Walter Benjamin'in Düşüncesi Üzerine Notlar: Anti-fetişizm

James Martel

Çev.: Mehmet Odabaşı


Walter Benjamin, politik fetişizm kavramına her zaman doğrudan atıfta bulunmasa da, onun yazdığı her şeyin temelinde bu kavramın yattığı ileri sürülebilir. Benjamin’in "fantazmagori" kavramı, yani çağımızda gerçekliğin yerine geçen tehlikeli yanlış temsil atmosferi temelde fetişizmin –diğer biçimlerinin yanı sıra - politikasıyla ilgili bir ifadedir. Benjamin'e göre, bu kitlesel fetişizm pratiğinin hem politik ekonomik hem de teolojik kökenleri vardır. Kısa vadede fantazmagori, meta fetişizminin ve kapitalizmin yükselişinin yan ürünüdür. Daha derin bir şekilde, fetişizm Benjamin'e göre cennetten kovuluşun bir yan ürünüdür. Benjamin bize, cennette Âdem’in orada bulduğu nesnelerle doğrudan ve dolaysız bir ilişkisi olduğunu söyler (görevi onlara sözlü isimler vermekti), düşüşten sonra insanların bu yalın, apaçık gerçekle olan bu bağını kaybettiğini söyler. “Kendi Başına Dil ve İnsan Dili Üzerine”de Benjamin şöyle yazar:


“Yılanın ayartması sonucu edinilen bilgi, neyin iyi neyin kötü olduğunun bilgisi, adsızdır. En derin anlamıyla hükümsüzdür ve tam da bu bilgi cennette rastlanan tek kötülüktür. İyi ve kötünün bilgisi adı terk eder, dışarıdan bir kavrayıştır o, yaratıcı kelamın yaratıcı olmayan taklididir.”[1]


Benjamin'e göre düşüş, ilahi hakikat yerine yanlış bilgiyi (“yılanın baştan çıkardığı bilgi”) seçen insanları temsil eder. O zamandan beri, insanoğlu temsilden, "yaratıcı dünyanın yaratılmamış taklidinden" başka çare bulamadı. Temsil, ilahi gerçeği yeniden üretme veya onun yerine geçme insani girişimidir. Bu tür hakikat(ler) yerine, başarısızlıktan başka bir şey üretmez. Fetişizm, bu başarısızlığı görmeyi reddetmek ya da görememektir.


Benjamin'e göre, bu tür bir fetişizmden kaynaklanan fantazmagori, mümkün olan her boyutta gerçeklik sayılanı oluşturur. Fetişizmimizi dünyanın nesnelerine yansıtıyoruz, aslına bakılırsa onlara davranışlarımızla kendimizi köleleştiriyoruz. Bu fetişizmden tam bir siyasi düzen yaratılır. Benjamin, "Şiddetin Eleştirisi”nde bize, siyasal düzenimizin temel yapı taşları olan hukuk ve egemenliğin temellerinin bile "mitik şiddet" dediği şeyin örnekleri olduğunu söylüyor.[2] Bu yasal ve politik uygulamaların, varsayımsal nesnel hakikatlere (ya ilahi, doğal ya da bilimsel kanılarla) dayandırıldığı iddia edilmektedir, ancak gerçekte yalnızca boş projeksiyonlardır, gerçek hukuk uygulamaları değil, hukuki ve politik kılıkta kaba kuvvet uygulamalarıdır.


Benjamin'e göre, zamanın kendisi bile (bizim onu algıladığımız şekliyle) fantazmagoriden kaynaklanır. İlerleme duygusu, bizi gerçek ve mükemmel bir geleceğe taşıyan zamanın yanı sıra, geçiciliğimizi inşa eden eskatolojilerin tümü fetişizmin ürünleridir. Benjamin'e göre, moda gibi kapitalist kültürel kurumlar sürekli olarak her anın daha önce geçmiş olanlardan çılgınca farklı olduğu konusunda ısrar etse de, bizler değişmeyen ve durağan bir dünyada yaşıyoruz, Benjamin'in basitçe "cehennem" dediği bir varlık durumu.[3]


Benjamin'e göre fantazmagoriden kaçış yoktur; fetişin altında açığa çıkarılacak hiçbir gerçek yoktur, etkisinden bir kez ve sonsuza kadar “azat” olmak yoktur. Bu nedenle, Benjamin için hepimiz bir dereceye kadar fetişistiz. Benjamin için anti-fetişist ve fetişist arasındaki tek fark – ama bu fark kritiktir - anti-fetişistin temsilin başarısızlığını fark etmesi ve hatta araştırmasıdır. Bu başarısızlık, savunmasızlığın, sahteliğin ve hatta temsilin imkânsızlığının ifşası, anti-fetişistin fantazmagoriye maksimum zarar vermek için uğraştığı şeydir.


