Etin Hukuk ve Ekonomi Politiği: Gıda & Tarım Üzerine Bir Sempozyum

Caroline Parker

Çev.: T. Gizem Soyergin


Bu yazı Etin Hukuk ve Ekonomi Politiği konulu sempozyumumuzun giriş tebliğidir.


Bu hafta birçok Amerikalı, kökünü şiddetten alan bir gıda geleneğini[1] kutlamakta. Biz bu blogda, bir diğeri hakkında konuşacağız: fabrika çiftlikleri


Mezbaha endüstrisi, her zaman hayvanların ölümlerini merkeze alan merhametsiz bir endüstri olmuştur. COVID-19 salgını, endüstrinin yaşamı umursamadığı başka şekillerini açığa çıkardı. Cesur medya, ülke çapında öncelikle mezbahalarda çalışan Siyah ve Latin işçileri etkileyen yıkıcı salgını belgeledi. Endüstri buna karakteristik umursamazlığı ile karşılık verdi. Daha geçen hafta, Iowa gazeteleri, Tyson fabrika yöneticilerinin kendi aralarında kaç işçinin virüsü kapacağına ilişkin bir bahis düzenlediğine ilişkin haberler yayınladı.


Bu hikayeler, bu hususta sınırlı bir ilgiye sahip olan bir halkı et endüstrisi hakkında bilinçlenmeye ve tartışmaya itti. İş yeri çalışma koşullarında pandemi korkusunun sürekliliği, iklim, iş gücü ve sağlık hakkındaki konuşmalarda gıda sistemini ve etin merkezi konumunu dönüştürmek için yenilenen çağrılara yol açtı.


Ancak solcular, endüstriyel et üretimine karşı birleşmeye başlarken, hayal edilen alternatifler hala tam olarak ortaya konmuş değil. Tarım aktivisti birçok solcu, küçük ölçekli ‘’canlandırıcı’’ çiftçilik ve tarım kooperatiflerinin yeniden yapılandırılması için çağrıda bulunuyor. Vegan solcular, sürdürebilir et konseptini fosil yakıtları ‘’temizlemek’’ ile benzer görerek bir aldanma olarak kabul edip reddediyorlar. Veganizmi eleştirenler, sırasıyla, bu hareketin bireysel eylem temelli olması, Silikon Vadisi bozguncularıyla anlaşması ve ırkçı misantropi tarihi üzerine retorik vurgu yaparak bu harekete karşı çıkıyor. (Bu itirazların her birine iyi gerekçelendirilmiş yanıtlar da mevcut)


Bu tartışmalar, bizi ortak bir düşmana karşı birlik olmaktan uzaklaştırmamalı. Et endüstrisinin köklü gücüne karşı herhangi bir yöndeki dönüşüm koordineli bir mücadeleyi gerektirmekte. Hukuk, bu projenin merkezinde yer almaktadır.


Büyük teknoloji ve fosil yakıt endüstrisi gibi, ‘’büyük et endüstrisi’’ de et tüketicisinin iştahından dolayı doğal yoldan ortaya çıkmamıştı; hukuk tarafından inşa edilmiş ve desteklenmişti: Birleşmeyi mümkün kılan ve iş gücünü sınırlayan tekelciliğe karşı bir çerçeve ile. Borçlu köleliğe izin veren anlaşmalar hukuku ile. Kurumsal çıkarları derinleştiren ve sağlamlaştıran bir söylev doktrini ile. Tarımın neden olduğu bozulmayı hariç tutan çevre yasaları ile. Ve hayvanlara, haklara ve kendi çıkarlarına sahip olmayan mülkler olarak muamele eden devlet yasaları ve mahkeme davaları ile.


Hayvancılık hukuku; dağıtım, güç ve şiddet sorunlarını ön plana çıkaran bir yeniden çerçevelendirmeden oluşmaktadır. Hukuk ve ekonomi politik çerçevesi, ‘’salt eleştirinin’’ ötesine geçerek, daha adil, demokratik ve insani bir gıda sistemine doğru hareket etmemizde bize yardımcı olabilir.


Bu sempozyumun amacı, bu konuşmaları bu blogda tartışmaya açmaktır. ‘’Etin hukuk ve ekonomi politiği’’ üzerine çeşitli konuları kapsayan bu ilk yazı dizisinin, önümüzdeki aylarda daha ileri soruları, tahayyülleri ve argümanları doğurmasını umuyoruz. Eğer ki gıda, çiftçilik ve tarımın hukuk ve ekonomi politiği üzerine söyleyecek sözleriniz varsa, bu linkten iletişime geçebilirsiniz.


Orijinal metin “The LPE of Meat: A Symposium on Food & Agriculture” başlığıyla 23 Kasım 2020 tarihinde Law and Political Economy Project sitesinde yayımlanmıştır, orijinal metne bağlantı üzerinden erişmeniz mümkündür.


[1] Ç.n. Şükran Günü.