfa göre hükmetmeyi bilen yönetici sınıftan seçilmiş birisidir. Tüm bu senaryolarda hukuk, dünyanın üzerindedir ve onu dünyadan pek haberi olmaksızın yönetir. Meta-Form Kuramı hukukun kapitalizmin bir ürünü olduğunu ve siyasal çıkarların, kapitalist çıkarların mübadelesi için bir meta olduğunu ileri sürmektedir.


Evrensel Siyasal Muadillik ve Hukuki Form


Marx, tüm metaların arasından, zaman içerisinde, diğer metaların mübadelesinde kullanılabilmek üzere bir metanın ön plana çıktığını yazar.[2] Bu meta, her neyse, toplumdaki herkes tarafından (ve nihayetinde hangi sebeple olursa olsun dünyaca) her türlü diğer (belirli bir miktarı verili) meta ile değerde eşit olarak algılanır. Örneğin altın, dünyada herhangi bir şeyi satın almak için kullanılabilir çünkü bu altın başka bir şeyi de satın almak için alınıp kullanılabilir. Bu metaya, para-meta diyoruz.


Para-meta diğer tüm metalarla değiştirilebilir olması nedeniyle evrensel cazibeye sahiptir. Bu evrensel cazibe metalarla ilişki içerisindedir. Metalar ekonomik ürünlerdir. Bu yüzden para-metaya (para) tüm diğer metaların ‘evrensel ekonomik muadili’[3] diyoruz.


Tıpkı paranın ‘evrensel ekonomik muadil’ olması gibi, hukuk da ‘evrensel siyasal muadil’dir.[4] Pasukanis hukukun, daha fazla meta üretimi için sermaye (ticari olarak dolaşım yapan para) ile ilişki içerisinde işlemesi gerektiğini ileri sürmektedir. Para bir metadır. Sermaye, daha fazla para kazanma nihai hedefiyle meta üretiminde kullanılan paradır. Hukuk, sermaye üretiminin sonuçlanması için bir araç olarak ortaya çıkar.


Sosyal sözleşmenin bir türü gibi gözüken diğer hukuk yaklaşımlarının aksine, Meta-Form Kuramı hukukun kökenini meta üretiminden doğan bir tarih olarak görür. Liberal/Neoliberal bir devlet içerisinde baskın ekonomi politik, kapitalizmdir. Dünyanın, kolonyalizmin bir sonucu olarak, kapitalist rejim altında olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla liberal/neoliberal devletlerin hukuku kapitalizmin ürünüdür, uluslararası hukuk kapitalizmin bir ürünüdür ve tartışmalı biçimde (mantık gereği) (kapitalizmin küresel hegemonyasına rağmen) kapitalist olmadığını iddia eden ülkeler bile, kapitalizmin menziline gösterdikleri tepki içerisinde, sermayenin ürünü hâline gelmiş bir hukuka sahiptirler. Hukukun otoritesi bu yüzden akıldan kaynaklanmaz.


Bunun yerine, hukukun otoritesi kapitalist sınıftan kaynaklanır. Pasukanis, devlet kurma pratiğinin hâlihazırda yönetimin meşruluğunu rasyonalize etmenin bir yolu olarak gelişmesinin ardından devlet kuramlarının geliştiğini öne sürecek kadar ileri gitmiştir.[5] Bu nedenle hukuk hakkında bildiklerimiz her zaman “a posteriori”dir.


Kapitalizmin altında dünya doğal olarak ex post facto hukuk ile yaşar. Bu bakış açısından bakıldığında, kapitalistlerin mantığı ile hukukun mantığı arasında hiçbir maddi sınır yoktur. Daha doğrusu hukuk, kapitalist kuralların aynadaki bir yansımasıdır.


Hukuk hukuktur çünkü evrensel olarak tatbik edilir. Toplumdaki her insanın çıkarı siyasal bir çıkardır. Hukuk çıkarlara aracılık etmek için kullanılır. Hukuk, kapitalist bir mantığa sahip olarak, doğal olarak, kapitalist hatlar üzerinde aracılık eder.


Bu nedenle, hırsızlık yasası özel mülkiyet (kapitalizmin bir düzeneği) hattında yorumlanır, örneğin, (özel mülkiyet kavramına sahip olmayan) Kızılderililerin mantığında değil. Şayet hukuk birçok toplumsal aktörün mantığının bileşimi ise, Kızılderililer suyun özelleştirilmesini doğal olarak komünal ilkelere aykırı göreceklerinden, hırsızlık yasası suyun metalaşmasına ilişkin bir yasak içerebilir.


