Alan Hunt'ın "Hukukun Hareket Tarzı" Eleştirisi Üzerine

Hasan Basri Çifci


Alan Hunt “Behavioral Sociology of Law: A Critique of Donald Black” başlıklı makalesinde, Donald Black’in, başta “Hukukun Hareket Tarzı” [The Behavior of Law] olmak üzere, birçok çalışmasında ortaya koyduğu hukuk kuramının metodolojik ve teorik açıdan sorunlarla dolu olduğunu anlatır ve “çıplak kaldığını” söyler (1983, s. 26). Black’in hukuk kuramı değerden bağımsız [value-free], hukukun niceliğine dayanan saf sosyolojik bir kuramdır. Hunt’ın tüm bu nitelendirmelere itirazı vardır.


Hunt, her şeyden önce, Black’i sosyal bilim alanında değerden bağımsız bir çalışma yapmanın gerçekleşmesi güç bir hedeften fazlası olmadığına yönelik pozitivizm eleştirisini idrak edememiş olmakla itham eder (1983, 20-21). Black’in hukuk kuramının böyle bir yanı hakikaten vardır. Black, hukukun amacına veya hangi menfaati gözettiğine bakmaksızın, onu sosyal yaşamın içinde kendi başına izole etmeye ve ölçmeye çalışır. Hunt’a göre bunları pek de becerebildiği söylenemez.


Black, Durkheim’ın sosyal olguları araştırma nesnesi olarak görmeye yönelik yaklaşımını, sosyolojinin ilgileneceği yegâne alanın bu nesnelerin hareket tarzıyla [behavior] sınırlı olduğu şeklinde indirgemeci pozitivist bir tutumla yanlış yorumlar (Hunt, 1983, s. 21). Bu durumda, sosyolojik yaklaşımın içinden insan unsuru çıkartılmış olduğundan, Black’in hukuk kuramı değerden bağımsız, sâfî sosyal bir kuram olma özelliğini ta en baştan yitirir (Hunt, 1983, s. 22).


Kalkış noktasına yönelik bu eleştirinin ardından, Black’in hukuk kuramının değerden bağımsız olmayı başaramamasına dair Hunt’ın eleştirilerini iki örnekle açıklayabiliriz. Bunlardan ilki, hukukun biçimlerinden söz ederken yapılan ayrımdır. Black, kendisi de bir sosyal kontrol türü olan hukukun, her biri sosyal kontrol tarzlarından birine denk gelecek şekilde, dört biçiminden söz eder (1976/2020, s. 16): cezalandırıcı, tazmin edici, sağaltıcı ve uzlaştırıcı. Hunt, Black’in mezkûr ayrımı neye göre yaptığını hiçbir yerde açıklamadığına dikkat çektikten sonra, bu ayrımın hukukun hangi amaca ve kimin menfaatine hizmet ettiğinden ayrı düşünülemeyeceğini savunur (1983, s. 22). Dolayısıyla, Black hukuku insani amaç ve niyetlerden izole ederek tek başına inceleyeceğine ilişkin iddiasına hukukun biçimleri bakımından sadık kalmaz, kalamaz.


Değerden bağımsız olma çabasının iflasa uğradığı ikinci örnekse, üçüncü kişilerin hukukun hareket tarzına müdahil olduğu hallerin gözden kaçırılmasıdır. Black’in hukuk kuramı, hukukun nicel bir değişken olduğunu, bazı hallerde başka bazı hallere kıyasla daha çok veya daha az hukuk olabileceğini savunur (1976/2020, s. 14-15). Bu doğrultuda, örneğin, polise şikâyette bulunmak hiç bulunmamaya göre daha çok hukuk demektir (Black, 1976/2020, s. 14).