Benjamin’in, fetişizme en iyi direndiklerini düşündüğü kahramanları kesinlikle garip bir kafiledir. Başarısızlığa olan ilgisi onu tarihin kaybedenleriyle, kandırılmış solcularla, elden çıkarılanlarla, iktidarın ve siyasi otoritenin çevresinde bulunabilecek ayyaşlarla ilgilenmeye çekiyor. On dokuzuncu yüzyıl Fransız şairi Charles Baudelaire'e olan ilgisi, şiirleri bu türden fantazmaları sergilese bile, Baudelaire'in tamamen fantazmagori tarafından satın alındığı ve onun tarafından tehlikeye atıldığı görüşünden kaynaklanmaktadır. Benjamin'e göre, kişi fantazma tarafından ne kadar baştan çıkarılırsa, içeriden büyük ve kalıcı bir yıkıma girişmek için o kadar çok fırsat vardı.


Benjamin ayrıca geç 16. yüzyılın Barok Alman oyun yazarlarıyla da çok ilgileniyordu. Başyapıtı Alman Tragedyasının Kökeni bu yazarlara odaklandı çünkü ona göre, onlar çok başarısız oyun yazarlarıydı. Onlar, tıpkı çağdaşları Shakespeare ve Calderón gibi değişen ve savunmasız bir siyasi düzen karşısında otoriteyi ve egemen majesteyi aksettiren aşkın oyunlar yazmak isteseler de, Benjamin bize bu oyun yazarlarının tamamen başarısız olduğunu söyler. Oyunları o kadar hantaldı, sahne dekorları ve kötü senaryolar tarafından o kadar fazla belirlendi ki, içlerindeki başarısızlığı Shakespeare ve Calderon'un ustalığı üzerinden okuyabiliriz. Alman oyun yazarlarının yazdığı sözler bile, egemen otoriteyi fetişleştirmeye olan bağlılıklarına ihanet eder. Benjamin bize şöyle anlatır: "Barok dili, onu oluşturan unsurların isyanı tarafından sürekli olarak sarsılır."[4]


Benjamin için bu isyan, her nesneye, her işarete, hatta kendi özümüze kadar uzanır. Ona göre, her nesne bir kefaret durumunda kalır; bizi onu fetişleştirmeye götüren, yalnızca dünyayı öznel olarak yanlış okumamızdır. Böylece nesneler, doğaları gereği, onlara koyduğumuz temsile direnir ve meydan okur. Bu isyanla ittifak içinde olmayı öğrenebilirsek, Benjamin'in "öznelliğin zaferi ve şeyler üzerinde keyfi bir kuralın başlangıcı" dediği şeye teslim etmeye çalışmak yerine maddi dünya ile çalışmayı öğrenebilirsek, etrafımızda gördüğümüz başarısızlığı artırabiliriz, etrafımızdaki fetişizmi desteklemek yerine zayıflatmaya çalışabiliriz.[5]


O halde bu bize Benjamin’in anti-fetişizm programını gösteriyor; doğrudan saldırı ya da düşlemin kalıcı olarak yok edilmesi için değil, daha çok komplocu bir şey için çağırıyor. (Tıpkı Benjamin’in Baudelaire hakkında yazdığı gibi, “Dilin kendisiyle komplo kurar. Etkilerini adım adım hesaplar.”[6]) Benjamin’in temsil ile ilişkisi genellikle apolitik veya mistik görünen biçimler alır (bu, bir politik düşünür olarak neden her zaman ciddiye alınmadığını açıklamaya yardımcı olabilir). Yine de Benjamin’in sanata, sinemaya ve tiyatroya olan ilgisi son derece siyasi olmaya devam ediyor çünkü ona göre, sanat yoluyla temsil faaliyetlerine katılıyoruz, siyasi biçimler de dâhil olmak üzere tüm temsil biçimlerinde var olan fetişizmi açığa çıkarmak ve yıkmak için çalışıyoruz. Teolojiyle olan ilişkisi de benzer şekilde politik bir boyuta sahiptir çünkü Benjamin'e göre, modern devlet ve modern sosyal formlar gibi en seküler kurumlar bile derin teolojik etkilerle şekillenir (düşmüş olmak bizi şekillendirmede en önemli güçtür). Fantazmagorik dünyamızın altında yatan gizli teolojiyi irdelemek için, cevaplayıcı, anti-fetişist bir teolojiye ihtiyacımız var, ki Benjamin bunu sağlar (Tanrı'nın "ilahi şiddeti" olarak adlandırdığı, mitik temsil biçimlerini tersine çeviren ve ardında hiçbir şey bırakmayan – gerçeğin olmamasına - uygun olarak).


Bir bakıma, "anti-fetişizm" terimi bile, Benjamin'in ne yaptığını tanımlamak açısından yanıltıcıdır, çünkü terimin kendisi fetişizmin geri alınmasını veya silinmesini, kalıcı olarak ortadan kaldırılma olasılığını önermektedir. Daha önce de belirtildiği gibi, Benjamin'e göre, bizim düşüş sonrası [postlapsarian]** durumumuzda, fetişizmin cazibesinden ya da etkilerinden asla tamamen kurtulamayız. Bu durumda "anti", fetişizmin reddi veya yok edilmesi olarak değil, daha çok bir uğraş, bir yıkıcılık ve onun menfur etkileriyle bir mücadele olarak okunabilir.


