'Yeni Küresel Düzen'in Adaleti Nasıl Olmalı?

Tarik Kochi

Çev.: Amine Nur Güran


Kısa bir süre önce, 2020 Nelson Mandela Yıllık Konferansını sunan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres; yaygın, kurumsallaşmış eşitsizlik ve küresel Coronavirüs krizine karşı başarısız, milliyetçi tepkilerle karakterize edilen mevcut küresel düzenin geniş kapsamlı bir eleştirisini ortaya koydu. Bunun üzerine, ‘Yeni Toplumsal Sözleşme’ ve bir ‘Yeni Küresel Düzen’ için küresel yönetişim yapılarının reformu ve yeniden şekillendirilmesi çağrısında bulundu.[1] Peki Yeni Küresel Düzen çağrısında nasıl bir adalet sunuluyor?


Donald Trump ve Boris Johnson’ın beceriksiz ve sağcı popülist yaygarasının tam aksine, António Guterres’in yaklaşımı ferahlatıcı. Guterres, Coronavirüs krizini, bir ‘güvenlik tehlikesi’ veya ‘virüse karşı savaş’ veya bir ‘komplo’ olarak değil, tamamen sistematik ve yapısal eşitsizlikle kuşatılmış savaş sonrası küresel siyasi düzenin başarısızlığı olarak görüyor. Guterres bu eşitsizliği, zenginlik, toplumsal cinsiyet, ırk ve bilgi eşitsizliklerini birleştiren ve Kuzey ve Güney yarımküre ulusları ve toplulukları arasında uzanan, çok yüzlü ve kesişimsel bir çerçevede ele alıyor. Bu, BM Güvenlik Konseyi ve Bretton Woods kurumları genelinde küresel yönetişim kurumları içerisindeki siyasi güç eşitsizliklerince yerine getirilmektedir. Böylesi bir eşitsizlik, yeni sömürgecilik ve küreselciliğin mirasıdır.[2] Guterres’e göre:


COVID-19, inşa ettiğimiz toplumların hassas iskeletlerindeki kırıkları gösteren bir X-ray cihazına benzetildi. Bu, her yerdeki yanlışlıkları ve sahtelikleri ortaya çıkarıyor: serbest piyasanın herkese sağlık hizmeti ulaştırabileceği yalanı; ücretsiz bakım hizmetinin işe yaramayacağı kurgusu; ırkçı olmayan bir dünyada yaşadığımız yanılgısı; hepimizin aynı gemide olduğu efsanesi. Çünkü hepimiz aynı denizde yüzerken, aramızdan bazılarının süper yatlarda olduğu, bazılarınınsa deniz yüzeyindeki enkazlara tutunduğu açıktır.[3]


Guterres pandemiyle mücadelede; sürdürülebilir kalkınma, eğitim ve sağlık hizmetleri gibi kamu hizmetlerine yatırım yoluyla sosyal koruma, toplumsal cinsiyet ve ırksal eşitsizlikleri gidermek için pozitif ayrımcılık politikaları, iklim değişikliği konusunda çok taraflı iş birliğine dayanan ‘Yeni Toplumsal Sözleşme’nin ve kurumların vergilendirilmesi ve ekonomik yeniden dağıtım politikalarının tesisi çağrısında bulunuyor.[4] Guterres’e göre bu, ‘kapsayıcı ve eşit katılım’ temelinde küresel yönetişim kurumlarının reformunu içeren ‘Yeni Küresel Düzen’ ile el ele hareket etmelidir. Böylesi bir Yeni Küresel Düzen:


Adil bir küreselleşmeye, her insanın hakları ve onuruna, doğayla denge içinde yaşamaya, gelecek nesillerin haklarını hesaba katarak yaşamaya ve ekonomik değil de insanca ölçülen başarıya dayalı olmalıdır.[5]


