Bir Yönetim Biçimi Olarak Borç

Ali Rıza Taşkale

Çev.: Yusuf Enes Karataş


İnsan artık hapsedilmiş değildir, borç altındadır (Deleuze, 1995: 181)


Kapitalizmin yaşam üzerinde tam, “biyopolitik” bir kontrolü vardır. Deleuze’ün denetim toplumları hakkındaki bir metninde yukarıda alıntılanan cümleyi kaleme alma sebebi de aynıdır: Borçluluk rejimi sermayenin bir uzantısı olduğu kadar biyopolitik kontrolle de ilgilidir.


İlkel toplumda borç, beden üzerine ilkel ibareler işleme veya kodlama yoluyla tahsis edilir. Kan davası ve gaddarlık, mübadeleci olmayan bir güce iktidara hitap eder. Despotik toplumda, tüm borçlar ilahî hükümdara karşı sonsuz borç hüviyetine bürünür. Kapitalizmde, tüm borçlar sonunda kendini egemenden kurtarır ve birleşen akımlarla birlikte sonsuz hale gelir. Kapitalizm ile birlikte borç sürekli ve sınırsız bir hâl alır: öğrenim kredisi, kredi kartı borcu, mortgage borcu, tıbbi borç.


İlkel sistemde borç, kayıt yoluyla yaratılırken ve despotizmde ilâhi yasayla uygulanırken, kapitalizmde “piyasanın gözü her şeyi gözetler” (Dienst, 2011: 124-5). Başka bir deyişle, piyasanın gözü ağırlıksız, sonsuz dolaşımda olan, ölümsüz bir borç etrafında biyopolitik kontrolü oluşturan yeni normal haline gelir. Artık kişinin ruhunun hapsedildiği bir borç çağında yaşıyoruz.


Kapitalizmde piyasanın inovasyonu, kendinden başka hiçbir şeye borçlu olmayan bireyle örtüşür. Bununla birlikte, bu çıkarcı bireyin aynı zamanda başkalarına da borçlu olduğunu vurgulamalıyız. Çağdaş toplumda özne tam anlamıyla, aidiyeti güvensizlik ve izolasyonla aşılanmış bir borçluluk rejiminin içine hapsedilmiştir (bkz. Read, 2012). Borç siyasetinde neyin tehlikede olduğunu daha iyi kavramak için, borcu siyasi sonuçları önceden belirleyen bir yönetim tarzı olarak görmeliyiz. Borç; geleceği esaret altına alan, insanın hayal gücünü kısıtlayan ve engelleyen bir yönetim biçimidir.


Örneğin cezalandırıcı niteliği fazlasıyla ağır basan bir borç türü olan öğrenim kredisi toplumdaki konumlarını kökten sorgulamak yerine, eylemlerini piyasa yasalarıyla eşleştirmeye çalışan çaresiz bireyler üretir (ibid.). Öğrenim kredisi, bireylerin toplum hakkında yaratıcı ve eleştirel düşünmelerini ve sorgulamalarını sağlayan siyasetle hemhal olmalarını engeller. Bu itibarla, borcun öğrenciler üzerinde derin bir disiplin etkisi vardır, çalışmalarını belirli bir alana yönlendirir ve geleneksel olarak lise ve üniversite yaşamının temel getirilerinden biri olan sosyallik ve siyasallaşmayı baltalar (Caffentzis, 2011: 32).


Borcun içselleştirilmesiyle birlikte siyaset ve eleştirel düşünme parasal bir ilişkiye dönüştürülür ve öznenin bireyselliği ve ahlakı, kamusal yaşamın içinden ahlaki argümanların çekip alınmasıyla piyasanın bir parçası haline gelir. Bu nedenle Marx’tan (1844) alıntılayacak olursak, “paranın ruhunun maddi, cismani biçimini oluşturan paranın kendisi veya kâğıt değil kişinin kendi kişisel varoluşu, eti ve kanı, sosyal erdemi ve önemidir.” Daha da önemlisi, borç, Paul Mason’ın “geleceği olmayan mezun” dediği şeyi üretir (2012: 10). Ödenemez borcun bireysel taşıyıcıları olan öğrenciler, işsiz bir gelecekler karşı karşıyadır. Öğrenciler için “gelecek; bir borç duvarı ile siperlenmiş, yok olmuştur” (Armstrong, 2011: 4).


Ayrıca öğrenciler bu denli bir borçla güvencesiz, yarı zamanlı, geçici, gündelik, stajyer, esnek, proje bazlı, şarta bağlı ve yardımcı pozisyonları kabul etmek zorunda kalıyorlar ve böylece ucuz, okurken çalışan bir işgücü kaynağı haline geliyorlar. Bu nedenle, misafir öğretim üyesi pozisyonunun Amerika’da en hızlı büyüyen iş unvanlarından biri olması şaşırtıcı değildir; “düşük ücretli, fazla çalışan bir akademisyen türü” (The Economist, 10 Mart 2012).


Bu çerçeveden bakıldığında borç, ahlakı ve bireyselliği para tarafından köleleştirilmiş, çaresizlikle dolu bir öznelliği sürdürür. Borcun öznesi, tecrit ve güvensizlik içerisinde kapana kısılmış anlaşılırlık çizelgesi olarak homo economicus’un yeni bir figürüdür. Dolayısıyla önümüzde, borç hususunda kolektif bir tepki göstermeyen izole ve parçalanmış bir özne vardır. Borç, tam da bir rejim sorunu olarak, kapitalist serbest piyasa ideolojisinin bir parçası olarak değil de bireysel bir kader olarak görüldüğü için kolektif bir tepkiye meydan okur. Açıkça söylemek gerekirse, “borç, bireysel olarak maruz kalınan kolektif bir olgudur” (Armstrong: 2011: 5).


