Bulaşma

Giorgio Agamben

Çev.: Yusuf Enes Karataş


İşte hastalığı yayan kişi! Yakalayın onu! Yakalayın!

Alessandro Manzoni, I Promessi Sposi [Nişanlılar, İletişim Yayınları, Çev. Necdet Adabağ, Nisan 2021]


Sözde koronavirüs salgını vesilesiyle İtalya’da yaymaya çalıştıkları paniğin en insanlık dışı sonuçlarından biri, hükümet tarafından benimsenen olağanüstü hâl önlemlerinin temelini oluşturan bulaşma fikrinin kendisidir. Hipokratik tıbba yabancı olan bu fikrin ilk öncülü, 1500 ile 1600 yılları arasında bazı İtalyan şehirlerini harap eden salgın hastalıklardır. Bu, Manzoni’nin hem romanında [Nişanlılar] hem de Storia della Colonna Infame hakkındaki denemesinde ölümsüzleştirdiği “hastalığı yayan kişi” figürüdür. 1576 taunu sırasında yayınlanan bir Milano “duyuru”su, bulaştırıcıları şu şekilde tanımlıyor ve vatandaşları onları ihbar etmeye davet ediyordu:


“Bazı kimselerin, taunun özel ve kamusal alana getirilmesi bahanesiyle – sahte bir hayırseverlik coşkusu tarafından yönlendirilen ve Milano şehrimizde yaşayan halkı ve sakinleri terörize etmek, korkutmak ve bir kargaşa haline sokmak amacıyla – hem insanları hem de bu şehrin evlerinin kapılarını ve sürgülerini, mahallelerinin köşe başlarını ve eyaletteki diğer yerleri karıncalarla (ki onların bir salgını yaydığı söylenir) meshettiğini ve bunun çoğunlukla kolayca ikna edilen insanların yaşamında birçok aksaklığa ve değişikliğe neden olduğu vali tarafından duyurulmuştur. Bu ilanın yayınlandığı günden itibaren kırk gün içinde bu küstahlığı kayıran, yardım eden veya bu küstahlığı bilen kişi veya kişileri ihbar eden her statü ve durumdaki kişiye beş yüz scuti verilmesine hükmedilmiştir ...”


(İtalyan hükümeti tarafından – bu bir yanılsama olmakla birlikte – parlamento tarafından kanun haline getirilmemesini umduğumuz kararnamelerle kararlaştırılan) son hükümler, mutatis mutandis, tıpkı terör yasalarının her bir vatandaşı fiili ve hukuki olarak potansiyel bir terörist olarak değerlendirdiği gibi, her bireyi potansiyel bir bulaştırıcıya dönüştürüyor. Gerçekten de kararnamelerin terör yasalarıyla benzerliği o kadar açık ki talimatlara uymayan potansiyel bulaştırıcının hapis cezasıyla cezalandırılacağı bile kararlaştırılmıştır. Sağlıklı ya da farkında olmadan hastalığı taşıyan– çok sayıda bireyi enfekte eden, kendisi bulaştırıcıdan sakınamadığı gibi sağlıklı insandan kendisini sakınamayan – kişi figürü son derece netameli olarak sunulur.


Kanımca, bu önlemlerin insanlar arasındaki ilişkileri dejenerasyona uğratması, bu önlemlerin gerektirdiği özgürlük kısıtlanmasından bile daha üzücüdür. Kim olursa olsun, sevilen biri bile olsa ötekine yaklaşmamalı, dokunmamalı ve onunla aramıza bir mesafe koymalıyız. Kimilerine göre bu mesafe bir metre olmalı ama sözde uzmanların son tavsiyelerine göre 4,5 metre olmalıdır (elli santimetre detayı gerçekten ilginç!). Artık bir komşumuz yok. Politik liderlerimizin etik tutarsızlığı göz önüne alındığında, bu hükümlerin, muhataplarının zihninde, kışkırtmayı amaçladıkları aynı korkudan kaynaklanması mümkündür. Ancak sonunda yarattıkları durumun tam olarak liderlerimizin başarmaya çalıştıkları şey olduğunu düşünmemek zordur: üniversiteleri, okulları kapatmak ve tüm dersleri çevrimiçi yaptırmak, birbirimizle yüz yüze gelmediğimizden ve politika veya kültür hakkında konuşmadığımızdan emin olmak, makinelerin mümkün olan her yerde insanlar arasındaki her temasın – her bulaşmanın – yerini alabilmesi için bizi yalnızca dijital mesaj alışverişine itmek.


İngilizceden çevirdiğimiz metin ‘Contagion’ başlığıyla 20 Mart 2020 tarihinde Enough 14 sitesinde yayımlanmıştır, metne bağlantı üzerinden erişmeniz mümkündür.