Guterres’in küresel bir ‘Yeni Sosyal Sözleşme’ ve ‘Yeni Düzen’ için yeniden müzakere edilmesi çağrısı, Karl Polanyi’nin toplumsal mücadele biçimleri ve siyaset ile ekonominin ahlaki düzenlemesi hususundaki ‘çift yönlü hareket’ fikri açısından daha geniş terimlerle düşünülebilir. Polanyi’ye göre hem sosyal liberalizm hem de faşizm, 20. yüzyılda, serbest piyasa kapitalizmi ve Avrupa emperyalizminin yaygın politikalarından kaynaklanan sosyal eşitsizlik, yoksunluk ve uluslararası istikrarsızlık düzeylerine yönelik, tamamen ayrı tepkiler olarak ortaya çıkmıştır.[6] Franklin Roosevelt’in ‘Yeni Düzen’i gibi Batı Avrupa’daki ve Kuzey Amerika’daki sosyal demokrat ve Keynesyen refah devletlerinin ortaya çıkması, buna karşı verilen bir dizi yanıttan biriydi. 20. yüzyılın ortalarında, kapitalizmin sosyal demokratik düzenlemesi, sırasıyla neoliberal reaksiyona, ardından yurtiçi ekonomilerin ve 1970'lerden günümüze süregelen küresel kapitalist ekonominin politik olarak ‘içinin boşaltılmasına’ neden oldu.[7]


Guterres’in küresel eşitsizliğin hızlı yükselişine tepkisi, 40 yıllık neoliberal küreselleşmenin yol açtığı insani ve ekolojik tahribata karşı geri adım atmaya yönelik daha geniş bir sosyal demokrat manzaraya oturur. Bu bağlamda Guterres’in çağrısı, ABD Demokratik Partisinin ve Birleşik Krallık İşçi Partisinin sol kanadının bazı kesimlerinin önerdiği ‘Yeşil Yeni Düzen’ şeklindeki yerel tekliflerin yanında yer alıyor. Guterres’in çağrısı aynı zamanda, kalkınma çalışmaları, uluslararası siyaset teorisi, uluslararası ilişkiler ve uluslararası hukuk teorisi alanları karşısında ‘kozmopolit’ sosyal demokrat teori ve politikanın entelektüel geleneklerinin de yanında yer alır. Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’da gelişmiş sosyal demokrat, Keynesyen refah kapitalizminin sicil ve ilkeleri, küresel sosyal ilişkilerin reformu ve dönüşümü ile küresel yönetişim ve uluslararası hukuk kurumlarını liberal enternasyonalist, kozmopolit terimlerle yeniden düşünmek için kullanılır. ‘Adil küreselleşme’den söz ederken Guterres’in çağrısı; Amartya Sen, Martha Nussbaum, Thomas Pogge, David Held ve Jürgen Habermas gibi şahsiyetlerce geliştirilen bu sosyal demokrat kozmopolit söylemin temel ögelerini yansıtıyor.[8] Genel olarak bu, küresel kapitalizmin ahlaki ve siyasi olarak düzenlendiği ve bütün insanlığın yararı için kademeli olarak kullanıma sunulduğu bir ‘küresel adalet’ vizyonudur.


Guterres’in harekete geçme çağrısına karşı kesinlikle daha radikal bir şeyin parıltılarıyla serpilen itirazlar olacaktır: sağlık ve eğitimin metalaşmasının kınanması; evde bakımın cinsiyetlendirilmiş doğasının ücretsiz iş olarak kabul edilmesi; neo-kolonyalizmin devamlılığının kabulü. Bu anlamda, küresel adaletin böylesine bir sosyal demokrat kozmopolit vizyonu, savaş sonrası küresel liberal düzenin, yükselen milliyetçiliğin ve sağcı popülizmin başarısızlığı ve yavaş yavaş çöküşü ile göze çarpan mevcut alternatifimizden ve Çin’in otoriter kapitalist gelişme modelinin ‘başarısı’ndan daha çekicidir.