Diğer yaklaşımlar hukuku hukuk olarak kabul eder (yalnızca saf kurallar olarak da değil) çünkü hukukun özerk olduğuna inanırlar. Hukuka hukuki formunu veren şey onun özerkliğidir. Oysa hukuk, esasında kapitalizmin bir yan ürünü ise gerçek bir hukuki forma sahip olduğu söylenemez. Meta-Form Kuramı hukuk denen şeyin hukuki forma sahip olmadığını ileri sürer. Hukuk, böylece, sermaye şiddeti vasıtasıyla halka dayatılan bir kurallar dizisidir.


Hukuki Form, Altyapı ve Üstyapı


Meta-Form Kuramı’nın hukukun salt kapitalizmle ayrılmaz bir şekilde bağlantılı olmadığı ancak onun bir ürünü olduğu iddiasını test etmek için kapitalizm hiç var olmasaydı, hukukun nitelik bakımından farklı olup olmayacağını sorulabilir. Bu soru bariz bir cevaba sahipmiş gibi gözüküyor; “Evet”. Bir başkası sorunun saçma olduğunu ama cevabın hayır olduğunu iddia edebilir. Eğer hukuk gerçekten özerk olsaydı, niteliği maddi paradigmaları aşardı.


Birisi hukukun eşitlik bileşeninin (yani toplumdaki herkesin aynı hukukun süjeleri olduğu bir hukuk) hukuku özerk kıldığını ileri sürebilir ancak bu iddia Meta-Form Kuramı’nın perspektifinden bakıldığında kusurludur. Şayet hukuk, ülkedeki hiç kimsenin halka açık bir şekilde yemek yiyemeyeceğini bildirir ancak özel konutları ya da yemek için (restoran gibi) özel alanlardan yararlanacak imkânları olmayanlar varsa, bu durumda söz konusu eşit uygulama birine hizmet eder, diğerine değil. İmkânları olan kişinin hukuku incelemesi gerekmez çünkü özel alana erişimi vardır. Kapitalizm altında, hukuk toplumsal ilişkilere eşit şekilde uygulanır ancak her bir şahsın, hane halkının ve varlığın tutunduğu ekonomik avantajlar nedeniyle etkisi eşitsizdir. Hukuk, bu nedenle, doğası gereği eşit derecede adaletsizdir.


Hukuk yalnızca sermayeyi güçlendirmek için sermayenin üzerinde oturur. Yasalar kapitalizmin ürettiği eşitsizlikleri pekiştirecek şekilde kullanılır. Meşruiyet hukukun sahte tarafsızlığından kaynaklanır. Tarafsız uygulamanın çıktısı taraflı bir netice ise uygulamanın kendisi taraflılığı sağlayan boş bir kabuktur. Bu nedenle, Kapitalizm, “hukuk” denilen şeyin temelidir.


Kapitalist gayelere ulaşmak üzere sahte özerklik yoluyla maskelenmiş hukukun eşitsizliğinin bir başka örneği uluslararası hukukta bulunabilir. Merkantilizm altında, ticarî engeller hukuktu. Bu, kapitalistlerin iç pazarları korumayı kârın artırılması için bir anahtar olarak kabul ettikleri kolonyalizm çağıydı. Sermaye iç pazarları doyurdukça, yeni pazarlar bulması gerekti ve serbest ticaret ortaya çıktı (koloniler bağımsız Devletler olduğunda). Ticarî kapitalizm altında himayecilik yoluyla gelişme alanına sahip olacak bu yeni Devletler serbest ticaretin yeni düzenine tabi kılınmışlardı.


Serbest ticaret hukukunun eşitsizliği, küçük pazarların, pazarlarına yönelik sermaye rekabetinin büyük akışını savuşturacak sermayeden yoksun oldukları gerçeği göz önüne alındığında belirginleşir. Jamaika’nın süt endüstrisinin yok edilmesi ve devamında Amerika Birleşik Devletleri’nin kurduğu, Üçüncü Dünya’nın büyük bir kısmının benzer “anlaşmalar” yapmaya zorlandığı görülecek olan, uluslararası para fonları ilk yapısal uyum programının kullanımı göz önüne alındığında gerçek apaçıktır.[6]


Meta-Form Kuramı hukuka ilişkin özerk hiçbir şey görmez. Hukukun hukuki bir formu yoktur. Bu, hukuk, hukuki değildir demek değildir. Hukukun hukuki olmadığını söylemek, hukuk diyebileceğimiz Standartları oluşturan bir müessesenin var olduğunu öne sürmektir.[7] Oysa hukuk, tıpkı kapitalizmin ihtiyaçlarını karşılayan kültür, eğitim, vb. gibi üstyapının bir parçasıdır.