Benjamin, Altıncı Emri öldürmeye karşı nasıl yorumlayacağımızdan söz ederken fetişizmle ve ona karşı nasıl ilişki kuracağımızı düşünmemiz için bize bir dil sağlar. İnkar edilemez görünen ve her zaman aynı ve tutarlı bir şekilde uygulanması gereken bir yasa, ve bu yasanın Tanrı'dan gelmiş gibi göründüğü göz önüne alındığında, Tanrı adına yalnızca bir fetiş olarak hizmet etmekle tehdit ediyor. "Şiddetin Eleştirisi"nde Benjamin şöyle yazar:


“[Bu emir] bir yargılama kriteri olarak değil, tek başınalık içinde onunla boğuşmak ve uç durumlarda onu görmezden gelme sorumluluğunu üstlenmek zorunda olan kişi veya toplulukların eylemleri için bir kılavuz olarak mevcuttur.”[7]


Aslında, orijinal Almanca'da dil daha da güçlüdür. "Görmezden gelme” terimi, kelimenin tam anlamıyla sırtını dönmek anlamına gelen Almanca "absuzehen" terimiyle karşılanmaktadır.[8] Yani Benjamin'in burada öğütlediği şey kayıtsızlık değil, gerçek bir terk ediştir (zaman zaman da olsa). Tanrı'nın niyetini temsil ettiği iddia edilen tüm örneklerde olduğu gibi, bu emrin de göründüğü gibi alınmaması gerektiğini görebiliriz. Onunla “boğuşmalıyız” ve bazen ona sırtımızı dönmeliyiz. Daha genel olarak fetişizmle uğraşmak da böyledir. Mücadele ederiz. Çarpışırız. Fetişin cazibesini hissederiz ama ona içeriden direnir ve onu altüst ederiz. Bazen fetişi terk ederiz ama asla unutamayız (asla görmezden gelmeyiz) en azından fetişizmden, hatta bütün temsilden, bir anlamda kaçmış olarak gizlice geri döner.


Benjamin’in anti-fetişizmi bu durumda kolay bir düzeltmeyi veya son çözümü vaat etmez. Yerel ve aralıklı kalır. Herhangi bir zamanda, fetişizm için diğer zamanlardan çok farklı ilişkilerimiz ve stratejilerimiz olabilir. Benjamin’in fetişizm anlayışı ve stratejisi, bence anarşist bir politikaya yol açar. Bu yolla, bize, siyasi egemenlik olarak en yüksek tezahüründen en düşük en sıradan temsil düzeyine kadar en aşağıya inen güç ve otoritenin cazibesine direnmek için bir yol sunar. Böyle bir siyaset, temsilin temel sorunlarını (siyasi, teolojik ve dilbilimsel anlamda) asla çözemeyecek olsa da fantazm tarafından, durumumuz tarafından düşüş sonrası [postlapsarian] özneler olarak nispeten belirsiz kalmamızı sağlar.


Orijinal metin, “Anti-fetishism: Notes on the Thought of Walter Benjamin” başlığıyla 22 Nisan 2013 tarihinde, Critical Legal Thinking sitesinde yayımlanmıştır, orijinal metne bağlantı üzerinden erişmeniz mümkündür.


[1] Walter Benjamin, “On Language as Such and the Language of Man,” in Walter Benjamin: Selected Writings Vol. 1, 1913–1926, Marcus Bullock, Michael W. Jennings, eds. (Cambridge, MA: Belknap Press, 1996), p. 72. [Benjamin Walter, Kendi Başına Dil ve İnsan Dili Üzerine, çev.(içinde) Gürbilek Nurdan, Son Bakışta Aşk Walter Benjamin'den Seçme Yazılar, 1993, 1. Basım, İstanbul, Metis Yayınları, sf. 164.].

[2]Walter Benjamin, “Critique of Violence” in “Walter Benjamin: Selected Writings Vol. 1, 1913–1926, Marcus Bullock, Michael W. Jennings, eds. (Cambridge, MA: Belknap Press, 1996). p. 248. [Der. Aykut Çelebi, Şiddetin Eleştirisi Üzerine, Çev. (içinde) Ece Göztepe, Zeynep Direk, Ferit Burak Aydar, 1. Baskı, İstanbul, Metis Yayınları, 2010].

[3]Walter Benjamin, The Origin of German Tragic Drama, (New York: Verso, 1998), s. 234.

[4]A.g.e. s. 207.

[5] A.g.e., s. 233.

[6]“Walter Benjamin, “The Paris of the Second Empire in Baudelaire,” in The Writer of Modern Life: Essays on Charles Baudelaire. Cambridge, MA: Belknap, 2006, s. 126.

**Postlapsarian, günahkârlığa ve bozulmuşluğa atıfta bulunan, Âdem ve Havva'nın cennetten dünyaya düşüşünden sonraki süreci tanımlamak için kullanılan bir kavramdır. (ç.n.)

[7]“Critique of Violence,” s. 250.

[8]Walter Benjamin, “Zur Kritik der Gewalt” in Gesammelte Schriften Band II.1 (Frankfort: Surkamp Verlag, 1980), s.201. Bunu bana gösterdiği için Marc de Wilde’ye minnettarım.