Şu An Neredeyiz?

Giorgio Agamben

Çev.: Yusuf Enes Karataş


Kendimizi içinde bulduğumuz olağanüstü durumda yaşamak ne anlama geliyor? Hiç şüphesiz evde kalmak anlamına geliyor ancak bununla sınırlı değil. Aynı zamanda yetkililerin ve medyanın her fırsatta yaydığı paniğe yenik düşmemek ve komşumuzun sadece bir bulaştırıcı ve olası bir bulaş faili olmadığını, her şeyden önce sevgimizi ve desteğimizi borçlu olduğumuz yoldaşımız olduğunu hatırlamamız; aklı başında kalmak ve kendimize bu ülkede ilan edilen militarize edilmiş olağanüstü durumun, diğer şeylerin yanı sıra, hükümetlerin sağlık sistemimizi parçalamaktan dolayı üstlendiği çok ciddi sorumluluğu vatandaşların omuzlarına yıkmanın bir yolu olup olmadığını kendimize sormamız; sesini duyurup kamu hastanelerinin mahrum bırakıldıkları kaynakların iadesini talep etmek ve yargıçlara ulusal sağlık sisteminin yok edilmesinin, bir kişinin uygunluk belgesi olmadan evden ayrılmaktan çok daha ciddi bir suç olduğunu hatırlatmak anlamına geliyor.


Eninde sonunda kendimize ne yapacağımızı, olağanüstü durum sona erdiğinde hayatlarımıza nasıl devam edeceğimizi sormak anlamına geliyor çünkü ülkenin, virologların ve kendini uzman ilan eden uzmanların oybirliğinden uzak görüşlerine kulaklarını kapayıp hayata geri dönmesi gerekiyor. Kesin olan bir şey var: Bu şekilde devam edemeyiz. Şimdiye kadar böyle yaptık ancak bundan böyle para dininin ve yönetimin körlüğünün bizi içine soktuğu ekstrem durumun farkında değilmişiz gibi yapamayız. Yaşadığımız deneyimin uzun vadeli bir önemi varsa o da unuttuğumuz bir çok şeyi öğrenmemiz gerekeceği gerçeğidir. İlk olarak üzerinde yaşadığımız dünyaya ve mesken bellediğimiz kentlere farklı bir şekilde bakmamız gerekecek. Reklamcıların tıpkı daha önce olduğu gibi bizi satın almaya zorlayacakları tüm yararsız şeyleri tekrar satın almaya başlamanın bir mantığı olup olmadığını kendimize sormamız ya da belki de her ihtiyacımız için süpermarketlere güvenmek yerine en azından bazı temel ihtiyaçlarımızı kendimiz karşılayabilsek daha iyi olurdu diye düşünmemiz gerekecek. Tatil günlerinde uzak yerlere uçmanın hâlâ savunulabilir bir karar olup olmadığını ya da yaşadığımız mekanları tekrar mesken edinmeyi öğrenmemizin, bu mekanlara daha dikkatli gözlerle bakmamızın daha acil bir ihtiyaç olup olmadığını kendimize sormamız gerekecek.


Diğer şeylerin yanı sıra, yaşama yeteneğimizi gerçekten kaybettik. Şehirlerimizin ve kasabalarımızın turistler için eğlence parklarına dönüştürülmesini kabul ettik ve şimdi salgın turistleri ortadan kaldırdı, başka bir yaşam tarzından vazgeçen şehirler hayaletimsi yok-yerlere indirgendi. Para dininin ve yöneticilerin körlüğünün bize önerdiği seçeneklerin neredeyse tamamı gibi bunların da yanlış seçimler olduğunu anlayabilmeliyiz.


Kısacası, gerçekten önemli olan tek soruyu, sahte filozofların yüzyıllardır sordukları “nereden geldik?” veya “nereye gidiyoruz?” sorularını değil, sadece “şu an neredeyiz?” sorusunu kendimize sormamız gerekecek.


Bu, elimizden geldiğince ve nerede olursak olalım, sadece sözlerimizle değil yaşamlarımız da yanıtlamaya çalışmamız gereken bir sorudur.