Fetişizm


Hukukun önünde hepimizin eşit olduğu fikrini cazip bulmak kolaydır. Bu eşitlik anlayışı insanların birbirleriyle toplumsal olarak eşit şekilde ilişki kurduklarına inanmalarını sağlar. Diğer bir deyişle hukuk önünde eşit isek siyasal olarak da eşitizdir.


Meta-Form Kuramı hukuki eşitlik tarafından üretilmiş bu toplumsal eşitlik anlayışının hukukla fetişist bir saplantı ilişkisi ürettiğini ileri sürer. Tıpkı diğer metalarla olduğu gibi, ekonomik eşitsizliğin güç dengesizliğini hafifletir gibi gözüktüğünden, hukukla da saplantılı hâle geliyoruz. Alelâde birisi, kendisinin herhangi bir başkasıyla eşit olduğuna inanır çünkü diğerine karşı dava açabilmektedir. Herhangi bir kişi bir başkasına dava açabilir ancak dava paraya mal olur. Maddi kaynaklar olmaksızın bir davanın açılabilmesi, açılsa dahi başarı elde edebilmesi pek muhtemel değildir. Suç teşkil eden bir vakıada, genellikle, yasal işlem, sahip olduğunuzu düşündüğünüz haktan sizi mahrum edebilecek olan devlete aittir. Bu nedenle hukukun, ekonomik güç dengesizliklerini hafiflettiğini söylemek güçleşmektedir.


Balbus, Fetişizmle sonuçlanan şeyin, insan düşünceleri olarak, metaların kökeni hakkındaki cehalet olduğunu ileri sürer[8]. Hukukun, eşitsizliğin gerçekliğini yansıtacak şekilde değişmesini engelleyen şey onun kendi kendine oluşmuş bir olgu olduğu inancıdır. Metaların kendi yaşamları olduğu düşünülür ancak esasında yoktur. Onlar sadece zihinsel çiftleşmelerin maddi yavrularıdır.


Fetişizm alelâde bir kişinin kendi zararına olsa da para sisteminin devam ettirilmesini savunmasına yol açar çünkü paraya eşit erişim toplumsal eşitlik yanılsamasını verir. Hukuk sistemi (yanlış da olsa bir) sosyal güvenlik (anlayışı) sağladığına inanıldığı için kutsallaştırılmıştır. Gelgelelim kiminin mülkiyet haklarını güvence altına almak için tazminata erişimi olabilir ancak üzerinde hak iddia edeceği mülkü olmayabilir. “Haklar” çoğu zaman hukuken gerçek olsalar da toplumsal olarak kurgusaldırlar.


Sonuç


Meta-Form Kuramı, hukukun temelini oluşturan, onun altında yatan ekonomi-politik güçleri daha maddi şekilde anlamamızı sağlamaktadır. Mevzuatın toplumsal sonuçları ve hukuksal yorum ile ilgilenenler için bu kuram, zihinsel araç setinin hayatî bir unsurudur. Pasukanis’in düşüncesi “değişimin” gerçekte ne anlama geldiğini yalnızca hukuk değil diğer siyasal kurumlar açısından da daha iyi kavramamızı sağlayabilir. Meta-Form Kuramı, toplumsal etkileşimin ve insanların kendi fikirlerinin ürünleriyle ilişkilerinin bir açıklayıcısı olarak kendi öz potansiyelini kullanması için daha kapsamlı ve dikkatli bir incelemeyi hak etmektedir.


Orijinal metin “Evgeny Pashukanis: Commodity-Form Theory of Law” başlığıyla 13 Aralık 2017 tarihinde Critical Legal Thinking: Law and the Political sitesinde yayımlanmıştır. Orijinal metne bağlantı üzerinden erişmeniz mümkündür.


[1] Evgeny Pashukanis, The General Theory of law and Marxism (Pluto Press, 1987) Chapter 5 [Evgeny B. Pasukanis, Genel Hukuk Teorisi ve Marksizm, Birikim Yayınları, 2002, çev. Onur Karahanoğulları, 5.Bölüm: Hukuk ve Devlet].

[2] Karl Marx, (Capital Volume 1, Penguin 1990) Chapter 3. [Karl Marx, Kapital Cilt 1, Yordam Kitap, 2015, çev. Mehmet Selik-Nail Satlıgan, 3. Bölüm].

[3] Isaac D. Balbus, “Commodity Form and Legal Form: An Essay on the “Relative Autonomy” of the Law” [1977] 11 Law & Society Review 3, s. 573.

[4] A.g.e. 584.

[5] Pashukanis [1987], 5. Bölüm[Pasukanis (2002), 5.Bölüm: Hukuk ve Devlet].

[6] Life and Debt (2001).

[7] Susan Marks, “International Judicial Activism and the Commodity Form Theory of International Law” [2007] 18 The European Journal of International Law 1, s. 206-208.

[8] Balbus [1977] s. 582-584.