Yine de Guterres’in sosyal demokrat kozmopolitlik söylemiyle bir dizi limit ve kör nokta paylaşan harekete geçme çağrısı hakkında temel olarak yetersiz bir şeyler var. Guterres’in açıklamasının, temelde eşitsiz ve dışlayıcı özel mülkiyet fikrinin ahlaki olarak düzenlenebileceği ve kişisel çıkarların ekonomik faydasının kanalize edilebileceği, düzenlenebileceği ve sosyal olarak daha az yıkıcı hale getirilebileceği varsayımının yönlendirdiği, uzun bir Batı bilimi ve siyasi eylem geleneğinin içinde oturduğu anlaşılmalıdır. Böylesi bir felsefi ve ekonomik anlatı, en azından Aristoteles’ten Cicero, Grotius, Smith, Keynes ve Rawls’a kadar uzanır; bu anlatının çağdaş dili ‘kabiliyet’, ‘sosyo-ekonomik haklar’, ‘kurumsal sosyal sorumluluk’ ve ‘sürdürülebilir kalkınma’ dilidir.


Yine de bu uzun ve hâkim entelektüel gelenek, özel mülkiyetin tarihi gelişimini, kapitalist ekonomilerin ortaya çıkışını destekleyen sosyal yeniden üretim sisteminin merkezinde yer alan ve küreselleşmiş kapitalist ilişkileri sürdüren küresel siyasi ve yargısal düzenin şiddet, ayrımcılık ve sömürü biçimlerine dair çok az bir farkındalığa işaret ediyor. Özel mülkiyet, sermaye birikimi ve kapitalist toplumsal yeniden üretimi mümkün kılan, temel şiddet, ayrımcılık ve sömürü biçimlerini inkâr etmek veya yeteri kadar vurgulamamak, piyasa ve sermayeyi ahlaki olarak düzenleme çabasını, yardım, huzur ve gelecek gelişim hikayeleri aracılığıyla geçmiş ve çağdaş sömürü biçimlerini meşrulaştırarak sürekli olarak rayından çıkarır ve aksatır.


Bu tarihsel anlamdaki düşünce, Guterres tarafından sunulan şeyin o kadar da ‘yeni’ anlaşma olmadığı yönünde olsa da ticari toplumun ve kapitalist piyasaların oldukça eski bir ahlaki düzenlemesinin yeniden sunulması, genişletilmiş bir insan hakları yelpazesine, tarihsel yanlışlara ve çevresel teknik düzeltmelere duyulan inanç ile birlikte güncellenmiştir. Birçok yönden bu, anlık başarıyı mümkün kılan ön kabuller ve temel varsayımlardan yoksun savaş sonrası Batı ekonomik refah ve barışı hikayesinin yeniden sunulmasını temsil eder: yurt içinde ve sömürgecilik ve imparatorluk yoluyla birbirini izleyen şiddetli birikim ve mülksüzleştirme dalgaları; ucuz kaynak çıkartma ve çevresel tahribat; bulunduğu her yerde emeğin sömürülmesi; kadınların evdeki ücretsiz, tanınmayan cinsiyetçi emeğinin sömürülmesi; vatandaş olmayanların küçük bir Batı refahı ve barışı bölgesinden dışlanması ve ABD’nin küresel hegemonyasının müdahaleci şiddeti aracılığıyla tüm bunların bir arada tutulması.


Neoliberal küreselleşmenin tahribatına, otoriterliğin ve sağcı popülizmin yükselen akıntısına karşı sosyal demokrat eski düzenin yeni düzen olarak yeniden servis edilmesi umut verici görülebilir, ancak bu düşünme şekli, dünyaya insanlığın karşı karşıya olduğu mevcut üst üste binen krizler dizisiyle başa çıkma planı sunma görevine gerçekten uygun mudur? Doğal çevre ve biyosferin sömürülmesi, özel mülkiyet ve sermaye birikiminin dışlayıcı sosyal ilişkileri, emeğin yabancılaşması ve sömürülmesi, cinsiyetlendirilmiş emeğin sömürülmesi, finansal sermayenin yabancılaşma operasyonu, tüm şeylerin ve insanların metalaştırılması, piyasa rasyonalitesinin kültürel hegemonyası, tüketicilik ve bireycilik. Bütün bunlar, kapitalist toplumsal yeniden üretimin mevcut küreselleşmiş sisteminin içine işlemiştir.[9]