Black’in hukuk kuramı “[…] polisin bir durumda gözaltına alırken, diğerinde neden almadığını izah eder. Ama polisin bir birey olarak davranışını açıklamaz. Hukukun hareketini açıklar.” (1976/2020, s. 20). Ancak, Hunt haklı olarak şuna dikkat çeker (1983, s. 37): Bir polise şikâyette bulunulduğunda, bunun daha ileri bir aşamaya taşınıp taşınmaması polisin bir davranışını gerektirir ve bu da değerden ayrı düşünülemez. Bu, diğer resmi görevliler bakımından, örneğin yargıcın veya jürinin eyleminin değerden bağımsız düşünülememesi şeklinde de genişletilebilir. Hukukun hareket tarzını, üçüncü bir kişinin davranışından izole ederek okumaya kalktığımızda, eylemin gerisinde yatan insani amacı gözden kaçırmakla kalmayız, bu eylemi bizzat hukukun kendisiymiş gibi görürüz.


Bununla birlikte, Black polisin hukuka aykırı davranışını hukuka uygun davranışından ayırmaz ve bir eylemde bulunmasını hukukun miktarı bakımından her halükarda bir artış olarak görür (Hunt, 1983, s. 32). Bu ayrımın yapılmamasından hareketle Hunt, Black’in kuramını polisin ırkçılıkla ilişkisi bakımından miyop olmakla suçlar (1983, s. 37). “Hukukun Hareket Tarzı”na değil, başka eserlerine atıf yaparak, Black’in özellikle siyahların daha çok gözaltına veya tutuklamaya maruz kalmasının bizzat onlardan kaynaklandığını düşündüğünü ve bunun da mağdur suçlayıcılık [victim blaming] anlamına geldiğini açıklar (Hunt, 1983, s. 39-40).


Değerden bağımsız kalmanın iflasının yanında, hukukun nicel olarak ele alınmasında da sorun vardır. İlk bakışta bazı önermeler izahtan vareste bir şekilde, hukukun miktarının nasıl ölçüleceğini kendiliğinden gösterir gibidir (Hunt, 1983, s. 31). Sözgelimi, örgütlenme [organization] veçhesi bakımından hukukun hareket tarzına dair Black, bireyin bir örgüte (örneğin bir şirkete) karşı işlediği suçun ağırlığıyla bir bireye karşı işlediği suçun ağırlığını kıyaslar ve örgüte karşı işlenenin daha ciddi, dolayısıyla hukuk miktarının da daha fazla olduğunu açıklar (1976/2020, s. 107, 109). Hunt, haklı olarak bu ağırlık kıyaslamasını kimin yapacağını sorar (1983, s. 31). Böyle bir tespitin birince veya birilerince yapılması gerekiyorsa, kuramın ne değerden bağımsız olduğundan ne de her yerde geçerli evrensel bir nitelik taşıdığından söz etmek mümkündür (Hunt, 1983, s. 31).


Bununla birlikte, hukukun miktarının tespitini gerektiren haller her zaman mukayese kabul etmeyebilir. Sözgelimi, bir tazminatla hapis cezasını hukukun miktarı bakımından akla yatkın şekilde kıyaslamak pek mümkün değildir (Hunt, 1983, s. 32). Ayrıca, göreli durumun gözden kaçırılması da gerçeği açıklamakta hataya götürebilir. Bin liralık bir tazminat sosyoekonomik statüsü farklı olan kişiler bakımından farklı bir yoğunluk gösterebilir. Bu sebeple, Hunt, Black’in hukuku nicel olarak ele alma iddiasının ampirik verilerden veya sağlam dayanaklardan hareket etmekten uzak olduğunu, birtakım aşırı genellemelerden öteye gidemediğini söyler (1983, s. 35). Hatta eleştirisinin dozunu daha da artırır ve bu önermelerin test edilmesinin dahi zaman kaybı olduğunu savunur (Hunt, 1983, s. 35).


Black’in hukuk kuramı, hukuktaki değişiklikleri izah ve tahmin etmeyi amaçlar (1976/2020, s. 19). Buna karşılık, Hunt, Black’in kurduğu ilişkileri bir neden-sonuç ilişkisi olarak görmenin zorluğundan bahseder ve bazı önermelerin yalnızca korelasyon düzeyinde kaldığını işaret eder (1983, s. 24). Dolayısıyla, nedensellik taşımayan bağlantılar, başka yerlerde ve başka zamanlarda hukukun hareket tarzını açıklama veya tahmin etme kabiliyetine sahip değildir.


