Çıplak Hayat ve Aşı

Giorgio Agamben

Çev.: Yusuf Enes Karataş


Daha önceki metinlerimde birçok kez çıplak hayat mefhumuna başvurdum. Esasında, bana öyle geliyor ki salgın, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde, insanlığın bundan böyle ne pahasına olursa olsun korunacak bir çıplak hayattan başka bir şeye inanmadığını göstermiştir. Sevgi ve merhamet eserleriyle ve şehadet noktasına varan inancıyla Hıristiyan dini; koşulsuz dayanışma ethosuna sahip politik ideoloji; hatta işe ve paraya olan inanç – bunların hepsi, istatiksel kapsamı değişken ve kasten belirsiz bir risk biçiminde de olsa, çıplak hayat saldırı altına girer girmez arka planda kalır gibi görünüyor.


Bu kavramın anlamını ve kökenini açıklamanın zamanı geldi. Bunun için, insanın kesin olarak tanımlanabilecek bir şey olmadığını unutmamak gerekir. Bunun yerine, her zaman güncellenen, insanı hayvandan, insanı hayvandan, insan olmayandan hem içsel hem dışsal olarak ayıran sınırı, insandaki insaniyeti belirleyen tarihi bir kararın yeridir. Linnaeus kendi sınıflandırma sistemini tasarlarken, insanı diğer primatlardan ayıran ayırt edici bir özellik aradı; böyle bir özellik bulamamış ve “kendini bilmek” hakkındaki eski felsefi özdeyişten dolayı genel bir isim olan homo’ya sapiens’i eklemiştir. Linnaeus’un Systema Naturae’sinin onuncu baskısına eklediği sapiens teriminin anlamı şudur: İnsan, insan olabilmek için kendini insan olarak tanıması gereken hayvandır. O, insan olanla olmayanı ayrıştıran – ya da daha doğrusu neyin insan olup olmadığına karar veren – hayvandır.


Tarihte bu kararın gerçekleştiği mekanizmaya antropolojik makine diyebiliriz. Makine, hayvan yaşamına ait olan her şeyi insandan dışlayarak ve bu dışlama yoluyla insanı üreterek çalışır. Ancak makinenin çalışması için, dışlamanın da bir içerme olması gerekir; iki kutup – hayvan ve insan – arasında, onları hem ayıran hem de bağlayan bir eklem ya da bir tür eşik olmalıdır. Bu eklem yeri çıplak hayattır – yani, ne tam anlamıyla hayvan ne de gerçekten insan olan, insan ve insan olmayan arasında kararın verildiği bir hayat. İnsanın, biyolojik hayatı sosyal hayattan ayıran içselliğinden geçen bu eşik, bir soyutlama ve sanallıktır; ancak kendisini değişmez bir biçimde somut ve politik olarak belirlenmiş tarihsel figürlerle somutlaştırarak gerçekleşen bir soyutlamadır: antik dünyada herkesin suç işlemeden öldürebileceği köle, barbar ya da homo sacer; vahşi kimse, kurt adam veya sözde homo alalus, Aydınlanma ve on dokuzuncu yüzyılda taklitçi ve insan arasındaki eksik halka; istisna halindeki vatandaş, Lager’deki Yahudi, resüsitasyon odasındaki ağır komada bulunan kişi veya yirminci yüzyılda organları için korunan beden.


Bugün söz konusu çıplak hayat mefhumu, pandeminin ele alınmasında ne anlam ifade eder? Tıp tarihinde görülmemiş biçimde tecrit edilen ve tedavi edilen hasta insan değildir; daha ziyade, enfekte olan veya daha özel olarak, çelişkili bir ifadeyle adlandırıldığı gibi, asemptomatik hastadır [il malato asintomatico] – herhangi bir insanın, esas itibarıyla ve bilmeden olduğu bir şeydir. Söz konusu olan sağlık değil, ne sağlıklı ne de hasta olan, bu haliyle ve potansiyel olarak patojenik olduğu için özgürlüklerinden mahrum bırakılabilen ve her türlü yasak ve kontrole tabi tutulabilen bir yaşamdır. Bütün insanlar bu anlamda neredeyse asemptomatik hastalardır. Hastalık ve sağlık arasındaki gidip gelen bu yaşamın tek kimliği, yeni bir dinin vaftiz töreni gibi, bir zamanlar vatandaşlık denen şeyin tersine çevrilmiş mefhumunu tanımlayan eküvyon çubuklarının ve aşıların alıcısı olmaktır. Bu vaftiz kalıcı değil, zorunlu olarak geçici ve yenilenebilirdir; her zaman ve her yerde sağlık sertifikasını ibraz etmesi gereken yeni vatandaş, artık devredilemez, ayrılmaz haklara [inalienabili e indecidibili] sahip olmayacak, yalnızca sürekli olarak kararlaştırılması ve güncellenmesi gereken yükümlülüklere sahip olacaktır.


Bu makale ilk olarak Quodlibet internet sitesinde yayımlanmış ve D. Alan Dean tarafından İngilizceye çevrilmiştir.


İngilizceden çevirdiğimiz metin ‘Bare Life and Vaccine’ başlığıyla 17 Nisan 2021 tarihinde D. Alan Dean'in Medium bloğunda yayımlanmıştır, İngilizce metne bağlantı üzerinden erişmeniz mümkündür.