Çağdaş kapitalizmi bir tür küresel sosyal demokrat çözüm olarak reform etmeyi ve ahlaki olarak düzenlemeyi düşünmek, neoliberal küreselleşmenin getirdiği bazı sıkıntılara çözüm olabilir ve bazı yoksulluk biçimlerini biraz daha hafif hale getirebilir. Yine de eğer çağdaş kapitalist toplumsal yeniden üretimin merkezinde yer alan temel şiddet, sömürü ve ayrımcılık biçimlerini örtbas etmeye ve görmezden gelmeye devam edersek, dünyamızın şu an olduğundan tamamen farklı bir şeye dönüşebileceğini düşünmek de inanılmaz derecede saflık olacaktır. Batı sosyal demokrat kapitalizminin eski modelinin, Batı barış ve refahının bu dilimini mümkün kılan çeşitli şiddet biçimleri olmaksızın dünya için yeniden sunulabileceğini düşünmek de inanılmaz derecede saflıktır.


Kapitalist toplumsal yeniden üretim şiddetinin yankısı ve bunun ahlaki reddi, herhangi bir eşitlikçi ve demokratik küresel anayasal yapılanma fikrine ilham vermelidir. Daha azı, ‘küresel adalet’ olarak tasvir edildiğinde, sadece yüzeyi eşeler ve yeryüzünün ve insanlığın sömürülmesi ve yozlaşması devam ederken bir nebze ahlaki rahatlık sunar.


Orijinal metin, "What Kind of Justice for a ‘Global New Deal’?" başlığıyla 28 Temmuz 2020 tarihinde Critical Legal Thinking sitesinde yayımlanmıştır, orijinal metne bağlantı üzerinden erişmeniz mümkündür.


[1]António Guterres, ‘Tackling the Inequality Pandemic: A New Social Contract for a New Era.’ Nelson Mandela Annual Lecture, New York, 18 Temmuz 2020.

[2]Ibid

[3]Ibid

[4]Ibid

[5]Ibid

[6]Karl Polanyi, Büyük Dönüşüm: Çağımızın Siyasal ve Ekonomik Kökenleri, (Boston: Beacon Press, 2001).

[7]Çeşitli açıklamalar için bkz: FredBlock, The Origins of International Economic Disorder, (Berkeley: University of California Press, 1977); Michael Mann, The Sources of Social Power, Vol 4: Globalizations, 1945-2011, (Cambridge: Cambridge University Press, 2013); Wolfgang Streeck, Buying Time: The DelayedCrisis of Democratic Capitalism, trans. PatrickCamiller, (London: Verso, 2014); Richard Peet, Unholy Trinity: The IMF, World Bank and WTO, 2nd ed. (London: Zed Books, 2009); Philip Mirowski, Never Let a SeriousCrisisgo to Waste, (London: Verso, 2013).

[8]Amartya Sen, The Idea of Justice, (London: Penguin, 2009); Amartya Sen, Development as Freedom, (Oxford: Oxford University Press, 1999); Martha Nussbaum, Creating Capabilities: The Human Development Approach, (Cambridge, MA: Harvard University Press, 2011); Thomas Pogge, World Poverty and Human Rights, 2nd ed. (Cambridge: Polity, 2008); David Held, Global Covenant: The Social DemocraticAlternative to the Washington Consensus, (Cambridge Polity Press, 2004); Jürgen Habermas, The Divided West, (Cambridge: Polity Press, 2006).

[9]Farklı açıklamalar için bkz.: Stephen Gill, Power and Resistance in the New World Order, (Basingstoke: Palgrave McMillan, 2003); William I. Robinson, Global Capitalism and the Crisis of Humanity, (Cambridge: Cambridge University Press, 2014); Boaventura De SousaSantos, Toward a New Legal Common Sense: Law, Globalization, and Emancipation, (London: Butterworths, 2002); Silvia Federici, Revolution at Point Zero: Housework, Reproduction and Feminist Struggle, (Oakland, CA: PM Press, 2012).