Borcun öznesi kendi haline bırakılması gereken bir öznedir. Özneye, bireyleri daha derin ve daha sürdürülemez borçlara iten sosyal koşullara bakmak yerine kendini suçlaması söylenir. Kendi izolasyonunun ve anksiyetesinin kölesi olan borç öznesi, neoliberalizmin çatışan çıkarlarla uğraşan “yönetim sanatı” olduğu anda yönetilebilir kılınmıştır.


Bu bağlamda borç, devrim fikrini etkisiz hale getirmeyi amaçlayan biyopolitik bir kontrolü ifade eder. Borç, insanları sokaklardan uzak tutan, insanların protesto eylemleri gerçekleştirmeleri engelleyen bir neoliberal yönetim biçimi olarak anlaşılmalıdır. Yetersiz istihdam edilen ve meteliksiz borç öznesi, kolektif tepki eksikliği bir tür otonomi ve özgürleşme olarak sunulan atomize fakat şebekelenmiş bir bireydir. Bu nedenle geriye kalan tek şey, genellikle “özgürlük” olarak adlandırılan bireysel sorumluluktur.


Borçluluğa ve işsizliğe karşı mücadeleleri kolektifleştiremeyen birey böylece, “prekarya” içerisindeki diğer gruplarla kurulacak herhangi bir bağlantının önlendiği, sosyal dayanışma nosyonunun dışlandığı yerde değeri en üst düzeye çıkarma ve riskleri en aza indirme fikri tarafından üretilir ve yönetilir. İstisna hali bir kural haline geldiğinden bu güvencesiz koşulları gidermek için gerçekleştirilecek toplu eylemler de engellenmiştir. Ve hükümetler harekete geçtiğinde bunu tamamıyla bireysel kişisel çıkarlar veya kapitalizmde etik olarak meşrulaştırılan bireysel insani güdüler ve niyetler temelinde kontrolü arttırmak için yaparlar.


İzole ve yoksullaştırılmış geleceklere kilitlenen siyasi hayatlar, kısaca söylemek gerekirse, “artık borcun gölgesinde”dir (Armstrong 2011: 4). Borçla birlikte özne, güven ve kolektif eylem ilişkilerinin yerini yaşamın küresel pasifizasyonunu hedefleyen güvenlik ve biyopolitik kontrolün aldığı kendi insan sermayesinin yatırımcısı haline gelir. Borç rejimi, yalnızca kapitalist biyopolitikanın tanımlayıcı bir özelliği haline gelmekle kalmaz, aynı zamanda öznenin eşzamanlı olarak kapitalizme bağlı olduğu ve onun yönetimine karşı potansiyel olarak kinik bir tavır takındığı yaşamının bir ön koşulu haline gelir.


Borç, yalnızca kişisel çıkarlarla birbirine bağlanan fakat doğrudan çatışmaya girmeyen insanların bir tür (olmayan) sosyalliğini varsayar. Başka bir deyişle borç, tıpkı kapitalizm gibi, toplumsallık fikrine karşı kayıtsızdır veya daha da kötüsü bu fikri sömürmektedir. Borç rejimi, radikal sosyal değişim arzularını azaltmayı amaçlayan sorumlu, güvensiz ancak kinik öznellikler yaratır. Dünyaya yönelik kinizmle birleşen izolasyon ve güvensizlik, borç öznesine konan işaretlerdir. Bu noktada birey, izolasyonunu ve düş kırıklığını fark eder ancak muhalefet potansiyelini reddeder veya bu potansiyeli gerçekleştiremez. Borç, bireyleri olumlu sosyal dönüşüm veya kolektif eylem talep etmekten alıkoyan, insanın hayal gücüne karşı yürütülen bir gelecek savaşıdır.


Ancak körü körüne miras kalanlar, körü körüne aktarılmamalıdır. Ve eğer radikal eleştiri kapitalizmin yeni ruhunda hâlâ varlığını sürdürüyorsa, borç rejiminde ortadan kalkmayı reddediyorsa, bunun nedeni radikal eleştirinin “zamanın durduğu” bir şimdide ikamet etmesidir (Benjamin 1969: 254). Hepimiz sistemin bir parçası değil miyiz?


Öyle miyiz?


Kaynakça


— Armstrong A, 2011, “Insolvent futures / bonds of struggle” reclamations journal 4–7
—Benjamin W, 1969 Illuminations (Schonken Books, New York)
— Caffentzis G, 2011, “The student loan debt abolition movement in the united states” reclamations journal 31–44
— Deleuze G, 1995 Negotiations (New York, Columbia University Press)
— Dienst R, 2011 The Bonds of Debt: Borrowing Against the Common Good (London, Verso)
— Mason P, 2012, “Why It’s Kicking Off Everywhere” G2 February 1
— Read J, 2012, “Starting from Year Zero: Occupy Wall Street and the Transformations of the Socio-Political” Unemployed negativity 9 February, HYPERLINK “http://www.unemployednegativity.com/2012/02/starting-from-year-zero-occupy-wall.htmhttp://www.unemployednegativity.com/2012/02/starting-from-year-zero-occupy-wall.htm
— The Economist, 2012, “A pixelated portrait of labour” March 12, http://www.economist.com/node/21549948?frsc=dg|a


Orijinal metin "Debt as a Mode of Governance" başlığıyla 16 Nisan 2012 tarihinde Critical Legal Thinking sitesinde yayımlanmıştır, orijinal metne bağlantı üzerinden erişmeniz mümkündür.