Buna iyi bir örnek olması bakımından Hunt’ın radyal konum [radial location] eleştirisini dikkate alabiliriz. Hunt, Black’in özellikle tabakalaşma [stratification] bahsinde yaptığı dikey ve yatay yerleştirmelere dikkat çeker ve bunların bilimsel bir değerlendirmeden ziyade, sınıf körü tabakalaşma kuramlarının ideolojik kabullerinden ibaret olduğunu savunur (1983, s. 28). Bu eleştirisinde hakkı da vardır, çünkü Black bilhassa kişilerin radyal konumunun hukuk miktarını değiştirdiğinden bahsederken hem sebep-sonuç ilişkisi kurmakta hem de değerden bağımsız olmakta güçlük çeker ve birtakım kabulleri (açıklamadan) öylece sıralayıverir.


Radyal konum, sosyal yaşamın bir çeşit merkezi olduğunu ve bazı insanların bu merkeze daha yakın, bazılarınınsa daha uzak olduğunu ifade eder (Black, 1976/2020, s. 67). Çalışan biri işsiz birine veya evli ve çocuklu biri bekâr birine göre daha merkezde yer alır, çünkü toplumla daha fazla bütünleşmiştir (Black, 1976/2020, s. 67). Hukuk miktarı bu bütünleşmeyle doğrudan bağlantılı şekilde değişim gösterir. Kişiler merkezden uzaklaştıkça hukuk miktarı da azalır (1976/2020, s. 68). Hunt, Black’in “yarı-mistik” radyal konum metaforunu hukuk kuramına dâhil etmesini eleştirir ve bunun “banal, basmakalıp, romantik bir kurgu” olduğunu söyler (1983, s. 29-30). Bunun, sosyal yaşamın merkezinde yer almayanların hukukla ilişkilerinde başlarına gelenlerden bizzat sorumlu oldukları şeklinde, yapısal düzenin gerçek mağdurlarının suçlandığı gerici bir önyargıyı yansıttığını savunur (Hunt, 1983, s. 30).


Nihayetinde, Hunt’a göre Black’in hukuk kuramı genel geçer önyargı ve kabullerin bir tekrarı olmaktan fazlası değildir. “Hukukun Hareket Tarzı”nı yazıldığı dönemin Amerika’sındaki sıradan bir siyasi yaklaşımdan ayıran, anlatılanın ustaca kullanılmış, yansız görünen resmi bir dille anlatılıyor olmasıdır. Hunt, Black’in hukuk kuramında dönemin baskın sınıfının izlerini görür ve liberal bir tavrın önyargılarını yeniden üretmekten ileri gidemediğini söylemekten geri durmaz (1983, s. 30). Hunt’a göre “Hukukun Hareket Tarzı” hukuk sosyolojisinin gelişimi bakımından sadece bir çıkmaz sokaktır (1983, s. 42).


Alan Hunt, Donald Black’in hukuk kuramının, iddia edilenin aksine, değerden bağımsız, hukukun niceliğine dayanan saf sosyolojik bir kuram olmadığına dair söyledikleriyle isabetli tespitlerde bulunsa da önemli bir hususun üzerinde durmaz: “Hukukun Hareket Tarzı” Black’in bir polis arabasında iki yıl boyunca doktora tezi için yaptığı seyahatlere dayanır. Black genel kuramına zaten bir polis arabasının koltuğundan, penceresinden ulaşır. Bu deneyimden kurtulmak, bunu askıya alıp bağımsız olmak gerçekten mümkün müdür? Bu deneyimi veri almasa bile, ilham kaynağı kabul eden bir hukuk kuramı kendini nerede konumlandırmış demek gerekir?


KAYNAKÇA


Black, Donald (2020), Hukukun Hareket Tarzı, çev: Hasan Basri Çifci. İstanbul: Pinhan. (Orijinal eserin yayım tarihi: 1976).

Hunt, Alan (1983), Behavioral Sociology of Law: A Critique of Donald Black. Journal of Law and Society, 10(1), ss. 19-46.